16-09-2026
İsmet Berkan

Köşe yazarının çıkmazı: Yapay zekada olanları mı yazmalı, kabzımal operasyonunu mu?

Köşe yazarının çıkmazı: Yapay zekada olanları mı yazmalı, kabzımal operasyonunu mu?

Yazılarımı sabah yazıyorum ama çoğunlukla akşamdan ne yazacağımı biliyor oluyorum; ona göre dersimi çalışıyorum, konuşmam gereken insanlar varsa onlarla konuşuyorum, sabah da yazmaya hazır oluyorum.

Bu sabah ne yazacağımı da biliyordum aslında; yapay zekanın sahiden insanlık için bir ölüm-kalım tehdidi yaratıp yaratmadığına ilişkin tartışmaları anlatacak, bu konuda endişeli olanlara biraz daha bilgi aktarmaya çalışacaktım.

Bu kararı vermiştim ama içimde de bir ses, “Türkiye ile ilgilen” diyordu. Türkiye’de bir yandan “Ailem Güvende” adıyla açıkça faşizan bir polis-adliye operasyonu devam ediyor, bir yandan da salı sabahı itibarıyla 41 büyük kabzımal gözaltına alındı, buna da “Gıda baronları” deniyor.

İnsanların yıllar önce bu ülkeyi özgür ve bireysel hakların güvence altında olduğu bir ülke zannedip sosyal medyadan yaptığı paylaşımlar bugün önlerine tutuklama gerekçesi olarak, üstelik yasalarımızda olmayan bir “müstehcenlik” suçuyla konulmuş. Söyleyecek bir sürü ağır şey var ama bunları söylemek benim yüreğimi soğutmamdan başka işe yaramaz, sen ben bizim oğlan yüreğimizi soğutuyoruz belki ama bu vahim işleri yapıp bireysel özgürlük alanını tamamen yok edenler tınmıyor bile.

“Gıda baronları” adı takılan kabzımal operasyonu ise açıkça bir halkla ilişkiler operasyonu. Çok merak ediyorum, bu operasyondan sonra mandalinanın veya domatesin fiyatı belirgin biçimde düşecek mi? Yoksa bu kabzımalların devreden çıkması yüzünden meyve sebzede bir darlık yaşanıp aksine fiyatlar mı artacak?

Mesela bu kabzımallarla hiçbir ilişkisi olmayan, doğrudan üreticiden alan büyük marketlerin fiyatlarını bir kenara not edip yarın öbür gün ortaya çıkacak fiyatlarla kıyaslamakta fayda var belki de.

Ama bu da faydasız bir çaba aslında. Çünkü bu operasyonun bir tane hedefi var: Vatandaşa dönüp “Bakın sizi yönetenler sizin için gece gündüz çalışıyor” demek. Bu dendi bile. Sonrası ikinci planda.

O zaman dönüp yapay zeka yazmak belki de daha iyi.

Biliyorsunuz, yapay zeka şirketleri arasında insan seviyesinde bir yapay zeka yaratmak için amansız bir yarış var. Yarış o kadar amansız ki, korkulan şey, yeterli güvenlik testi yapılmadan ve yeterli güvenlik sağlanmadan ortaya yeni yeni ürünlerin çıkması ve bunların da insanlığa faydadan çok zarar getirme olasılığının artmasından korkuluyor.

Korkanlar da bizzat o yarışı en önde götüren yapay zeka şirketlerinin kendileri. Bu işte öncülüğü Anthropic aldı, ilk onlar ortaya çıkıp “Yavaşlayalım” dedi; OpenAI’dan Sam Altman ve xAI’dan Elon Musk hemen onu destekledi.

“Yavaşlayalım”dan kasıt, araştırma yapmayı, yeni ürün geliştirmeyi durduralım değildi. Sadece iç denetime ve belki mümkünse dış denetime zaman verecek ölçüde yavaşlamaktı.

Ama garip bir şey oldu: Aynı anda ABD Başkanı Donald Trump ve Çin devlet yetkilileri aynı şeyi söylediler: “Yavaşlama çağrıları bir komplo, yavaşlamayalım.”

Bütün dünya yapay zeka konusunda ikiye bölünmüş gibi duruyor. Bir yanda, “Yapay zeka kıyameti” olacağından emin olanlar var, diğer yanda bu “kıyamet” uyarılarına boş verenler…

En çarpıcı şeylerden birini Çinli bir uzman söyledi, “Yapay zeka partinin ideolojik kontrolunu zayıflatır” dedi. Bunu okuyunca yüksek sesle güldüm. Onların derdi de bu: Komünist Parti’nin kontrolunu mutlak kılmak.

Kendi adıma ben yapay zeka yüzünden bütün insanlığın sonunu getirecek bir felaket bekleyenlerden değilim; ama bu yapay zekanın hiç tehlikesi yok anlamına gelmiyor.

Çok güçlü bir araç yapay zeka ve her yeni versiyonunda daha da güçleniyor. Bu gücü olmadık insanların eline verdiğinizde de korkunç şeyler olabiliyor.

Örneğin, daha önce epey paraya ve insan gücüne malolan mesela seçimlere müdahale amacıyla yalan haber üretmek, yalan haber siteleri kurmak, sosyal medya hesapları açmak gibi şeyler yapay zeka sayesinde neredeyse maliyetsiz hale gelmiş durumda.

Bir başka şey, bilgisayar korsanlarının düne kadar ciddi para karşılığı yaptığı DDoS ataklarını yapmak artık yapay zeka sayesinde ayda 20 dolar abonelik parasıyla becerilebilir hale geldi.

Sahte videoları, sahte seslendirmeleri saymıyorum bile, bunlar fena halde yayılmış durumda, daha da yayılacaklar ve gerçeklik zemini ayaklarımızın altından biraz daha çekilecek.

Yapay zeka cini şişeden çıktı bir kere ve kimse onu yeniden şişesine geri sokamaz. Bu sakıncalarla birlikte yaşamayı öğreneceğiz.

Yapay zeka konusunda fazlasıyla iyimser olanlara da tam olarak katılamıyorum. Evet, elbette yapay zeka insanlığa çok fazla şey sunacak, bilimi olduğundan daha ileriye daha büyük bir hızla taşıyacak, kansere çare bulacak, yeni ilaçlar yaratacak, tıbbi teşhis ve tedaviyi çok yaygınlaştıracak, ucuzlatacak, kim bilir belki iklim krizine bir çare bile bulacak.

Ama bu iyilikler ve güzellikler de öyle bedelsiz olmayacak. Birkaç şirketin dünya üzerindeki hakimiyet pekişecek, sınırsız denebilecek kaynaklar bu şirketlere akmaya başlayacak, o şirketlerin gücü devletlerin gücünün ötesine geçebilecek.

Pusula’nın ödeme güçlüğüne düşmesi sıradan bir olay değil

Pusula’nın ödeme güçlüğüne düşmesi sıradan bir olay değil

Türkiye kaç tane para fonu var? Tam sayısını bilmiyoruz aslında.

Bu fonların bir bölümü açık fon. Yani istediğiniz zaman fona para yatırıp katılabiliyor, istediğiniz zaman da paranızı alıp çıkabiliyorsunuz.

Pusula’nın bazı fonlarında salı günü temerrüde düşüldü; yani parasını almak isteyenler alamadı, fon para ödeyemedi.

Herkese açık olan para piyasası fonları, topladıkları paralarla hisse senedi alıyorlar. İdeali, fonun risk yapısı belli bir hisse senedi-tahvil yatırım sepeti oluşturması. Nitekim, bankaların ve başka şirketlerin diyelim BES için oluşturdukları fonlar böyle fonlar. Getirisi de sınırlı, riski de.

Ama son dönemde herkes paradan para kazanma hevesine kapıldığı ve bazı fonlar da sanki risk hiç yokmuş, sadece astronomik kazançlar varmış izlenimi vermeye başladı. Getirisi yüzde 4 bini bulan fonlar gördük.

Bunlar genellikle çok sınırlı sayıda hisse senedinde işlem yapan, o hisse senetlerini ortada pek de bir şey yokken alıp zıplatan, hisse senedi yükselince de sanki fonun getirisi ve değeri yükselmiş gibi davranan fonlardı.

Ama fondan para çıkışı başlayınca da tam tersi oluyordu. Tahtasına hakim olduğu hisse senedini hızla satmak zorunda kalan fon, bir yandan hisse değer kaybederken çöküşe geçiyordu.

Şimdi Pusula’nın ödeme yapamayan bazı fonlarındaki durum tam olarak bu.

Pusula’nın sorunları salı günü başlamadı; bunlar çok önceden başladı, fonlardan ciddi para çıkışı oldu. O çıkışlar nedeniyle de ki Pusula kendini Tera’ya satmak istedi, Tera da alıcı oldu.

Korkulan şey, Pusula’da yaşananın sistemik bir risk oluşturup oluşturmayacağı. Panik başlar ve herkes para fonlarından parasını çekmeye çalışırsa mesele sıradan bir fon batışı olmanın ötesine geçebilir, çok sayıda yatırımcı yanabilir.

Sosyal medya yandığını duyuran yatırımcılarla dolu zaten.