17-09-2026
İsmet Berkan

Türkiye’nin hakem sorunu sadece futbolda yok!

Türkiye’nin hakem sorunu sadece futbolda yok!

Süper Lig’de beş haftayı daha yeni tamamladık, bu hafta sonu altıncı hafta maçları yapılacak.

Lig uzun bir maraton; bu anlamda daha her şeyin başındayız. Ama ligin iddialı ekiplerinden Fenerbahçe daha şimdiden çok şikâyetçi. Şikâyet, her zaman olduğu gibi hakemlerden. Teknik Direktör İsmail Kartal, “Hakemler 8 puanımıza mal oldu” diyor.

Futbolda hakem sorununu yıllardır konuşuyoruz ve bir türlü tam anlaşamıyoruz.

Mesele hakemlerimizin kalitesizliği olarak algılansa çözüm bulmak kolay. Ama futbol âlemi meselenin hakemlerin kalitesi değil, kasıtlı davranışları olduğuna kanaat getirmiş durumda.

Daha sezonun başında bir sürü insan, “Anlaşıldı, federasyon falanca takımı bu yıl şampiyon yapacak” diye komplo teorileriyle konuşmaya başladı bile.

Güven bir kere ortadan kalktı mı, her türlü komplo teorisi konuşulur elbette.

***

Kapitalizm de, onun uzantısı olarak görmemiz gereken demokrasi de temelde güvene dayalı bir rejimdir. Bütün aktörler birbirine güvenmelidir ki sistem işlesin.

Tabii, öyle kuru kuruya güven olmaz; “hukukun üstünlüğü” kavramı ve hukuk işte bu “güven”i oluşturmak için vardır.

Sokakta yürürken öldürülmeyeceğinizden, gerekçesiz biçimde hapse atılmayacağınızdan, evinizin soyulmayacağından, birisiyle imzaladığınız sözleşmenin geçerli olacağından emin olmalı, buna güven duymalısınız.

İşte o güveni hukuk verir.

Futbolda da bu böyledir, para ve sermaye piyasalarında da…

***

O hukuku uygulasın diye futbolda hakemler vardır, hayatın geri kalanında da devletin rolü hakemliktir.

Hakemin sadece tarafsız olması yetmez; bundan da önemlisi hakemin kural dışına çıkıldığında zamanında müdahale etmesidir.

Modern kapitalizm, piyasa kurallarının tam olarak işlemesi için devletin hakemlik ve düzenleyicilik yaptığı rejimin adıdır.

Şirketler piyasa şartlarını bozup aralarında tekel veya oligopol oluşturmasın diye Rekabet Kurulu vardır örneğin.

Veya sermaye piyasalarında yatırımcıların güveninin sarsılmaması için Sermaye Piyasası Kurulu vardır.

Bu kurulların görevi piyasa ekonomisinin kurallarının dışına çıkılmamasını sağlamaktır.

***

İstanbul Borsası ile hiç ilgim yok. Uzun yıllar önce birkaç hisse senedi almak, daha sonraki yıllarda ise bireysel emeklilik fonlarımı borsa endeksine bağlı fonlarda tutmak dışında borsaya hiç değmedim diyebilirim.

Tanıdığım büyük borsa yatırımcısı veya profesyonel arkadaşlarım var ama. Onlardan bir süreden beri “fonlar”ı dinliyorum.

Fonların nasıl işlediğini ve son sıkıntının kaynağını burada anlatmayacağım; merak eden 10Haber’in çok aydınlatıcı haberini okuyabilir. Haberde de anlatılıyor; bütün Türkiye’nin gözünün önünde oynanan ve piyasanın işleyişini kötüye kullanan bir oyunun sonuna gelindi.

Bir arkadaşımın iddiasına göre 5 ila 10 milyar dolar arasında para buharlaştı veya buharlaşmak üzere. Bu paranın bir bölümü küçük yatırımcının, bir bölümü ise son saniyeye kadar bu piyasada kalmakta ısrar eden büyük yatırımcının.

Para kaybedenlerin sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Türkiye’nin 80’li yıllarda yaşadığı banker faciasından sonra en yaygın sıkıntıdan söz ediyoruz.

Bu yüksek enflasyon ortamında yüzde 100’lük, yüzde 1000’lik kazançları cebine atanlar, şimdi saadet zinciri çökünce dönüp devlete şikâyet edecekler. Bu duruma kızabilirsiniz, “Riskini biliyordun, kazanmak kadar kaybetmek de var” diyebilirsiniz ama böyle derseniz sorunun özünü ıskalamış olursunuz.

Aynen futboldaki gibi bir hakemlik sorunu var ortada.

Hakem, burada hem tarafsız davranmadı hem de devreye çok geç girdi; faul düdüğünü çalana kadar çok zaman geçti.

Ve hakemin bu gecikmesi herkes tarafından görüldüğü için, aynen futbol âleminde olduğu gibi para ve sermaye piyasaları âleminde de komplo teorileri ortama hâkim oldu.

“Hakem falancayı kayırıyor, çünkü işin içinde falanlar var” dendi; “Hakem faulü çalmadı çünkü onun arkası sağlam” dendi; binlerce bürokrat ve siyasetçinin hakem düdüğü çalmasın diye maaşa bağlandığını iddia edenler oldu.

Hakem, ortada kural dışı oyunu gördüğü hâlde bu oyuna müdahale etmekte bu kadar geç kalırsa bu söylentilerin çıkması da kaçınılmaz.

Şimdi isim vermeyeceğim, bir şirketimizin hisse senetlerinin değeri ansızın o kadar yükseldi ki bu şirket Türkiye’nin bankalarından bile daha değerli hâle geldi bu faullü oyun sırasında. Şirketin büyük hissedarı birden kâğıt üzerinde Türkiye’nin en zengin insanı oldu. Bütün bunlar öyle gizli saklı falan değil, herkesin gözünün önünde yaşandı ve tek bir kişi çıkıp “Ne oluyor?” diye sormadı.

Şimdi Mehmet Şimşek, ortaya ciddi sistemik risk tehlikesi çıkınca komiteleri acil toplantıya çağırıyor ama durum acil falan değil; en azından 10 aydır bilinen, yıllardır da yaşanan bir şey.

Bir zamanlar sayısı sınırlıydı; şimdi Türkiye’de kaç tane para piyasası fonu var bilmiyoruz. Bu fonların nasıl yönetildiğini, risk hesaplarını bilmiyoruz.

Vahim olan şu ki köklü kuruluşlara ait dev ve düzgün yönetilen fonların dışında kalan fonların neredeyse tamamı ciddi bir likidite, yani para sıkıntısına girmiş durumda ve bunların çoğu için kurtuluş görünmüyor. Oysa para piyasası fonu, en güvenli yatırım aracı olması gereken bir şey.

Çoğu yatırımcı için bu fonlar normalde bir hisse senedinden çıkıp diğerine geçene kadar paranın park edildiği gayet likit yerlerdi.

Şimdi düşünsenize, zora giren fon diyor ki: “Fon satış emrini verdikten 10 gün sonra sana paranı ödeyeceğim.” Bu aslında “Fonu kapatıyorum, fonda kalanlara da paralarını bir hayli eksik ödeyeceğim” demek. Tabii ödeyebilirse…

Bir de şunu diyor fon işleten şirketler: “Eskiden fonun değeri her gün belli olurdu, bundan sonra fonun değerini ayda bir kez belirleyeceğim.” Bu da aynı anlama geliyor: “Fonu kapatıyoruz, içeride paranız kaldıysa da onu bir ay sonra alırsınız.”

Daha vahimi şu: Bunlar hep “hakem”in, yani SPK’nın iznine dayalı olarak ilan ediliyor. Ve SPK bu konuda da devreye girmiyor; “Hayır kardeşim, insanların parasını 10 gün sonra ödemek diye bir şey olmaz, fonun değerini ayda bir belirlemek olmaz” demiyor.

Hakem yine gecikiyor.

Anlayacağınız hakem sorunu sadece futbola özgü bir durum değil.

Mükemmel fırtınanın eşiğinde…

Mükemmel fırtınanın eşiğinde…

Türkiye’de para fonlarında yaşanan sıkıntı ve onun İstanbul borsasına yansıması ülke çapında bir mükemmel fırtına yaratıyor.

Fonlardan çıkış hızlandıkça borsa düşüyor, borsa düştükçe fonlardan çıkış hızlanıyor…

Ama bir de bunun ötesi, küresel bir mükemmel fırtına var gelmekte olan…

Onun sebebi ABD Başkanı Trump’ın İsrail’in başbakanı Binyamin Netanyahu’ya uyup şubat ayında durduk yerde İran’a karşı başlattığı savaş…

Şubat sonundan beri petrol fiyatları yükseldi. Zaman zaman bazı ümitli düşüşler olduysa da bugün 107 dolara oturmuş gibi gözüküyor ve ortada bir iyimserlik yok, tam tersine kötümserlik büyüyor.

Petrol fiyatlarının yükselişinin geçici değil kalıcı olması doğal olarak küresel enflasyon kaygısını beraberinde getiriyor.

Bir süreden beri dünya para piyasaları bildik bileli en güvenilir liman kabul edilen ABD 10 yıllık tahvilleri dahil bütün güvenilir limanlardan ayrılıyor; tahvil satış dalgası dünya çapında faizleri yukarı çekiyor, tahvilleri de ucuzlatıyor.

Üstüne Avrupa Merkez Bankası’nın ve dün de Fed’in faiz artışı gelince küresel büyümenin yavaşlayacağı, enflasyon endişesinin ve enflasyona karşı parasal sıkılaşmanın artacağı da belli oldu.

Bu küresel sıkıntı da Türkiye’yi fena vuruyor ve vurmaya da devam edecek.

Çok parlak olmayan bir geleceğe adım attık.