
600 bin kişi SPK’ya dönüp “Görevi ihmal”den dava açsa ne olur?
Kimse hatırlamaz o günleri, ben de hatırlamıyordum ama o dönem Sermaye Piyasası Kurulu’nda görev yapan bir arkadaşım arayıp hatırlattı:
İmar Bankası’na el konduktan sonra ortaya çıkan çok sayıda skandaldan biri de, bu bankanın elinde olmadığı halde devlet iç borçlanma senetlerini (DİBS) vatandaşa satmış olmasıydı.
Biliyorsunuz Hazine iç borçlanmaya gittiğinde DİBS çıkarıyor, bunları da öncelikle bankalar alıyor. Sonra bankalar bu tahvilleri ikincil piyasada müşterilerine ve diğer bankalara satıyor.
Bugün de bankanızda yatırım hesabınız varsa size sunulan yatırım seçeneklerinden biri DİBS almaktır; isterseniz alabilirsiniz, satabilirsiniz.
O zaman herkesin banka olduğunu sandığı İmar Bankası da bunu yapıyor, müşterilerine DİBS satıyordu. Ama bir fark vardı: İmar Bankası’nın elinde satılacak DİBS yoktu; satışlar tamamen hayaliydi, bu bankadaki başka pek çok şey gibi.
Bankada hesabı olduğunu sanan ama aslında olmayan kişiler, ellerindeki belgelerle TMSF’ye başvurduklarında mevduat sigortasından yararlandı ve paralarını kısmen de olsa alabildi. Ama aynı şey bu bankadan DİBS aldığını düşünenlere uygulanmadı.
Bu olay ortaya çıktığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, o bankanın yetkisi olmadığı halde DİBS satmasını görmeyen veya görmezden gelen Sermaye Piyasası Kurulu hakkında “Görevi ihmal”den soruşturma başlattı.
Gerçekten de İmar Bankası’nda yaşanan kelimenin tam anlamıyla görevi ihmaldi.
Bugüne gelelim…
Portföy yönetim şirketi çıkmış bir “hisse ağırlıklı fon” kurmuş. Fonun “ağırlıkla” satın aldığı az sayıda hissenin tamamı da, şu veya bu biçimde o portföy yönetim şirketinin ya ortaklık ilişkisinde bulunduğu ya da aynı grup içinde olduğu bir şirketin hisseleri olmuş.
Örneğin bir dönem Tera’nın bir fonunun yegane yatırımı (yüzde 99) yine Tera’nın bir şirketiydi.
Şirketin piyasada işlem gören hisselerinin neredeyse tamamına bu fon sahipti ve o hisseleri yapay alış-satış işlemleriyle sürekli yükseltiyordu.
Bu yapılanın bir tek adı var: Hisse manipülasyonu.
Diyelim kendi aramızda 10 bin kişi toplansak ve aynı anda aynı hisse senedinden 10’ar lot alsak o hisseyi yükseltiriz. Bunu birkaç gün art arda yaparsak hisse anlamlı miktarda yukarı gider.
Sonra dışarıdan birileri bu “ralli”ye katılmaya karar verir ve biz elimizde fiyatı yükselmiş hisseleri hemen satarız.
İşte fakirin manipülasyonu bu. Kalabalık olarak hareket etmek. Amerika’da sosyal medya üzerinde örgütlenen bir grubun zamanında GameStop hisselerini nasıl patlattığını hepimiz hatırlıyoruz.
Ama bu işi kalabalıklar halinde yapmak şart değil; tek başınıza da birkaç kişi bir araya gelerek de (eğer yeterince paranız varsa) yapabilirsiniz. Türkiye’de bir veya birkaç borsa manipülatörü bu dediğimi defalarca yaptı. İlgisiz hisse senetleri ansızın yükseldi, sonra da “keriz silkeleme” tabiriyle başkalarına satılıverdi.
Her seferinde yapılan suçtu. Bazen SPK bu spekülatör kılığındaki manipülatörlere ceza uyguladı, hatta suç duyurusunda bulunup yargılanmalarını sağladı.
Aynı şeyi bir portföy yönetim şirketi herkese açık yatırım fonu için yaparsa bu yine suç değil mi?
Bir hisse senedinin değerinin yüzde 40 bin artması normal olabilir mi?
Ama SPK hiçbir şey yapmadı. Fonların sistematik olarak ve yıllar boyunca (en azından 2024’ten beri) bu manipülasyonu sürdürmesine, manipülasyonun yayılıp tüketici finansmanı şirketlerine kadar sirayet etmesine seyirci kaldı. Herkesin bildiği, herkesin gözünün önünde ve şeffaf oynanan bu oyunu kenardan seyretti.
Ne zamana kadar? 2025 Kasım ayında Mehmet Şimşek, bir SPK konferansında çıkıp “Borsada manipülasyon yapan fonlar var, bunlara izin vermeyeceğiz” diyene kadar sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz. Bu konuşma da SPK üzerinde bir etki yaratmadı. Etki, 2 Aralıkta yapılan Finansal İstikrar Komitesi’nin tam da bu konuda aldığı kararla yaşandı, SPK mecburen harekete geçti.
Geçti ama işte bugün 10Haber’de haberi var, SPK’nın dün yaptığı açıklamaya göre, kağnı hızıyla.
Bugün tasfiyeye giren fonların batmasının arkasında 28 Ağustos’ta yayımlanan “Rehber” var. Bu rehber de, aslında neredeyse 15 Aralık 2025’te hazırmış. O günden bugüne bürokrasi masalarında oradan buraya gitmiş gelmiş.
Oysa SPK’nın borsada manipülasyona müdahale etmek için bir ‘Rehber’e ihtiyacı yoktu. Kanun ona zaten bu görevi ve yetkiyi veriyordu. Herhangi bir hisse senedinin fiyatını yapay işlemlerle yükseltmeyi durdurabilir; işlemi yapanları savcılığa şikayet edebilirdi. Ama bunu yapmadı.
Yapsa, belki de bugünkü fon dolandırıcılığı bu seviyelere gelemeden biterdi, hiç yaşanmamış olurdu.
O yüzden bugün paraları tasfiye edilen fonların içinde kalan ve üç aydan önce bu paralarının hiç değilse bir kısmını geri alamayacak olan yatırımcılar bir olup SPK hakkında “Görevi ihmal”den suç duyurusunda bulunsalar yeridir.


