21-09-2026
İsmet Berkan

Denizin üstünü dolduran, kıyıları görünmez yapan tekneler nasıl alındı sanıyorsunuz?

Denizin üstünü dolduran, kıyıları görünmez yapan tekneler nasıl alındı sanıyorsunuz?

Ünsal Ban’ı hatırlıyor musunuz?

O kadar çok insan geldi geçti ki, hatırlamamanız normal.

Ünvanı profesördü Ünsal Ban’ın. 2011 yılında Türk Hava Kurumu Üniversitesine kurucu rektör olarak atandı. Muhasebe ve finans alanlarında doktorası vardı.

Sonra 2019 yılında bir dönem Ak Parti’den milletvekilliği yapan Zehra Taşkesenlioğlu ile evlendi. Bu evlilik uzun sürmedi. 2022’de Taşkesenlioğlu boşanma davası açtı ve bu davada söylenenler, konuşulan paralar sayesinde kamuoyu birdenbire Ünsal Ban’ın adını öğrendi.

Meğer bilen zaten Ünsal Ban’ın adını biliyormuş.

Ban’ı bir hayli olaylı biçimde boşayan, kendince çok sayıda haklı sebebi olan Zehra Taşkesenlioğlu sadece Ak Parti milletvekili değildi; babası Ali Fuat Taşkesenlioğlu da Ak Parti’nin göreve getirdiği önemli bir bürokrattı. 2018 yılından 2022 yılına kadar dört yıl Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı yapmıştı.

Herkes Türkiye’de yolsuzluğun, haksız kazancın ve rüşvetin belediyelerde ve inşaat rantında döndüğünü sanıyor; evet burada ciddi rant dönüyor zaten ama başka hiçbir alan, Türkiye’nin sermaye piyasaları kadar haksız kazanç ve hızlı zenginleşme yaratmıyor aslında. Para, burada dönüyor.

İşte Ünsal Ban bu alanın önemli bir aktörüydü. SPK Başkanının damadıydı, bir Ak Parti milletvekilinin kocasıydı, Ak Parti döneminin üniversite rektörüydü.

Ünsal Ban

Karşısına çıkan birine “Benim bağlantılarım sağlam” dediğinde sahiden inandırıcıydı.

Şimdi bütün detaylara girmeyeceğim, sonuç olarak Ünsal Ban, bazı şirketlerin “SPK’daki işlerini kolaylaştırmak” karşılığı rüşvet ve haksız kazançla itham edildi, Fethiye’de teknesiyle Yunanistan’a doğru gitmeye hazırlanırken yakalandı, bir ara hapse atıldı, sonra hapiste itirafçı oldu ve serbest bırakıldı, derken Ban iddiaya göre yurt dışına kaçtı. 2025 sonlarından beri kendisinden haber alınamıyor.

***

Türkiye’nin en varlıklı iş insanlarından birinin çocuğu yıllar önce bana şunu demişti: “Zengin olmanın ulaşabileceği en büyük lüks özel uçak.”

Doğrudur, özel uçak sahibi olmak büyük bir zenginlik göstergesi. Ama onun bir altında da büyük bir tekne sahibi olmak geliyor olmalı.

Bir tanıdığımın 35 metrelik güzel bir yatı var. O yatın yıllık işletme giderinin 400 bin euro civarında olduğunu birkaç kez söylemişti.

Böyle bir teknenin sahibi olmak demek, her yıl İstanbul’da makul bir apartman dairesi parasını denize atmak demek. Öyle herkesin yapabileceği bir şey değil.

Fethiye’nin Göcek koyu bu dünyada bir cennet olmasına rağmen aslında küçük bir yer. Burada koyun  dibinde iki marina var; bu marinalarda yer bulmak uzun yıllardır imkansıza yakın. Göcek’in minik koy ve büklerinde demir atacak yer olmadığına çok defa şahit oldum. Bazı tekneler yaz boyu hiç kıpırdamadan bir koyda durabiliyordu.

Bu kadar çok tekne kimindi? Bazılarını şahsen tanımasanız bile ismen biliyordunuz.

Derken son dört yıldır özellikle Göcek’te değil, Bodrum yarımadasında bir tekne patlaması yaşandı. Bodrum yarımadasının dört bir yanı tekneler için çok gözdeydi ama çok değil üç dört yıl önce Güllük Körfezi’nin artık neredeyse Didim’e bakan kıyılarında sezon boyu geceleyen demirlemiş ve kıçtan kara yapmış tekne göremezdiniz. Artık o kıyılarda çok sayıda büyük motor yat görüyorsunuz sezonda.

Daha önce adını hiç duymadığınız, ne iş yaptığını bilmediğiniz, çoğu da genç gibi duran çok sayıda insan tekneleri, o teknelere eşlik eden çok pahalı RIB’leriyle, JetSki’leriyle denizin üstünü kaplıyor, bazı yerlerde kıyıları görünmez hale getirecek şekilde yan yana park ediyor.

Denizde büyük bir yata sahip olmanın uçaktan önemli bir farkı var: Uçak sonunda bir ulaşım aracı ama tekne öyle değil. Uçak havaalanında duruyor, tekne ise herkesin gözünün önünde.

Paranızla gösteriş yapmanın, başkalarına “Ben zenginim” demenin dünya çapında kabul edilmiş biçimi bu.

***

Fakat bu tekneler ucuz değil. Satın alması kolay olmadığı gibi yıllık işletme giderlerini karşılamak da kolay değil.

Peki kim bu tekne sahipleri? Paraları nereden geliyor?

Açıkçası, gelir vergisi rekortmenleri listesine baktığımızda bu serveti göremiyoruz.

Çok tecrübeli bir deniz adamı olan, İstanbul’da önemli bir tersaneyi kuran, aynı zamanda büyük ve önemli bazı markaların temsilciliği yapan ve artık işlerini oğluna devrettiği için vaktini gönlünce teknesinde geçiren bir yakınım var. Bu yıl onunla kabaca bir hesap yaptık.

Didim’den başlayıp en güneyde Antalya’ya kadar olan uzun Ege ve Akdeniz sahil şeridinde sezonda on binden fazla tekne vardı. Bu teknelerin yarısını yerli veya yabancı işletmecilerin günlük, haftalık veya aylık kiralanan charter tekneleri oluştursa, özel kişilere ait en az 5 bin tekneden söz ediyorduk ve yakınımın hesabına göre deniz üzerinde 1,5-2 milyar dolarlık bir servet duruyordu.

Bu serveti çok düşünmeyin, esas yıllık 150-200 milyon doları bulan tekne işletme masraflarını düşünün.

***

Bu kadar büyük para bu kadar kısa sürede nasıl ortaya çıkmıştı? Türkiye’de büyük nüfus 2013’ten beri fakirleşirken, paraya para demeyen, parayı ağaçtan toplanan bir şey gibi gören bu kesim nasıl oluşmuştu?

Sanırım geçen hafta cevabını aldık bu sorunun.

Bu aralar sosyal medya çok eğlenceli. Parasını bu fona kaptıranlar sosyal medyada veryansın ediyor.

Geçen gün biri “Esnafım” diye söze başlamıştı, Tera’nın kapatılan fonunda 130 milyon lirası kalmıştı ve ay başında çalışanlarına maaşlarını nasıl ödeyeceğini düşündüğünü söylüyordu.

‘Esnaf’ ama çok riskli bir yatırımda 130 milyon lirası var.

***

İş insanı ve fütürist (bir dönem de 10Haber yazarı) Alphan Manas bu kriz çıktığından beri sosyal medyada bilgiye dayalı önemli paylaşımlar yapıyor. Ben de ondan öğrendim, mesela Tera geçen yıl TLY isimli fonundan 13,5 milyar lira “fon yönetim ücreti” geliri elde etmiş.

Tera’nın “fon yönetim ücreti” diye yüzde 2 aldığı düşünülecek olursa, fonun işlem hacmi demek ki 2025’te kabaca 700 milyar lira olmalı. Oysa Alphan Manas, Tera’nın bu fonunun 2025’teki büyüklüğünün 35 milyar lira olmadığını söylüyor

“Kazan doğurdu” dediğim tam olarak bu. Elde zaten değeri fazlasıyla şişirilmiş 35 milyar lira var ama siz bu hayali değeri yıl içinde binlerce kez alıp satarak kendinize gerçek 13,5 milyar lira para yazıyorsunuz. Değer sahte ama karşılığında alınan para gerçek!

Bir hayal satarak, üstelik o hayali sonsuza kadar satabileceğinizi düşünerek kazandığınız gerçek parayla altınıza RollsRoyce çekiyor, denize teknenizi park ediyor, özel uçağınızı bekletiyor, üstüne bir de üniversite bile satın alıyorsunuz.

Denizde gördüğüm tekne patlamasının kaynağını artık hiç merak etmiyorum ve umuyorum ki önümüzdeki yılın yaz aylarında denizde çok daha az tekne göreceğiz; çünkü çoğu “esnaf” bu fon krizinden parasını kurtaramamış olacak.

Normalde en güvenli olması gereken fon nasıl battı?

Normalde en güvenli olması gereken fon nasıl battı?

Tera’nın batan fonları içinde en fazla can acıtanı herhalde kodu TP2 olan Tera Portföy Para Piyasası Fonu.

Bugün işleme kapatılan ve tasfiyeye giren bu fon aslında kağıt üzerinde 2/7 yani düşük riskli bir fondu; buraya para koyanlar riskli bir yatırıma girmiyordu. Bu tür fonlar paranızı yapacağınız iki borsa veya yatırım işlemi arasında birkaç gün park etmek için kullanılır çoğunlukla.

Fonlar aldıkları paraları Hazine bonosu gibi görece daha sabit getirili araçlara yatırır. Piyasanın üstünde bir getiri elde edemezsiniz ama paranız sağlamda durmaktadır. Zaten o yüzden bu fonların risk puanı düşüktür.

Ama TP2’de oldukça farklı bir durum var.

Ağustos ayı sonunda bu fonda 204,5 milyar TL vardı.

Peki fonu yöneten Tera bu 204 milyar lirayı nasıl değerlendiriyordu?

İş insanı ve fütürist Alphan Manas fona yakından bakmış ve fonun 51 milyar lirasının tek bir ters repo işleminden kaynaklandığını görmüş. Fon müşterilerinden topladığı 51 milyar lirayı karşılığında 24,5 milyon lot Destek Finans hissesi alarak borç vermişti (‘Kime vermişti bu borcu’ diye soracaksınız, detaylı bilgi yok ama başka işlemlerden biliyoruz, fon bu parayı büyük olasılıkla yine Tera tarafından işletilen bir hisse senedi fonuna veya Tera Yatırım’a vermişti).

Peki bu kadar Destek Finans hissesi söz konusu borcu karşılamaya yererli miydi? Kağıt üzerinde ve hala “güzel günler” devam ederken evet.

Alphan Manas üşenmemiş, bu teminatın TL karşılığını hesaplamış. 15 Eylülde 66,64 milyar ediyormuş hisseler, yani teminatı fazlasıyla karşılıyor. Ama 16’sında 59,98 milyara düşmüş, 17’sinde 54 milyara ve fonun dondurulduğu 18 Eylülde 48,61 milyar liraya. Yani fonda teminat açığı doğmuş.

Bugün borsada işlemler yeniden başladığında göreceğiz Destek Finans’a ne olacak.

19 Eylül günü bu hisse senedinin borsadaki toplam işlem hacmi sadece 184 milyon liraydı.

Şimdi fon tasfiye edildiğine göre, tasfiyeyle görevli İş Bankası elinde rehin olarak duran bu 24,5 milyon lot hisseyi satmak isteyecek ama günde 200 milyon liralık işlem bile yapılmayan bir hisse senedinde 50 milyar liralık satış yapılabilir mi?

İki şey olacak: 

Birincisi bu satış çok uzun zamana yayılacak. Zaten o yüzde SPK tasfiye süresini 3 aydan 6 aya çıkardı bile.

İkincisi, krizin çıktığı gün değeri 48,61 milyar liraya düşmüş olan teminat belki 10 milyar liraya kadar küçülecek.

Unutmayın, burada spekülatif ve yüksek riskli fonlardan söz etmiyoruz, tam tersine SPK tarafından 2/7 not verilmiş, düşük riskli görülmüş bir fondan söz ediyoruz ve bu fonun varlıklarının dörtte biri buharlaşmak üzere.