
Fon soygunun siyasi sonuçları
Tasfiye edilen 131 fonun ilan edilen katılımcı sayısını alt alta yazıp topladığınızda 932 bin kişi ediyordu.
Daha önce yazdım, bazı kişiler birden fazla fonun katılımcısı olabilir. Ben o yazımda tahminen 600 bin civarında bireyin fonzede olduğunu söylemiştim, SPK açıkladı, meğer 435 bin kişiymiş.
Hiç az değil.
Eğer fonların tasfiye sürecinde, diyelim son bir yıl içinde bu fonlardan ciddi kârlar elde edip çıkanlar da hesaba katılacak ve onlardan elde ettikleri kazancın bir bölümünü tasfiye fonuna yatırmaları istenecek olursa, fon soygunundan doğrudan etkilenenlerin sayısı çok artacaktır.
Bunlar, dediğim gibi fon soygunundan doğrudan etkilenenler, zarar görenler.
Ama mesele sadece fonzedelerden ibaret değil.
İkinci sırada parası fonda değil de hisse senetlerinde veya endeks fonlarda duran yatırımcıların yaşadığı kayıplar var. Borsada halka açık şirketlerin değerinden şu ana kadar 1,3 trilyon lira buhar oldu, bu değer eksilmesi çok sayıda borsa yatırımcısını da etkiledi ister istemez.
Ama mesele onlar da değil.
Mesele, bunca servetin bu kadar kısa süre içinde el değiştirmesine, 28 yaşında “becerikli” insanların ölçüsüzce zenginleşmesine ve bunu da hileyle yapmasına tanık olan milyonlarca yurttaş var.
Bence esas mesele onlar.
Ülke nüfusunun ezici bir çoğunluğu yıllardır hayat standardında geri gider, içlerinden önemli bölümü ciddi geçim güçlükleri yaşarken siyasi iktidarın gözlerinin önünde dar bir grubun bu denli zenginleşmesi, üstelik bunu bilgi ve becerileriyle değil de tamamen dolandırıcılıkla yapması, ister istemez siyasi sonuç doğurur.
Elimden geldiğince iktidara yakın kesimleri takip etmeye çalışıyorum. Oradan yansıyan hava, bu operasyonun Mehmet Şimşek’in iteklemesiyle, Tayyip Erdoğan’ın olup biteni öğrenince öfkelenmesiyle ve Akın Gürlek’in devreye girmesiyle yapıldığı.
Evet, birkaç kişi birden yazdı, Tayyip Erdoğan çok öfkelenmiş.
Ama neye yarar.
Ülkeyi tek başına yönettiği için bu devasa boyutlu dolandırıcılığın sorumluluğu da ister istemez ona kalacak. Belki de öfkesi bundandır.
Ama sokaktaki insanın öfkesi bu dolandırıcılığa bunca zaman izin verilmiş olmasına.
Henüz bilmiyoruz ama ortada gerçek bir soruşturma ve hesap sorma olacaksa, bu işin Sermaye Piyasası Kurulu başkanıyla üyelerini, hatta bürokrasisini kapsaması da gerekmez mi?
En hafifinden “görevi ihmal” var ortada. SPK’nın hisse senedi manipülasyonunu önceden bildiğine ve hareket geçmediğine dair çok şey çıktı ortaya.
Ama ilginç bir durum da var: SPK kurul üyelerinden biri, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in eşi.
Adalet Bakanı, kendi eşi için “görevi ihmal” soruşturması açıldığında ne yapar sizce?
Daha önce Aile Mahkemesi hakimliği yapan Elif Gülşah Gürlek’in borsalarda ve şirketler dünyasındaki karmaşık finansal mühendislik ürünleri ve bunların olası kötü kullanımları konusunda hangi liyakati nedeniyle SPK Kurul Üyesi olduğunu bilmiyoruz.
Ama zaten sorun da bu değil mi? Bir önceki SPK Başkanı da finanstan gelmiyordu, yegane özelliği eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün oğlu olmasıydı. SPK’ya “meslek memuru” olarak değil idari memur olarak girmiş, oradan başkan olmuştu. (Bu biraz askerlik sanatıyla hiç ilgisi olmayan bir sivil memuru 1. Ordu Komutanı yapmak gibi bir şey.)
Bu fon dolandırıcılığı, daha doğrusu önce kapalı sona yatırımcıya açık fonlar üzerinden hisse manipülasyonunun geçmişi en azından 2021’e kadar gidiyor. O tarihe kadar görevde bulunmuş bütün SPK üyeleri, bütün Borsa İstanbul yöneticileri az veya çok bu işte ihmali olan isimler.
Bazıları ortada ihmalden de ötesi olduğunu söylüyor ama bunun için ortada delil olması gerek.
Gerçek bir soruşturma, gerçek bir hesap sorma bugüne kadar neye yapıldı ki bu fon dolandırıcılığına yapılsın.
O yüzden bugün havada uçuşan “Nereye uzanırsa, kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilecek” laflarının çok da fazla inandırıcılığı yok.
Tren kazasını bile “Kol kırılır yen içinde” diye değerlendirip tek bir kişinin istifasına bile izin vermeyen yönetim sistemimiz, bugün bu dolandırıcılık sebebiyle sanmıyorum ki değişsin.
Tren kazasının değil belki ama bana öyle geliyor ki bu seferki skandalın ciddi siyasi sonucu olur.
Zaten muhalif olan kesimlerde öfkenin daha büyümesine neden olur bu soygun, henüz o kadar da öfkeli olmayanlarda ise öfkenin başlamasına.
O yüzden, siyasi refleksleri ve hayatta kalma iç gücüsü çok güçlü olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın olanları öğrenince çok öfkelenmesine hiç şaşırmadım, bu kulis bilgilerinin doğru olduğunu düşündüm.
Ama korkarım o öfkenin gereği bir kez daha yapılamayacak.


