25-09-2026
İsmet Berkan

Yeni Şafak’ın üç yazarının endişeleri yersiz mi?

Yeni Şafak’ın üç yazarının endişeleri yersiz mi?

Fon soygunun siyasi olası sonuçlarını yazmaya dün başlamıştım; beni böyle bir yazı yazmaya iten şeyi de bugün itiraf edeyim: Yeni Şafak gazetesinin üç yazarının yazdığı yazılarda gördüğüm ton ve yapılan çağrılar.

YeniŞafak köklü ve önemli bir gazete. Şimdi artık koca bir yayın grubu.

Bu gazete genel olarak İslamcı camianın yeni nesil gazetesi olarak ortaya çıktığından beri dikkatle izlediğim bir yayın. Öyle Milli Gazete gibi resmi parti organı deği; Akit gibi sekter ve sansasyonel değil. Elbette Tayyip Erdoğan ve Ak Parti taraftarı ama Sabah ve Hürriyet dahil iktidar yanlısı diğer bütün herkesten farklı olarak zaman zaman iktidar uygulamalarını çok yüksek sesle eleştiren de bir yayın organı.

Bu gazetenin internet sitesinin genel yayın yönetmeni Ersin Çelik gazetede (ve tabii internette) yazı da yazıyor. Bir başka isim İsmail Kılıçarslan. Bir dönem İslamcı kesimin en keskin genç kalemiydi, tabii artık yaşı kemale erdi ama keskinliği bence devam ediyor. Ve son olarak Aydın Ünal. Bir süre Tayyip Erdoğan’ın konuşma metinlerini yazan ekipten olan Ünal uzun zamandan beri köşe yazarı sadece.

Birlikte Yeni Şafak’ın TV kanalı TVNet’de program da yapan bu üç isim bir haftadır ardı ardına dikkat çeken yazılar yazıyor.

Üç yazarın büyük ölçüde birbirine paralel yazılarını özetleyecek olursam şöyle diyebilirim:

-Fon dolandırıcılığının siyasi sonucu olabilir; Tayyip Erdoğan seçimi kaybedebilir.

-Seçim kaybetmenin ötesinde ortada ahlaki bir sorun var. Biz Tayyip Erdoğan’dan eminiz ama onun arkasına sığınıp bu işleri yapan üç beş ahlaksızdan hesap sorulmazsa sorumluluk da Erdoğan’ın üstüne kalır.

-O kadar kalır ki, yarın bugün adını bile duymadığınız biri (Yazar Ersin Çelik Ukrayna’da Zelenski’nin seçilme biçimini hatırlatıyor ve “Hesap, kamuoyunu ikna edici şekilde sorulmazsa büyük bir siyasi kırılma olur” diyordu) seçimi silip süpürerek kazanabilir.

-O yüzden bu olayın bütün sorumlularından Ak Partili olup olmadıklarına bakılmaksızın hesap sorulmalı (Aydın Ünal son yazısında Ak Partili olduklarından emin gibi durduğu bazıları için “Ne kadar götürdünüz?” diye de soruyor).

Bu üç yazarın yanına Yeni Şafak’ta çalışmayan bir eski gazeteci ve eski Ak Parti milletvekilini, Şamil Tayyar’ı da eklemeliyim. 

Tayyar sosyal medyada yazıyor yazılarını ve son olarak, bu soygunun üzerine inandırıcı biçimde gidilmezse Tayyip Erdoğan’ın seçilmesinin riske gireceğini, risk ne kelime Erdoğan’ın seçimi kazanamayacağını yazdı.

Şamil Tayyar’a göre bu soygun öyle bir öfke yarattı ve toplumda kendi durumlarının düzelmediğine dair öyle bir algı var ki, örneğin emeklilere anlamlı bir zam yapılmazsa, örneğin başka kesimler ekonomik olarak rahatlatılmazsa seçimde “Tayyip Erdoğan olmasın da kim olursa olsun” duygusu hakim olabilir, rakibin kim olduğuna bile bakmadan Erdoğan yerine o rakibe oy verilebilirdi.

***

Kabul etmek gerekir ki bunlar Ak Parti’nin bir süredir Tayyip Erdoğan’ın dış çemberinin bile dışında kalmış ama eli kalem tutan kesimlerinden gelen önemli uyarılar.

Benzer sözleri muhalefet söylediğinde Ak Partililer kızıyor belki ama dış çemberde kalmış da olsalar yine de “içeride” kabul edilen isimlerden gelen bu son derece ölçülü ve dikkatle yazılmış uyarılar bir şeyin işareti.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve etrafındaki o iç çember bir süreden beri eleştirileri bastırarak, yaşanan apaçık sorunları yok kabul ederek, kendilerine hep bir pozitif gündem bularak (uzun zamandan beri içte pozitif gündem kalmadığı için dış gündemle ve milliyetçi böbürlenmeyle yetiniliyor) bir illüzyon yaratmaya, her şeyin iyi olduğunu söylemeye çalışıyor.

Oysa her şey iyi değil; vatandaş 2013 yılından beri ama son 8 yılda giderek hızlanarak fakirleşiyor, hayat standardında geriye gidiyor. Türkiye’de ne kamuda ne özel sektörde yeni yatırım yapılıyor; ülke nüfusu artmaya devam ettiği halde istihdam edilenlerin sayısını arttıramıyor, 8 yıldır yüksek enflasyonla başa çıkılamıyor.

Kendisi fakirleşir veya yerinde sayarken başka birilerinin ne hızla ve nasıl zenginleştiğini görenler son sekiz yıldır ülkemizde patlayan dolandırıcılığa para kaptırmaya devam ediyor. Çiftlik Bank’tan Seçil Erzan’a, çeşitli şehirlerimizde ardı ardına çıkan dolandırıcılıklardan şimdi fon soygununa herkes kolay yoldan büyük kazançlar elde etme peşinde; çalışıp kazanayım diyen yok sanki.

‘Bal tutan parmağını yalar’ denir; herhalde en azından yarısı Ak Parti’ye ve Tayyip Erdoğan’a oy vermiş insanlar da o bal tutan parmak olmak uğruna birikimlerini, varlıklarını kaybediyorlar.

Yazının başında sözünü ettiğim uyaranlar bütün bunların bir siyasi faturaya neden olacağını, bugünden sonra yapılacaklara belki bu faturanın küçültülebileceğini söylüyor esas olarak.

Peki, sahiden o siyasi fatura küçültülebilir mi? Hesap sorulabilir mi?

Peki, sahiden o siyasi fatura küçültülebilir mi? Hesap sorulabilir mi?

Ana yazıda kendisinden söz ettiğim Ersin Çelik, cuma günkü yazısında üç güzel soru sormuş, kendisini bir önceki yazısı nedeniyle eleştirenlere:

“-Fon vurgununu tezgâhlayanlar, göz yumanlar adalete hesap vermesin mi?

– Vatandaşları dolandırdıkları kadar devlete de ihanet edenler bedelini ödemesin mi?

-Cumhurbaşkanımız, itibarına, siyasi mücadelesine ve davasına halel getirmeye çalışanları görevlerinden el çektirmesin mi?”

Gelin cevap arayalım:

Fon vurgununu tezgahlayanlar parça parça tutuklanmaya başladı; belli ki devamı da gelecek. Ama “Göz yumanlar” faslında henüz bir ilerleme yok.

Bu fasıl çok önemli, çünkü meselenin iktidara ve Ak Parti’ye değdiği yer burası.

Göz yumanlar belli: Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa İstanbul yönetimi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Mehmet Şimşek dahil ekonomi yönetimi…

Onlar en iyimser ihtimalle ‘görevi ihmal’ suçunu işleyenler.

Tayyip Erdoğan, 25 yıllık iktidarı boyunca ne tek bir siyasi sorumluya ne de bürokrata kendisini de siyaseten etkileyecek bir konuda kamuoyu önünde ve adliyede hesap sordu.

Hep “Kol kırılır yen içinde” dedi, o çeşit insanları etrafından uzaklaştırdı, bir zaman sonra görevden aldı vs ama yargılatmadı; kendisi bütün siyasi risklere kalkan oldu, adli sonuç ise birkaç kişi dışında hiç doğmadı.

FETÖ’de bir tek Ak Partili siyasetçi bile adliyede hesap vermedi, ‘FETÖ’nün siyasi kanadı’ tartışmasında Erdoğan hep üste çıkarak bu durumla baş etti.

Bugün farklı hareket eder mi?

Eğer bugün farklı bir yola girer, kimsenin gözünün yaşına bakmamaya karar verirse, kendisi açısından da yep yeni bir davranış ve yönetme biçimine geçiyor demektir.

Çünkü onu “içeriden” uyaranlar ilk kez Tayyip Erdoğan’ın bu insanlara sağlayacağı “siyasi kalkan”ın bu kez işe yaramayabileceğini söylüyorlar.

Bakalım Erdoğan ne yapacak?