28-09-2026
İsmet Berkan

Hayır, bu cenazeyi savcılık kaldıramaz! SPK ve BIST yönetimi neden hala görevde?

Hayır, bu cenazeyi savcılık kaldıramaz! SPK ve BIST yönetimi neden hala görevde?

Mağdur vatandaş açısında bakınca durum net:

Hesabının bulunduğu bankanın, mesela Ziraat Bankası’nın internet sitesine girmiş, bu sitedeki yatırım hesabına ulaşmış, sonra aynı sitede listelenen fonlardan birine yatırım yapmış, yani bankadaki parasını TEFAS aracılığıyla o fona yollamış.

Bankası hergün ona aynı internet sitesinde fonunun o günkü değerini söylemiş. Vatandaş da fona yatırdığı paranın kazanıp kazanmadığını görebilir olmuş. Fonundan belli bir miktarı bozdurmak istediğinde, bozdurduğu fonun bedelinin iki gün sonra bankadaki hesabına yattığını görmüş.

TEFAŞ’ta listelenen ve bir anlamda Sermaye Piyasası Kurulu’nun garantisini taşıyan halka açık fonlarda düzen böyle işliyor.

O vatandaşa bankası yatırım hesabı açmak istediğinde risk değerlendirmesi testi yapmış, vatandaşın yatırım yaparken aldığı riski görmesi istenmiş, yatırım yapılacak araçla ilgili de 7 üzerinden bir risk puanı oluşturulmuş. Risk puanı 7 üzerinden 5 olan bir fona yatırım yapan kişi, yüksek riskli ve spekülatif işlem yaptığını da biliyor.

Buraya kadar yazdıklarımdan, “Madem kazanın doğurduğuna inanıyordu öleceğine de inanmalıydı” diye düşünebilirsiniz.

Bu düşünce doğru değil.

Bu düşüncenin doğru olabilmesi için önce ortada bir kazan olması lazımdı. 

“Burada gördüğünüz icabında doğurabilir ama icabında risk puanına göre ölebilir de olan bir kazandır” diyen iki tane otorite var: Bunlardan birincisi hisse senedi ağırlıklı fonlar için Borsa İstanbul Yönetimi. İkincisi, hem hisse senedi ağırlıklı fonlar hem de likit para fonlarına gözetim görevi yapan, piyasanın genel işleyişinin bir numaralı sorumlusu olan SPK.

Bu iki otorite, ne hisse senedi fonları için ne de likit para fonları için görevini yapmış. Hisse senetlerinin değerinin yapay biçimde şişirilmesine seyirci kalmak bir yana izin vermiş, hatta yol vermiş. Oysa bundan yıllar önce ilk hisse senedinde bu manipülasyon yapıldığında BIST yönetimi ve SPK bir olup bugün çıkan krizi daha başlamadan sona erdirebilirdi. Likit para fonlarında da fonların birbirinden borç alıp vermesine göz yuman SPK, likit olması gereken fonların likidite krizine girmesine seyirci kalmış.

O yüzden, eğer gerçekten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu fon soygununda “Sonuna kadar gidilmesi”ni istemişse, ilk yapması gereken şey SPK ve BIST yönetimlerini görevden almak ve yerlerine Türkiye’ye güven verecek bir ekibi oturtmak olmalı.

SPK ve BIST’in bu yangına sebep olmuş yönetimleri yerinde durdukça biz bu sıkıntıdan çıkamayız. Bu bir ön şart neredeyse.

İkincisi, herkese söylediğim tuhaf gelebilir ama bizi bu sıkıntıdan savcılık da çıkaramaz. Bizi bu sıkıntıdan çıkaracak kurum SPK bünyesinde kurulmalı ve güçlü tahsilat araçlarıyla donatılmalı.

Bugün, gerek ortadaki hileli işlemler, gerekse para ve mal kaçırma teşebbüslerine karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tek başına kalmış durumda ve gücü yettiğince mücadele ediyor. Ama bu mücadele aynı zamanda son derece teknik bir mücadele ve savcılık kaçınılmaz biçimde o teknik bilgiye sahip insan kaynağına sahip değil. O yüzden de hata yapabiliyor. Nitekim hafta sonu az kalsın vahim bir hatayı yapıyordu.

Zaten kanun gereği de, bu mücadelenin sahibinin SPK olması gerekir. SPK yaptığı tespitleri savcılığa bildirir, işin adli takibini ve soruşturmasını savcılık yapar ama süreci SPK başlatır.

SPK geçmişte ve bugün bu görevini yapmadığı için savcılık mecburen devreye girmiş durumda. Vaziyet o kadar vahim ki, BIST yönetiminin ve SPK’nın çoktan görmüş olması gereken konularda bile onlar bir şey yapmayınca savcılık 2025’ten itibaren SPK’ya yazı yazıp soru sormak zorunda kaldı. SPK bugün dahil hareket geçmiş değil.

O yüzden de, aslında Türkiye’nin bütün fon sisteminin yüzde 15’i civarında olan ve normalde sistemik bir risk yaratmadan tasfiye edilebilecek 131 fonda yaşanan soygun, bugün ciddi bir sistemik riske doğru evrilme tehlikesi içeriyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu krizin kontrolunu elinden kaçırıyor, Mehmet Şimşek bilmediğimiz bir sebeple kendisini arkada tutup işi Adalet bakanı Akın Gürlek’e devretmiş gibi gözüküyor.

Oysa yapılması gereken belli: İşe SPK ve BIST’i görevden almakla başlayın, yerlerine düzgün insanlar atayın, gerisi çorap söküğü gibi gelir.

Erdoğan sahiden öfkeli ve kararlı mı?

Erdoğan sahiden öfkeli ve kararlı mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip erdoğan, New York’tan dönmezden önce gazetecilere fon skandalı için “Ucu nereye giderse gitsin kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak” dedi.

Zaten, içeriden bilgi alabilen bazı gazeteciler Erdoğan’ın fonlara müdahale için talimat verdiğini ve verirken de “Sonuna kadar gidilsin” dediğini aktarmışlardı.

Şimdi iktidar yanlısı medya, Fatma Betül Sayan Kaya’nın neredeyse suç üstü yakalanmasını Ak Parti için ve Tayyip Erdoğan için bir kahramanlık destanı olarak anlatmaya başladı, “Gördünüz mü Reis kimsenin gözünün yaşına bakmıyor” tadında.

Evet ama şunu unutmayın: Fatma Betül Sayan Kaya’nın suç üstü halini savcılık değil bir Yeni Parti milletvekili duyurdu Türkiye’ye. Ancak ondan sonra Kaya’nın görevden affedilme talebine Cumhurbaşkanı “Olur” dedi. Kimse onu görevden almadı, Fatma Betül Sayan Kaya kendisi istifa etti.

Bugün de havada kulis bilgileri uçuşuyor, “Bazı kelleler uçacak, bazıları tutuklanacak” deniyor ama bu krizin yaratıcısı olan BIST ve SPK yönetimlerine kimse dokunmadı. Ak Parti’de sırf birinin oğlu veya kızı diye mevki makam kazananlar gözden geçirilmiyor.

Cumhurbaşkanı gerçekte harekete geçmiş, bu krizi yönetmesi için birisine görev vermiş, görevi verirken de ona açık çek iletmiş değil.

Kriz, büyüme, yayılma, sirayet etme tehlikesi içermeye başladı.

Bana soracak olursanız Cumhurbaşkanı Erdoğan henüz kararını vermedi, ortaya çıkan sıkıntının nereye kadar uzanacağını görmek istiyor.