29-09-2026
İsmet Berkan

Savcılık ve MASAK, son üç dönemde SPK Başkan ve üyelerinin mal varlıklarına baksa ne görür acaba?

Savcılık ve MASAK, son üç dönemde SPK Başkan ve üyelerinin mal varlıklarına baksa ne görür acaba?

Bakmayın siz havada uçuşan onca lafa, Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili yazılmaya çalışılan kahramanlık menkıbelerine…

Fon soygunu, Borsa İstanbul yönetimi ve SPK heyeti görevini yapıyor olsaydı yaşanmazdı. 

Ne Fatma Betül Sayan Kaya borsadan bir oturuşta 2 milyar lira kaldırabilirdi ne şimdi Ziraat Bankası ile İş Bankası devraldıkları gün 17 milyar dolar değeri olan 131 fonu tasfiye etmek gibi tatsız ve yorucu bir işle uğraşırdı ne de bu fonların içinde parası kalan 455 bin vatandaş geceleri uykusuz kalırdı.

BİST ve SPK yönetimleri işlerini yapmış olsalardı ne borsada öyle olağanüstü şişik değerli şirketler olurdu, ne Tera ve Pusula gibi isimler hayatımıza girerdi ne de borsamızda 28 Ağustostan beri yaşanan düşüş yaşanırdı.

Bakın bugün 10Haber damardan girmiş konuya, “İki yıldır bakar kör olan SPK son bir haftadır manipülasyon cezaları yağdırıyor” demiş.

Aslında iki yıl değil. SPK’da tuhaf şeyler 2018 yılından beri yaşanıyor.

SPK, hayatımızda 1982’den beri var. O zaman yaşanan banker krizi bir daha yaşanmasın diye kurulmuştu bu kurum.

Kurumu son 44 yılda 12 kişi yönetti. Bunlardan ilk 9’u hakkında tek bir akçeli iddia veya tek bir “Bu işi yapacak yeterliğe sahip değil” itirazı duymadık. Bu ilk 9 başkandan bazıları artık aramızda değiller ama biri hariç hepsi saygın insanlar olarak görev yaptılar, görev süreleri dolduktan sonra da aynı saygınlıkta hayatlarını devam ettirdiler. (Bu başkanlardan Vedat Akgiray döneminde ‘Halka açılma seferberliği’ ilan edildi ama halka açılan bu şirketlerin önemli bir bölümü battı. Akgiray, arada kendi aile şirketini de halka açtı.)

Ama kurumun başına gelen onuncu başkan olan Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile bu kural değişti. 18 Nisan 2018’de göreve başlayan BankAsya ve sonrasında da HalkBank kökenli Taşkesenlioğlu ile ilgili önce borsa çevrelerinde, ardından gazeteciler arasında bir sürü laf yayılmaya başlandı.

Nitekim bu dedikodulardan bazıları en sonunda suç örgütü lideri Sedat Peker’in bir videosuna konu oldu. O videodan sonra Taşkesenlioğlu’nun kız kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun eşi Ünsal Ban’dan olaylı biçimde boşanması, bu boşanma davası sırasında gündeme gelen paralar vs hep bir ucundan Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile ilişkilendirildi.

Bu bir ilkti. İlk kez bir SPK başkanı hakkında böyle akçeli işlerle bağı sebebiyle söylenti çıkıyordu. Daha önceki hiçbir başkan için böyle şeyler söylenmemişti.

Ali Fuat Taşkesenlioğlu normal 4 yıllık görev süresini tamamladığında yerine İbrahim Ömer Gönül atandı. Gönül, bankacı kökenliydi, 2004’ten beri SPK’da çalışıyordu ve en son başkan yardımcısı olarak görev yapmıştı. 

Son günlerde öyle bir izlenim veriliyor ki, sanki Gönül bu fon işlerine müdahalede geç kaldığı için görevden alınmış. Hayır öyle olmadı, o da 4 yıllık görev süresini son gününe kadar tamamladı ve bu yılın Nisan ayında yerini Maliye kökenli ve iki yıldır SPK’da Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Mahmut Sütçü’ye bıraktı.

Ardı ardına bir takım fonların temerrüte düşmesiyle artık saklanamaz hale gelen fon soygunu ile şimdi o başa çıkmaya çalışıyor.

Fakat mesele şu ki, SPK 2018 yılından beri bizim bildiğimiz eski SPK değil. Bu kurumun neredeyse bütün kritik işlemleri geçmişten hayli farklı yürütüldü.

En temeli halka açılma izinleri. Normalde bir şirket gerekli yeterlikleri taşıyorsa halka açılır. Bu işlem ince işlenen sık dokunan bir işlemdir ve işlemin en kritik konusu halka açılacak şirketle ilgili yapılan değerlemedir, yani şirketin kaç liradan halka açılacağıdır.

Son 8 yılın birkaç istisna dışında halka açılan şirketlerinin tamamında bu değerleme ile ilgili büyük tartışmalar yaşandı. Çok sayıda şirket, halka açılır açılmaz tavan tavan gitti, sonra birden bire hisse senedi çöktü.

Hadi birinde ikisinde meseleye uyanılamadı ama bu hisseyi yükseltip sonra tabana indirmek neredeyse kural olunca bile SPK devreye girip “Ne oluyor” demedi, Borsa istanbul yönetimi de benzer şekilde sustu, olan biteni seyretmeye koyuldu.

Sonra kapalı fonlar konusu başladı. Bu fonlar, halka açılmalara “kurumsal yatırımcı” olarak katılıp bireysel yatırımcıya göre daha fazla hisse alabiliyordu. Bu fonların toplu aldığı hisseleri boşaltması hiçbir SPK incelemesine tabi olmadı.

Derken o kapalı fonlar halka açılmaya başlandı. SPK buna da ses çıkarmadı. O fonlar sığ hisseleri yapay alış verişlerle yükseltip kendilerine yatırımcı çekiyordu. Bunu da seyretti Borsa İstanbul ve SPK yönetimleri.

Oysa borsada yapay fiyat hareketleri oluşturmak yasaya göre suç ve bunu yakalamak da Borsa İstanbul yönetimiyle SPK’nın görevi. Bakın bu görev savcılığın görevi değil, SPK’nın. Ancak SPK suç duyurusunda bulunursa savcılık bu suçla ilgili devreye girebiliyor, kendi kendine soruşturma başlatamıyor.

Şimdi SPK son bir haftadır yağmur gibi suç duyuruları yağdırıyor. Bunların hepsi geçmiş döneme, yani SPK’nın kış uykusunda olduğu döneme ilişkin suçlar. Kendi şirketinin hissesini alıp şişirmek dahil bu manipülasyonlara. O ölçüde pervasızlaşmıştı manipülatörler.

Borsada vurgun vuranları, halkı dolandıranları elbette araştırmak gerek. Ama acaba 2018’den beri görev yapan SPK Başkan ve kurul üyeleri ile yakınlarına bir mal varlığı araştırması yapılsa acaba ne çıkar?

Bu dev soygun, SPK olan bitene arkasını dönmemiş olsa ve bugünkü gibi hareket ediyor olsa hiç yaşanmamış olurdu.

Peki SPK olan bitene yıllarca sırtını bedavadan mı döndü? Dış kapının mandalı bir milletvekili bu denli hızlı zenginleşirken SPK’ya hiç mi bir şey düşmedi?

Thorstein Veblen’den 120 yıl sonra…

Thorstein Veblen’den 120 yıl sonra…

Pek çoğunuz Thorstein Veblen’in adını duyamamış olabilirsiniz, duymanız için bir sebep yok.

Veblen 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başı arasında yaşamış, Amerikalı bir sosyolog ve iktisatçı.

Daha sosyoloji biliminin yeni yeni kurulduğu yıllarda bu bilimin ilgilendiği alanın genişlemesine büyük katkıları olmuş bir isim.

Veblen’in en meşhur eseri “The Theory of Leisure Class” adlı kitabı. ‘Leisure class’ Türkçeye çevrilmesi zor bir kavram; bizim sol literatür bu sınıfa “Burjuva” deyip geçiyor ama bence tam karşılamıyor. (Kitabı Türkçeye çevirenler ‘Aylak sınıf’ demişler ama bence bu sınıfın yegane özelliği aylaklığı değil.)

Neyse, çeviri kısıtlamaları bir yana, Veblen kendine Amerika’nın yükselen zenginlerini konu olarak seçmiş, kitabında onları anlatıyor.

Bu sınıfı ve tam o dönemi anlatan çok güzel bir dizi var, “Gilded Age” (Parlak Çağ) adlı, meraklısına tavsiye ederim. Diziyi ünlü Dowtown Abbey’in yaratıcısı Jullian Fellowes yazmış. HBO’da izlenebilir.

Dizinin konusu ‘yeni para’nın gelip, ‘eski para’yı biraz itekleyerek kendine yer açmaya çalışması. Örneğin dizide bir demiryolu patronu anlatılıyor, neredeyse sınırsız gibi gözüken parası var ama New York sosyetesi (eski para) onu kabul etmiyor.

İşte Thorstein Veblen’in konusu da bu: Para sahiplerinin alışkanlıkları…

Sizin para sahibi olduğunuz nasıl anlaşılır? Boynunuza “Ben çok zenginim” diye bir tabela asıp dolaşmayacağınıza göre, zengin olduğunuzu başkalarına göstermenin bir yolunu bulmalısınız.

Veblen, çeşitli zengin alışkanlıklarına yakından bakıyor. Mesela baston  taşımak, mesela kumar oynamak, mesela lüks tüketim… Bunların bir kişinin diğerlerine “Ben zenginim” demesinin yolları olduğunu anlatıyor.

Thorstein Veblen’in 1908 yılında yaptığı bu gözlem bugün de geçerli aslında.

Bakın, 4 yıl önce Zeytinburnu’nda sokaklara Ak Parti bayrağı asan Muhammed Yarız, parayı vurunca kendine iki tane dev yat almış, bunlar yetmemiş bir de deniz üstünde hızlı hareket etmesini sağlayacak 500 bin dolarlık bir RIB almış.

Siirtli aşiret, Mersin’deki düğününde 200 liraları uç uca ekleyip giysi gibi herkesin üstüne giydirmiş.

Tera patronu hemen kendine bir Rolls Royce araba almış.

İnsan değişmiyor.