06-10-2026
İsmet Berkan

Soygun içinde soygun: 42 milyar liralık özel sektör tahvili parası nerede?

Soygun içinde soygun: 42 milyar liralık özel sektör tahvili parası nerede?

Her gün yeni bir boyutunu fark edip şaşkınlıktan şaşkınlığa savrulduğumuz fon soygunu, sadece Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal dolandırıcılığı değil; çapı, derinliği ve yapılış biçimi itibarıyla belki dünya tarihinin en büyük dolandırıcılığı.

Evet, elbette dünya çok büyük finansal dolandırıcılıklar gördü, en azından Amerika Madoff olayını yaşadı ama hiçbirinde kamu otoritesi ile soyguncular bu ölçüde işbirliği içinde değildi, hiçbirinde soygun devletin de işin içine girip adeta ortak gibi hareket etmesiyle yapılmamıştı.

Madoff olayında kamu otoritesi, ABD’nin SPK’sı niteliğindeki SEC’nin ihmali büyüktü ama işbirliği yoktu, durumu ciddiye alıp fark ettiği anda SEC vaziyete el koydu, başkası değil.

Oysa bizde durum öyle değil. SPK bugün bile duruma tam olarak el koymuş değil.

Bakın, Tayyip Erdoğan iktidarına en yakım kalemlerden biri olan Abdülkadir Selvi’nin bugünkü yazısından öğreniyoruz, Borsa İstanbul, 2025 yılı içinde söz konusu fonlarla ilgili olarak 125 kez SPK’ya uyarı yazısı gönderdiğini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmiş. Yanlış okumadınız 125 kez.

Üstüne uluslararası yatırım bankaları JP Morgan ve Morgan Stanley’in kamuya açık yaptıkları açıklamaları ekleyin, Morgan Stanley’in İstanbul Borsasını MSCI endeksinden çıkartma tehdidini hatırlayın.

Bu tehdidi duyan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Kasım 2025’te SPK’nın kendi toplantısında (kaderin talihsiz bir cilvesi, o toplantının sponsoru da Tera idi) “Hisselerde manipülasyona izin vermeyeceğiz” diye uyarmasını ekleyin…

SPK, üstelik 2 Aralık 2025 günü devletten  resmen talimat aldığı halde ta 28 Ağustos 2026’ya kadar kılını kıpırdatmadı, sadece borsada olan bitene sırtını dönmekle kalmadı, soygunun boyutunun büyümesine aktif katkı verdi.

Bütün bunları yapan SPK’dan sadece eski kurul başkanı soruşturma altında, savcılığa ifade verdi. Başka kimse soruşturma altında değil, kimse tutuklanmadı. Oysa SPK’nın bu soygundaki rolü çok belirgin.

Yine Abdülkadir Selvi’nin yazısından çok ilginç başka bir şey öğreniyoruz. Aynen alıyorum: “Tera yatırım borsaya açılmak isteyince SPK üyeleri Muttalip Ünal ve Ali Akay fonun yapısının zayıf olduğu ve borsaya açılmaya müsait olmadığı yönünde görüş bildiriyorlar. İmza atmıyorlar. Sonuç ne oluyor? Muttalip Ünal ve Ali Akay 30 Ekim 2022 tarihinde görevden alınıyorlar. Peki Tera ne zaman borsaya açılıyor? 2 ay sonra yani 2022 yılının aralık ayında borsaya açılıyor.”

Demek mesele SPK’dan da öteye gidiyor, SPK’ya üye atama yetkisine sahiplere kadar uzanıyor. Boşuna “Kim o yetkili” diye sormayın, dönemin Hazine Bakanı Nurettin Nebati öneriyor, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da atama kararını imzalıyor. Başka türlü olamaz.

Ama 2022’ye kadar gitmeye bile gerek yok aslında. Bakın pazartesi günü Türkiye’nin dev yatırım şirketlerinden Gedik Yatırım bir rapor açıkladı. Bu rapora göre fonlara giren yatırımcı parasının yarısı 2026’da girmiş. Yani soruna mesela Kasım 2025’te müdahale edilse bugüne göre yarı yarıya, belki daha bile küçük bir sorunumuz olacaktı. Müdahale gelmeyince fonlara yatırılan para daha da artmış. (Gedik Yatırım, fonlardaki toplam yatırımcı parasını 322 milyar lira olarak hesaplamış, bunun 163 milyarı bu yıl giren para.)

Bakın, 5 Ekim Pazartesi günü Tera Yatırım Bankası çıkardığı bir borçlanma tahvilini ödeyemedi ve temerrüte düştü. Bu tahvil 180 gün vadeliydi, yani bundan sadece 6 ay önce çıkarılmıştı ve Tera Yatırım Bankası bu tahville 5 milyar lira borç almıştı, pazartesi günü bu borcunu 6,05 milyar lira olarak geri ödemesi gerekiyordu.

Tera Yatırım tahvil çıkartmış ve bu tahvillerin tamamını yine adı Tera ile başlayan yatırım fonları (para fonları) satın almıştı. Yani Tera’ya borcu yine Tera vermişti. Peki verilen para nereden gelmişti? Tera Fonuna yatırım yapan yatırımcılardan.

Gedik Yatırım’ın çok ayrıntılı raporundan öğreniyoruz, tasfiye kapsamındaki fonlarda toplam 37,5 milyar liralık özel sektör tahvili var. Buna bir de tasfiye kapsamında olmayan ama SPK tarafından alım satıma kapatılan, yani aslında fiilen kapatılan fonları da eklediğinizde toplam özel sektör tahvili varlığı 42 milyar liraya varıyor.

Gedik Yatırım, kibarca bu paranın 34,6 milyar lirasını “likiditesi sınırlı” diye niteliyor; yani geri ödenme ihtimali ya hiç olmayan ya da çok düşük olan tahviller bunlar. İşte bunlardan biri az önce anlattım battı, 6 milyar buhar oldu bile.

Gedik Yatırım analistlerinin “likiditesi sınırlı” dediği bu tahvillerin 26,7 milyar lirası Tera’nın fonlarında. Peki bu tahvillerin ihraççısı şirketler kim? Evet, bildiniz: Tera ve onunla yakın ilişkili şirketler.

Bakın bu şirketler tahvil satarak fonlara yatırım yapmış gerçek kişilerin gerçek paralarını aldılar ve ceplerine attılar. Bu toplamı 42 milyar lirayı bulan parayla ne yaptılar bilmiyoruz ama bu paranın doğrudan yatırımcıların cebinden çıkan gerçek para olduğunu biliyoruz.

Kendi şirketine tahvil çıkartıp sonra bu tahvilleri kendi fonuna satan düzene kim izin verdi? Tabii ki SPK. Çünkü bunlar zaten gizli bilgi değil, Gedik Yatırım da bu bilgileri özel kaynaklardan edinmiş değil, hepsi kamuya açık bilgiler. Bizim bugün bildiğimizi SPK herkesten önce biliyordu, çünkü izni veren o.

Tera’ya “Sen Pusula’yı al” diyen kimdi?

Tera’ya “Sen Pusula’yı al” diyen kimdi?

Bakın, şu rakamlar çok çarpıcı:

Tasfiyeye alınan 129 fonun 31 Ağustos 2026’daki toplam değeri 1 trilyon 233 milyar 200 milyon Türk lirasıydı.

Sadece 15 gün sonra, yani 15 Eylülde bu fonların toplam değeri 992,5 milyar liraya düşmüştü.

Hepimiz ezberledik rakamı, 17 Eylülde fonların toplam değeri 836 milyara inmişti.

Şimdi Gedik Yatırım  hesaplamış, 30 Eylülde aynı fonların değeri 652,3 milyar liraya inmişti.

30 günlük değer kaybı yüzde 47,1. Sadece 15 Eylül-30 eylül arası değer kaybı yüzde 34,3 oldu.

Bugün aradan 6 gün daha geçti, fonların değeri biraz daha düştü. Fakat biz bunu düşünmeyelim şimdi.

30 Eylül günü 652,3 milyar lira olan tasfiyedeki fonların yüzde 76,5’i Tera Portföy’ün yönettiği fonlar. Yani Tera tek başına bu batışın dörte üçünün sorumlusu.

Bu denli büyük olan bir aktörün, kendi batışı bu kadar yakınken can havliyle bir başka portföy yönetim holdingi olan Pusula’yı can havliyle satın almaya kalkışması izaha muhtaç bir durum.

Pusula’nın patronu Muhammed Yarız için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı 2 Eylül günü yurt dışı çıkış yasağı kararı almıştı. Bu karar gizliydi ama nasıl olduysa Yarız’ın kulağına gitmişti. (Yetkililer sızıntının SPK’dan kaynaklandığını düşünüyor.)

Sadece Yarız’ın değil bütün piyasanın da kulağına yayılmaya başlamıştı bu bilgi. Fonlarda yaşanan, özellikle Pusula’nın fonlarında yaşanan panik satışlarının bir sebebi buydu. İşte tam bu paniğin ortasında Tera Pusula’yı satın almaya kalkıştı.

12 Eylül günü satışın tamamlandığı açıklandı; aynı günün akşam üzerisi gazeteci İsmail Saymaz, Pusula Patronu Muhammed Yarız’ın cep telefonunu geride bırakarak Marmaris’ten 15 milyon dolarlık teknesine binerek Türk karasularından ayrıldığını haber verdi. Ve bu haberin ardından Pusula fonları teker teker temerrüde düşmeye başladı, Tera da ona sahip çıkmadı.

Peki bütün bu gürültünün arasında Tera neden Pusula’yı almaya kalkışmıştı?

Soruya bir cevap, piyasadaki çöküşü yavaşlatma, piyasaya güven verip yatırımcı çıkışını durdurma ümidi olabilir.

Ama bugün Abdülkadir Selvi yazısında Tera’nın patronu Emre Tezmen’in sorgusunda söylediği bir şeyden söz ediyor. İddiaya göre Tezmen, Pusula’yı önemli bir ismin tavsiyesi üzerine aldığını söylemiş.

Peki ama kim acaba bu “önemli isim”?