07-10-2026
İsmet Berkan

Fon soygunun siyasete yansımaları: Ne oldu da Ak Parti’deki sessizlik yasası kırıldı

Fon soygunun siyasete yansımaları: Ne oldu da Ak Parti’deki sessizlik yasası kırıldı

Türkiye’de geçmişte çok sayıda yolsuzluk ve haksız kazançla ilişkilendirilen skandal yaşadık.

Ak Parti 24 yıldır iktidarda olduğu için onun payına da yeterince skandal düştü.

Ak Parti dönemi skandallarının geçmiş dönemden bir önemli farkı oldu hep: Parti içinden çıkıp bu skandalı eleştiren ya hiç olmadı ya da pek az oldu, o eleştirenler de partiden dışlandı.

Bu partide lidere biat etmenin ne denli önemli olduğuna dair sayısız örnek yaşadık son 24 yılda. 

Her zaman son sözü lider söyledi, lider her zaman “Kol kırılır, yen içinde kalır” dedi; kendi yol arkadaşları arasında çok büyük yanlış yapanlara bile hiçbir zaman tam manasıyla hesap sormadı, bedel ödetmedi. Ödettiği en yüksek bedel kendi çevresinden uzaklaştırmak oldu.

Bazılarını çok uzağa da göndermedi. FETÖ ile ilişkili olanları bile, eğer kendi yakın çevresindense, elinin altında bir yerde tuttu.

Affetmediği tek bir kişi türü oldu: Kendisine siyasi ve ahlaki tutumu nedeniyle itiraz eden, kendi kişiliğini lidere biat adı altında ezdirmeyenler. Onları bir zamanlar çok yakınında olsalar bile bir daha hiç affetmedi, yanına sokmamakla kalmadı, onlara hayatı zehir de etti.

Onun bu yol arkadaşlarını koruyup kollayan ama kendisini eleştirenleri “hain” ikan edip affetmeyen tavrı partide ve yakın çevresinde bir kültür yarattı: O konuşmadan, o herhangi bir konuda tavrını belli etmeden kimse konuşmuyordu. Bırakın medyayı, arkadaş arası sohbetlerde bile konuşmuyor, Reis’in tutumunu görmek istiyorlardı.

Ama bu sefer böyle olmadı. Daha Tayyip Erdoğan fon soygunuyla ilgili fikrini duyurmadan Ak Parti’den homurdanmalar yükselmeye başlamıştı bile. Biri hariç hiçbir milletvekili açık açık konuşmadı ama yakın zamana kadar Ak Parti adına konuşan, medyada boy gösteren, bir kısmı zaten ‘gazeteci’ sıfatını da taşıyanlar açıkça eleştirel tutum aldılar.

Tabii eleştiri de bir yere kadar: Herkes Erdoğan’ı bu skandaldan uzak tuttu, sanki onun hiç hatası yokmuş, hatta neredeyse o burada değilmiş gibi davranıldı; hata yapanlar da ona ihanet etmekle, onun yeniden seçilme şansını azaltmakla itham edildi.

Para çaldıkları, milleti dolandırdıkları için değil, Tayyip Erdoğan’ı siyaseten zor durumda bıraktıkları için kötüydü, hatta haindi onlar.

Ahlakı değil siyaseti önceleyen, siyasetten de sadece Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilmesini anlayan bu çarpık durumu bir an için görmezden gelsek bile yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuza kuşku yok.

Bu fon soygununun farkı neydi de, bugüne kadar hep Reis’in arkasında tek sıra dizilen Ak Parti bu kez Reis’in alıp yükselttiği bazı kadroları kıyasıya eleştirmeye başladı?

Bu soruya tek bir cevap olduğunu sanmıyorum; birkaç şeyin birleşimi sanki bu yeni durumu izah ediyor:

-Bence birincisi, Tayyip Erdoğan ve medyasının bütün güç projeksiyonlarına rağmen Ak Parti’de insanlar ilk kez iktidarın kaybedilme riskinin çok yüksek olduğunu düşünüyor. Partinin (kader ortağı MHP ile birlikte) Meclis çoğunluğunu kaybedeceğini herkes görüyor, son kale Tayyip Erdoğan’ın da kaybetmesi ihtimali. Ve bu ihtimal net biçimde gözüktüğü için bu skandal, geçmişten, mesela 17-25 Aralıktan daha farklı algılandı. Çünkü Erdoğan’ı devirecek son darbe buradan gelmiş olabilirdi.

-İkincisi, bu skandalı 17-25 Aralıkta olduğu gibi dışarıdan bir grubun üstüne yıkma, “Darbe girişimi” olarak niteleme veya “Amerika yaptı”, “İsrail yaptı” gibi dış güçlere yorma ihtimali yoktu. Tamamen evin içinde yaşanan, hepsi de “bizden” olanların yarattığı bir soygundu bu.

-Üçüncüsü, 24 yıllık uzun kesintisiz iktidar süresi, kaçınılmaz olarak kadrolarda güce yakınlık uzaklık bakımından farklar, çekişmeler, hatta gruplaşmalar doğurmaya başlamıştı. İşler iyiye gitse bu farklar görünmez olurdu ama kötüye gidiş, çeşitli muğlak gruplar arasında mesafeyi daha belirgin biçimde gösterdi. Doğrudan iktidar içindeki bir güç kavgası bu skandal eleştirilerinin bir tarafında var, unutmayın.

-Dördüncüsü, bu fon soygunundaki paranın kaynağı geçmişten çok farklı. İlk kez devletin zarara uğratılmasının veya bazı özel kişilerin dağıttığı rüşvetin konuşulmadığı, onun yerine doğrudan vatandaştan, hatta bazıları da Ak Partili olan vatandaştan çalınan para söz konusu. Kamu zararından değil doğrudan yatırımcıların zararından konuşuyoruz. İlk defa doğrudan özel kişilerin cüzdanlarına değen bir soygun bu.

-Beşincisi, soygundan pay kapma ayrıcalığına sahip olanlarla bu fırsat kendilerine tanınmayanlar arasındaki bir çekişme. “Bir ziyafet vardı, bizi davet etmediler” duygusunu bazı açıklamalarda bire bir görüyorsunuz.

-Altıncısı, Reis’in yeniden seçileceğinden emin olunsa belki Ak Parti içinde çıkan bu kriz kontrol altına alınabilecek, Reis kalkanını kaldırıp koruyabildiğini koruyacak, geri kalana hesap soruldu izlenimi verilecekti. Ama durum öyle değil. Tayyip Erdoğan seçimi kaybedebilir ve bu soygunun hesabını sormak başka bir iktidara kalabilir. İşte onun için bir samimi telaş da yaşanıyor bir yandan, herkes Reis’e bu krizden nasıl çıkacağına dair akıl verme yarışında.

Bir üçüncü sınıf Ak Partili’nin fondan çekip götürdüğü 20 milyar ve bir birinci sınıf Ak Partili’nin zorlaşan hayatı

Bir üçüncü sınıf Ak Partili’nin fondan çekip götürdüğü 20 milyar ve bir birinci sınıf Ak Partili’nin zorlaşan hayatı

Dikkat edin, bu fon soygununda “Ak Partili” diye karşımıza çıkanlar, bu partinin orijinal kurucu kadrolarının ya ikinci-üçüncü kuşak mensupları ya da partinin o kadar da önde olmayan kadroları.

Bir çarpıcı örnek, Osman Arıkan Nacar isimli kişi.

Bu kişinin adını yeni öğrendik; çünkü Osman Arıkan Nacar geçmişte Sağlık Bakanlığında bir bürokrat olarak görev yapmış. Öyle siyasi görevi yok, parti içinde bir makamı yok.

Bakanlıktan ayrıldıktan sonra bir bilişim şirketi kurmuş. Şimdi fonlardan son dakikada yüklü miktarda (20 milyar lira) para çekip yurt dışına kaçmakla suçlanıyor.

Adanalı, kardeşi Halil Nacar Ak Parti’den belediye başkan adayı, kendisi de milletvekili adayı olmuş ama ikisi de seçilememiş. Kardeşi halen Adana İl Sağlık Müdürü.

Adana söz konusu olunca, Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik’le yakınlıklarına kuşku yok. Şimdi bu Ak Parti’nin üçüncü sınıfı kabul edilmesi gereken kişi üzerinden partinin birinci halkasında yer alan Ömer Çelik’in fon bağlantısı muhalefetin diline düşmüş durumda.

Böyle bir başka örnek, Erdin Özel isimli kişi. Tera Holding’in yöneticilerinden olan Erdin Özel, sözde Ak Parti’nin bazı kurullarında görev yapmış ama pek de siyaseten ciddiye alınan biri olmamış. O da partinin üçüncü sınıf kadrolarından. Fakat yine de oynadığı para büyük.

Erdin Özel’in adı hep Fatma Betül Sayan kaya ile birlikte gündeme geldi. Fatma Betül Sayan Kaya, Ak Parti’nin “parlak” kabul edilen ikinci kuşak mensuplarından. Esas önemli isim annesi. Ta 1994’te Tayyip Erdoğan’ın İstanbul İl Başkanlığında, Emine Erdoğan’la birlikte Refah Partisi İstanbul Kadınlar Kolu yöneticisi. Sadece Fatma Betül sayan Kaya değil, ailenin diğer üç çocuğu da Ak Parti’nin önde gelen kadroları arasında.

Böyle ikinci kuşaklara bir başka örnek Mustafa Yazıcı. Tayyip Erdoğan’ın 90’larda hapse girdiği davada avukatı, Ak Parti kurucusu, eski bakan, halen partinin yeni anayasayı hazırlayan Hukuk İşlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu.

Hayati Yazıcı her bakımdan birinci sınıf, hatta ana kadrodan ve Tayyip Erdoğan’ın en yakınından hiç ayrılmamış bir özel isim.

Ama işte oğlu bu fon skandalına fena halde karıştı. Şirketi Adil Varlık Yönetimi tahvil borcunu ödeyemedi, bu yüzden Mustafa Yazıcı’nın ortağı Ali Emre Ballı kendini öldürdü.

Mustafa Yazıcı üzerine bir koruma kalkanı konmuştu ama bu ölümle birlikte o kalkan hala yerinde kalabilir mi, şüpheli…