08-10-2026
İsmet Berkan

Muhalefet, fon soygununda dedikodunun ötesine geçemedi

Muhalefet, fon soygununda dedikodunun ötesine geçemedi

İçinden geçtiğimiz fon soygunun pek çok yönü var.

Tabii en önce bu soygunu yapanlar, o inanılmaz büyüklükteki paraları alıp cebe atanlar var.

İkinci sırada, soygun düzenini kendileri kurmasalar da bu düzenden fayda sağlayan, fahiş kazanç elde edenler var.

Üçüncü sırada ise bu soygunun yapılmasına bilerek, isteyerek hatta soygundan nemalanarak izin veren veya soygundan nemalanıp nemalanmadığından bağımsız olarak bu soygunun yaşanmasına ortam hazırlayanlar var.

Bu soygun düzenini en azından 2025’ten beri, ama aslında 2022’den beri haykıra haykıra her yerde anlatan, soygunun sona ermesi için elinden gelen çabayı gösterenler var.

Bu insanların uyarılarını dinlemek bir yana onları susturmaya çalışanlar var bir de.

Bir de şunu unutmayın: Bu soygun düzeni en sonunda düzgün bazı insanların olan bitene müdahale etmesiyle sona ermiş değil.

Soygun, ona izin veren düzen sürdürülemez bir noktaya eriştiğinde, yani saadet zinciri çökmeye başladığında kendi kendine  ve kendi içine doğru çöktü.

İngilizce’den bir kelime ödünç alıp söyleyecek olursak, “implode” ettiği için bugün onu konuşabilir haldeyiz.

***

Şimdi Türkiye bu soygun düzenine yarı gönüllü yarı gönülsüz olarak müdahale ediyor.

Bu müdahalede başrolde olması gereken oyuncu, arkalarda bir yerde saklanıyor. O oyuncunun adı Sermaye Piyasası Kurulu.

Neden saklanıyor? Sebebi belli: Bu soygunun bunca yıldır yapılmasına ama bilerek ve isteyerek ama bilmeyerek ve beceriksizlik nedeniyle izin veren, olan biteni görmezden gelen kurum SPK, tam da bu yüzden arkada duruyor.

Bakın bu soygunu mümkün kılan başlıca üç mekanizma var, üçünde de işin ucu geliyor SPK’ya dayanıyor:

1. Hisse senedi manipülasyonu: Borsa İstanbul’da işlem gören en az 46 (bir başka hesaba göre zaman içinde aslında 100’e yakın) hisse senedi manipüle edilerek yükseltildi. Bu olaylar ta 2022 yılında başladı. SPK bu olaylara başladığı anda müdahale etmiş, manipülasyonu yakalayıp yapanları cezalandırmış olsaydı bugün bir soygundan söz etmiyor olacaktık.

2. Kapalı fonların halka açılması: İsteyen yatırımcı ister tek başına ister arkadaş arasında para toplayarak fon kurabilir ve bu fonla borsadan para piyasalarına kadar pek çok alanda yatırım yapabilir. Ancak kurucularıyla sınırlı kapalı bir fonun halka açılması, yani herkesin onlara yatırım yapabilir hale gelmesi ancak SPK izniyle mümkün. SPK bu izinleri bol keseden vermeseydi, kapalı fon performansını manipülasyonla hisse senetlerini şişirerek arttırmış ve yatırımcıya gel gel yapmış olanları engelleseydi, bugün yine bir soygundan söz etmiyor olacaktık. Çalınan para o fonlara SPK izni sonrası yatırım yapanların parası. Fonun orijinal yatırımcıları paralarını alıp çoktan çıktılar.

3. Şirketlere tahvil çıkarma izni: Şirketler elbette zaman zaman bankalardan değil doğrudan yatırımcılardan borç almak isteyebilir. Hatta bunu bankalar da yapıyor. Ama hangi şirketin hangi şartlarda tahvil ihraç edeceğine izni SPK veriyor. Borcunu ödeyemeyeceği belli şirkete bu izin verilmez. Bir varlık yönetim şirketinin sadece 6 aylığına inanılmaz bir faizle 500 milyon lira borçlanmasına izin veren kurum da SPK. O tahvil iki gün önce temerrüde düştü, yani ödenmedi. Nasıl ödensin? Hangi iş kolu insana 500 milyon borç alıp bu borcu 6 ay sonra 615 milyon olarak geri ödemesine  yetecek para kazandırabilir? Varlık Yönetimi’nde bu kadar kısa sürede böyle bir kazanç yok. Bu tahvil borçlanmaları, bazı adı da bilinen şirketler için fon soygununda saadet zincirine sokulan son paralardı, deniz bitiyordu, SPK denizin bitmesini bu yolla öteledi, suç ortağı gibi davrandı. Bugün toplamda 42 milyar liralık tahvilin temerrüde düşmesi bekleniyor. İşte yakında Tera’nın 17 milyarlık tahvili var, bakalım ödenecek mi?

***

Her şeyin başında, bütün soygunun merkezinde SPK varken, SPK’nın başkan ve üyeleri bizzat Cumhurbaşkanı tarafından atanırken bizim muhalefet partilerimizin hala fon dedikodusuyla uğraşması, “Falancanın da fonda parası var mıydı”nın ötesine geçememesi çok acıklı bir durum.

Yer yer servet düşmanlığını da içinde barındıran bu dedikodu merakı, evet Fatma Betül Sayan Kaya gibi bir ismi ortaya çıkardığınızda siyaseten çok kullanışlı oluyor ama arka plandaki esas büyük gerçeğin gözden kaçırılmasına da yardımcı oluyor.

Muhalefet partileri enerjilerini son dört yılın SPK kararlarını taramaya ayırsalar ve bu kararlarda bugünkü soygunun izlerini bulsalar çok daha büyük bir hizmet yapmış olurlar memlekete.

SPK bugün dahil ipe un sermeye devam ediyor

SPK bugün dahil ipe un sermeye devam ediyor

Tamı tamına 10 ay bir basit mevzuat düzenlemesi için kulağının üstüne yatan, bürokrasiyi uzattıkça uzatan SPK, 18 Ağustosta İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan kendisine gelen ve soruşturma izni isteyen bir yazıyı görünce mecburen harekete geçti, 28 Ağustosta fonlarla ilgili yeni mevzuatı yürürlüğe soktu.

Bu düzenleme sonrası fonlardan inanılmaz bir para çıkışı başlayınca hiç işe karışmadı SPK, olan biten sanki basit bir piyasa çöküşüymüş gibi davrandı.

Fonlar ardı ardına temerrüte düşerken de bekledi SPK. Ancak 16 Eylülde 131 fonu tasfiyeye karar verdi, ardından 170 başka fonu da işleme kapattı, bir anlamda onları da fiilen tasfiyeye zorladı.

Sonuncusu 7 Ekim Çarşamba günü olmak üzere SPK henüz sadece 4 hisse senedindeki işlemlerle ilgili manipülasyon iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Bu hisseler arasında örneğin Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin savcılığa ifade vermek zorunda kaldığı Özata Denizcilik hala yok. SPK daha onun için bir karar almadı.

Oysa ilk anda bakılması gereken en az 46 hisse senedi var. Sonrasında bu incelemenin son dört yıldaki halka arzlarla birlikte 100 hisseye kadar genişlemesi gerekiyor.

Ama SPK sanki bol bol vakti varmış gibi ağırdan aldıkça alıyor. Geçmişte olağanüstü fiyat hareketleri yaşayan onlarca hisseye daha bakmadı bile.

Ve Cumhurbaşkanı dört bir yandan çağrılar geldiği halde bu SPK heyetini görevden almıyor, heyetin kendi kendini denetleyip savcılığa ihbar etmesini bekliyor herhalde.

Bir büyük yalanın içinde yaşıyoruz.