15-10-2026
İsmet Berkan

Ülkenin üzerindeki insan yapımı kara bulutlar

Ülkenin üzerindeki insan yapımı kara bulutlar

Yelkenci, denizci arkadaşlarım iki gündür cep telefonlarındaki meteoroloji haritalarını gönderiyor. Ben pek anlamam bu işlerden ama çarşamba günü İstanbul’da tanık olduğumuz yağmurun bulutları ülkenin bütün Kuzey Batısını kaplamış durumda.

Bunlar gerçek kara bulutlar, beraberinde doğal afet getiriyor.

Ama bir de algıladığımız kara bulutlar var ki, onların getirdiği afet korkarım daha kalıcı sonuçlar yaratıyor. Üstelik doğal değil, tamamen insan yapımı bir afet.

Bakın, ardı ardına o kadar çok şey yaşanıyor ki İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı, neredeyse herkesin eğer aday olabilseydi 2023’te seçilmiş olacağına garanti gözüyle baktığı, bir sonraki seçimi kazanacağına neredeyse herkesin kanaat getirdiği Ekrem İmamoğlu’nun 2500 yılı aşan bir hapis istemiyle yargılandığı davada ilk kez kendini savunacak olması bile gündemde en üst sıraya çıkamadı.

Ülkemiz 19 Mart 2025 sabahından başlayarak aradan geçen 19 ayda herhalde yüzlerce kez güne bir ucu siyasete, CHP’nin belediyelerine değen operasyon haberleriyle başladı. O kadar çok operasyon oldu ve oluyor ki, küçük ilçe belediyelere yapılan operasyonları artık haberden bile saymıyoruz.

Ülkemizin bir şafak vakti operasyonları ülkesine dönüşmesi neredeyse kanıksandı, normal, hatta sıradan bir şeymiş gibi algılanmaya başladı.

Bu devasa polis devleti kara bulutu yetmiyormuş gibi çarşamba sabahı güne HalkTV adlı kanala el konması ve kanalın susturulmasıyla başladık. Daha önce Tele1 adlı kanala aynen böyle çökülmüştü. Daha geçen hafta T24 susturuldu.

Alın size bir kara bulut daha.

Bunlar gelip geçici gündem mühendisliği operasyonları da değil. İktidarın en çok 18 ay sonra yapılacak seçimlere rakipsiz, dikensiz bir gül bahçesinde girmek isteğinin ve seçimi kazanmak konusunda yapmayacağı, göze almayacağı şey kalmadığının doğrudan işaretleri.

Geçmişte bir sefer, medyanın daraltılmasından ve medyaya zorla el konmasından hareketle “Yarın öbür gün sıradan bir trafik kazasının haberini bile okuyamayabilirsiniz” demiştim okurlarıma. Oraya geldik işte.

Fon soygunu ve boyutları hakkında haber alabildiğiniz kaç yayın organı kaldı?

Bir sonraki büyük veya küçük rezaletten hiç haberiniz olmayacak.

Bakın, Türkiye’nin Merkez Bankası bu hafta başından beri dolar kurunu biraz gevşetmiş durumda. Peki bu durumla ilgili soru nerede sorulabildi? Tayland’da! Haberi kimden aldık? Amerikan Bloomberg Haber Ajansından. Aynen fon soygununu haber aldığımız gibi, onu da en önce Bloomberg yazmıştı.

Arkadaşlarımın gönderdiği meteoroloji haritaları ve uydu görüntüleri kara bulutların giderek yoğunlaştığını gösteriyor.

Ama bu doğa. Yarın o bulutlar dağılır, yeniden güneş açar.

Peki ülkemizde insan eliyle yaratılan diğer kara bulutlar? Onlardan kurtulma ihtimalimiz var mı?

Evet, elbette var. Ama korkarım o bulutlar önümüzdeki 18 ay boyunca daha da yoğunlaşacak.

Tayyip Erdoğan ve onunla birlikte iktidara tutunmuş olan bir kaç on bin kişi hayat memat mücadelesi veriyor kendileri için. Bu mücadelede aşmayacakları sınır, geçmeyecekleri kırmızı çizgi yok gibi duruyor.

Şimdilik hedefleri seçimi kazanmak ama yarın öbür gün seçimi de kazanamayacaklarını görürlerse ne olacağını, neye cüret edeceklerini hiçbirimiz bilmiyoruz.

Bildiğimiz tek şey, özellikle son 20 aydır yaşadıklarımızın hiçbirinin normal olmadığı. Dolayısıyla en azından 18 ay daha normal olmayan şartların daha da anormalleşmesini beklemekten daha doğalı yok.

Ama normal ötesinde yaşadığımızı bilmek aynı zamanda günün birinde yeniden “normal”in geri geleceğine dair en büyük güvencemiz aynı zamanda.

O gün gelene kadar daha çok afet yaşayacağız maalesef.

Bir iktidar fon soygununu nasıl eline yüzüne bulaştırır?

Bir iktidar fon soygununu nasıl eline yüzüne bulaştırır?

Fon soygunu, bu ülkenin yaşadığı en büyük finansal soygun. Boyutları hep 1980’lerdeki banker soygunuyla kıyaslandı ve banker soygununda vatandaşın cebinden çalınan paranın o dönemdeli milli gelire oranına bakılarak bu soygunun o zamanki rekoru kıramayacağı söylendi ama bence bunlar erken yapılan hesaplardı.

Bugün fon soygununu gizlenemez hale getiren ilk fonların temerrüde düşmesinin 30. günü. Aradan geçen bu çok değerli 30 güne iktidarın panik halindeki hareketleri damga vurdu.

Bu panik hareketler içinde iktidar açısından en fazla maliyet yaratanı, fon mağduru 456 bin kişiye verilen erken vaat oldu: “Ana paranız 1 milyon liradan azsa bunun tamamını, çoksa 1 milyon liraya kadar olan bölümünü bir ara ödeme ile vereceğiz” dendi.

Daha birinci günden bu vaadin sakatlığı ortadaydı.

Fon yatırımı, hele hele hisse senedi fonu yatırımı doğası gereği eksiye geçebilir bir yatırım. Yani oraya parasını koyanlar ana paralarının bir bölümünü kaybetme riskini bilerek koydu.

Devlet onlara “Ana paranızı kaybetmeyeceksiniz, hatta kim bilir belki onun üstüne bir miktar getiri de alacaksınız, bunun için de hiç kamu kaynağı kullanılmayacak” dediğinde yalan söylüyordu.

En basiti, Emlak Katılım bu süreçte tasfiyeye giren iki “evim” şirketini satın almak için kamu kaynağı kullandı. Bu para doğrudan batan fonlara ödendi. Ama bu 12 milyar liralık kaynak aslında okyanusta damla. Daha çok para kullanılacak.

Fon tasfiye yasası Meclis Komisyonundan geçti. Yasanın 4. maddesi okumayı bilen herkese şunu söylüyor: Fondaki ana paranızı da kaybedebilirsiniz.

Fon soygunu dediğimiz soygun aslında çok daha büyük bir başka soygunun görünen yüzü. Veya buzdağının suyun üstündeki kısmı.

Esas görünmeyen şey borsadaki şişkinlikten oluşan soygun. Evet, fonlar toplamda 50’yi bile bulmayan hisse senedinde manipülasyon yapmış ve değerleri şişirmişti ama bu şişirme borsanın geneline de yansımıştı bir iyimserlik dalgası olarak. Borsanın böyle şişmesi ve bu iyimserlik o zamanlar iktidarın çok hoşuna gidiyordu. Türkiye Varlık Fonu borsada at koşturuyordu.

Şimdi fon soygunu borsadaki şişkinliğin fazlasıyla inmesine neden oldu ve olmaya devam ediyor. Borsanın 12 bin puanda tutunmak istediğine bakmayın, işlem hacmi neredeyse sıfıra düşmüş durumda, borsada yaprak kıpırdamıyor da ondan.

Son 45 günde borsada eriyen veya buharlaşan değer 120 milyar doları bulmuş durumda. Oysa fonlar battığı gün fonların değeri sadece 17 milyar dolardı. 

Borsadaki milyonlarca yatırımcı, hatta bireysel emeklilik fonlarındaki milyonlarca yatırımcı bu işten zararlı çıkıyor; herkesin birden değeri eriyor çünkü.

Bütün bu büyük kayıplarda iktidarın bu soygunu ele alma biçimi ve hızlı hareket etmekten kaçınması büyük rol oynuyor; iktidar daha hızlı ve kararlı olsaydı kayıp 120 milyar doları bulmazdı.

Soygunun yarattığı krizin şokunu yaşamaya devam ediyor ve krizi yönetemiyorlar.