17-10-2026
İsmet Berkan

Korku duvarı mı yıkıldı, öfke patlaması mı oldu?

Korku duvarı mı yıkıldı, öfke patlaması mı oldu?

Sosyal medyayı, özellikle de Twitter’ı yıllardır takip etmiyorum.

Nasıl TV’lerdeki tartışma programlarının hiçbirini 15 yıldır izlemiyorsam, Twitter’ı da izlemiyorum; çünkü bunu yapmak bana göre zaman kaybından başka bir şey değil.

Ama eylül ayı başlarından beri yeniden Twitter’ı takibe başladım; çünkü fon soygunuyla ilgili geleneksel medyada bulduğumdan kat be kat fazla bilgiyi burada buluyorum artık.

Dediğim gibi yıllardır Twitter’ı ciddiye almıyor ve bazen günde bir defa olsun bile bakmadığım için burada tam ne oluyor onu da bilmiyorum. Geçen gün bir arkadaşım dikkat çekince baktım; hatta burada da yazdım, Tayyip Erdoğan’ın bu sosyal medyadaki paylaşımlarının altında bazıları eleştirel olmanın çok ötesine geçen mesajlar yazılıyor.

Türkiye’de tutuklanmanın garantili yollarından biri Cumhurbaşkanına hakaret etmek. İşte bugün 10Haber’de haberi var, Alanya’da 66 yaşında bir vatandaş barınma sorunlarını çözmek için cezaevine girmek istemiş, bunu başarmak için de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret etmiş. Nitekim hemen tutuklandı. Artık yatacak bir yeri ve sıcak yemeği olacak!

Cumhurbaşkanına hakaret suçundan böyle bir tutuklanma garantisi varken bazıları mavi tık sahibi de olan hesapların açık açık Erdoğan eleştirisi yapmasını ve bunu da öyle bir iki kişinin değil binlerce kişinin yapmasını ne diye yorumlamak gerekir?

Çoğu kişi “Korku duvarı yıkıldı” diyor.

Dediğim gibi geçmişe ilişkin çok bilgim olmadığı için sahiden korku duvarının yıkılıp yıkılmadığını kestiremiyorum. Belki bugünkü deli bozuk yorum yazıcılar öteden beri buradaydı ve aynı şeyleri yazıp duruyordu. Artık savcılar ve Erdoğan’ın avukatları bile onları ciddiye almamaya başlamıştı.

Bunu öğrenmek için Tayyip Erdoğan’ın geçmiş mesajlarına bakmayı denedim. Cumhurbaşkanı adına bazı günler onlarca farklı paylaşım yapılıyor bu sosyal medyada. Bu paylaşımlara da genellikle 400-500 cevap gelirmiş geçmişte, oysa şimdi cevap sayısı 6 binleri buluyor.

Demek ortada yeni bir durum var.

Eski paylaşımlara da eleştirel, hatta hakaret gibi görülebilecek cevaplar yazılıyormuş ama mesajların çoğu olumluymuş. Erdoğan’ı sevenler daha çok dolduruyormuş paylaşımların altını. Oysa şimdi bazı mesajların altında olumlu cevap yok, binlerce eleştirel ve olumsuz cevap var.

Evet, belki de sahiden korku duvarı yıkılmıştır, insanlar hapis korkusuna rağmen yüreklerini soğutmak istemeye başlamış olabilir. Özellikle bu fon soygununun bardağı taşıran damla işlevi gördüğünü ben de birkaç kez yazdım, gözlemim bu yönde.

Ama sanırım aşılan tek duvar korku duvarı değil.

Üsküdar’da üç Meclis üyesinin oylama günü hapse atılması, beş üyenin de Ak Parti’ye transfer edilmesi sayesinde tutuklu bulunan seçilmiş başkan Sinem Dedetaş’ın yerine ikinci denemede belediye başkan vekili seçilen Dündar Ziya Gültekin iki gün önce Düzce yakınlarında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bu talihsiz can kaybı üzerine bir başsağlığı mesajı paylaştı. Bu mesajın altına yazılan binlerce yorum, yıkılan şeyin sadece korku duvarı olmadığını, büyük bir intikamcı öfke patlaması yaşandığını gösteriyordu.

Hayatını kaybeden kişiye edilen beddualar, bir ölüm halinde bile öfkenin dışa vurulması, bu öfkenin doğrudan Cumhurbaşkanına yönelmesi bizim ülkemizde hiç de alışıldık olmayan şeyler.

Fon soygunu ve sonrasında ülkenin ruh halinin değiştiğine, Ak Parti’nin geriye kaldığı kadarıyla bütün ahlaki üstünlüğünü de kaybettiğine ve öfkenin doğrudan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yöneldiğine tanıklık ediyoruz.

Sosyal medyayı ciddiye almamaya devam ediyorum ve bu öfkeye sadece sosyal medyada tanık olmuyorum, sokakta, kahvede, berberde, takside bu öfkenin örneklerine o kadar çok rastlıyorum ki, anlatamam.

Bir büyük kopuş yaşanıyor bana soracak olursanız.

Bu kopuşun bir benzerini 2001 krizi sırasında ülkeyi yöneten partilere yönelik tavırda da görmüştük.

Türk milleti bir kişiyi sildi mi, tam siliyor.

Siz olsanız bakana mı inanırsınız, borsadaki harekete mi?

Siz olsanız bakana mı inanırsınız, borsadaki harekete mi?

Türkiye’de fon soygununun başlangıcını 2022 yılına kadar götürmek mümkün. Yaygın hisse senedi manipülasyonları o tarihte belirginleşti ve cezasız kalmaya başladı çünkü.

Uluslararası endeks sağlayıcı MSCI, Borsa İstanbul’da günlük güncel değeri 48 milyar dolar olan çok sayıda şirketin hisselerinden oluşan, BIST’i yüzde 85 oranında kapsama iddiasındaki bir endeksin sahibi. Bu endekse yatırım yapanlar son 1 yılda yüzde 15 getiri sağlamış durumda.

MSCI geçen yıl Türkiye’yi borsa manipülasyonlar yüzünden uyardı ve Türkiye’yi gelişmekte olan ülke liginden bir alt lige düşürmekle tehdit etti. Bu tehdit epey gecikmeli de olsa işe yaradı, SPK uzun bir direnişin ardından fonlarla ilgili mevzuatı değiştirdi. O değişiklik fon soygununun ortaya çıkmasına yaradı ama geçen gün açıklaması geldi, henüz MSCI’ı tatmin etmiş değil; Türkiye hala bu endekste bir alt lige düşme tehdidi altında.

Tam da MSCI’ın tehdidini duyurduğu gün Hazine ve Maliye Bakanı bir açıklama yapıp gerekli yasal düzenlemelerin 2027 başında tamamlanacağını söyledi. Borsada manipülasyon kesin olarak bitecekti böylece!

Ama bakın Mehmet Şimşek’in iç ve dış piyasaya güven vermeye çalıştığı gün 10Haber’de çıkan bir haber, fon soygununda rolü olan bazı hisselerdeki ilginç yükselişlere işaret ediyordu.

Derken borsamız Şimşek’in açıklaması ve MSCI’dan gelen yeni tehdidin tedirginliği altında cuma gününü yaşadı, yüzde 3’e yakın düştü. Ama bu düşüşte yükselen bazı hisseler vardı. Bir analist sosyal medyada onları o hisselerin dünkü performansını bir araya getirdi.

Grafiklerde anlatılan üç hissenin ne olduğunu görebiliyor musunuz? Bunlar fon soygununda manipülasyon iddiasıyla gündeme gelen hisseler.

Peki bugün onları kim yükseltiyor?

Böyle meçhul eller eski balonları yeniden şişirmeye çalışırken Bakan Mehmet Şimşek’e inanabilir misiniz?