19-10-2026
İsmet Berkan

Sahi, Berat Albayrak neden istifa etmişti?

Sahi, Berat Albayrak neden istifa etmişti?

Berat Albayrak, Olimpos Dağındaki tanrılar mertebesinde olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yer yüzündeki gölgesiydi.

Ondan habersiz yaprak kıpırdamaz, onun onayı olmayan kimse Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la beş dakika olsun vakit geçiremezdi. O görüşmelerde mutlaka Berat Albayrak da bulunurdu.

Tartışmasız biçimde Türkiye’nin (Tayyip Erdoğan’dan sonra) en güçlü kişisiydi Berat Albayrak.

8 Kasım 2020 akşam saatlerinde görevinden istifa etti. Etti ama istifasını kimseye duyuramadı. Önce bir sosyal medya mesajı yazmak istedi. Yayınlanmadı. TV’lere, gazetelere duyurmak istedi, yayınlanmadı. Son anda can havliyle hala şifresi elinde duran Instagram hesabına yöneldi, istifasını oradan duyurabildi.

Öyle görevinden affını istemiş de Cumhurbaşkanı tarafından affedilmiş değildi; kendi kendine istifa etti. İstifası 2 gün sonra resmen doğrulandı.

Sağlık sorunlarını, ailesine yeterince vakit ayıramayışını gerekçe gösterdi, “Bundan sonraki süreçte artık zamanımı uzun yıllardır zorunluluktan ihmal ettiğim ve bana desteğini hiçbir zaman esirgemeyen annem, babam, eşim ve çocuklarıma ayıracağım” dedi ama listede kayınpederini ve kayınvalidesini saymadı. Oysa kayınpederi Recep Tayyip Erdoğan, kayınvalidesi ise Emine Erdoğan’dı.

Aradan neredeyse tamı tamına 6 yıl geçti; biz Berat Albayrak’ın gerçekte neden istifa ettiğini hala bilmiyoruz. Görünürde neden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ona sormadan, hatta belki onun önceden haberi bile olmayan Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal’ı görevden alıp yerine Naci Ağbal’ı getirmesiydi. Ağbal gelir gelmez ilk iş faizi yükseltti.

Fakat esas mesele Naci Ağbal’ın gelmesi değil; bu operasyonun Albayrak’ın bilgisinin dışında ve onun itirazıyla yapılmasıydı. Bilmiyoruz, belki faizin yükselmesini yanlış buluyordu Albayrak. Ayrıca, büyük olasılıkla Cumhurbaşkanı’nın kendisine olan güvenini kaybettiğini düşünüyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayatında ve kişisel ruh halinde pek çok önemli dönüm noktası var. Bunlardan belki en kritiği 17-25 Aralık 2013’te yaşanan operasyonlar.

O operasyonlarda Erdoğan en yakın siyasi çevresine güvenini kaybetti. Ve bu güven boşluğunda ailesine sığındı, tamamen güvenebileceği, rahatça sırtını dönebileceği bir tek onlar vardı Erdoğan’a göre.

İşte bu güven açığını dolduran isimdi Berat Albayrak. 2014 başında Erdoğan’ın yanına geldi ve 8 Kasım 2020’de ayrılıp gözden kaybolana kadar da gece gündüz onun yanında kaldı; aynı anda hem özel kalem müdürü, hem vekilharcı, hem yaveri, hem siyasi elçisi, hem bütün dünyaya karşı filtresi oldu Erdoğan’ın yaklaşık 7 yıl boyunca.

Bugün Türkiye’nin yaşadığı fon soygununda önümüzden gelip geçen isimlerin bir bölümüne bakınca, 6 yıldır kendisini bir eğitim vakfına veren Berat Albayrak’ın devletteki etkisinin düne kadar geçerli olduğunu görüyor insan.

Fon soygununda bir grubun öne çıktığını fark etmemek elde değil. Bu ekibin merkezinde, halen Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu başkanı olan, bunun yanısıra Türkiye Varlık Fonu yönetiminde bulunan, aynı anda İstanbul Borsa Başkanı olan Prof. Dr. Erişah Arıcan var.

Prof. Dr. Erişah Arıcan, Berat Albayrak’ın doktora tez hocasıydı. Ama sızan Wikileaks belgelerinden okuduğumuz kadarıyla tez hocası olmanın ötesinde, “tez danışmanı” hatta tezin ortak yazarı gibi de hareket etmişti.

Berat Albayrak da hocasını 2016’dan itibaren resmen iktidar çemberine sokmuştu.

Ak Parti, 2002 sonundan beri tek başına iktidar ve 2016 yılına geldiğinde aslında oldukça zengin bir insan kaynağına sahipti. Bunlar kağıt üzerinde iyi eğitimli, yurt dışı tecrübeli isimlerdi. Erişah Arıcan’ın gelmesi, bu insan kaynağını daha da zenginleştirdi. Hele Berat Albayrak’ın 2018’de ekonomi yönetiminin başına gelmesiyle, Erişah Arıcan’ın başka doktora öğrencilerinin önü açıldı, onlar Merkez Bankası’ndan başlayarak etkili noktalara geldiler. Bazıları da Hazine’de bakan yardımcısı sıfatını kazandı.

Bakın, bugün başlıca kağıt paramız olan 200 liralık banknotların üzerinde hala imzasını görmeye devam ettiğimiz üç kişi, Erkan Kilimci, Emrah Şener ve Taha Çakmak fon soygunundan suçlananlar arasında. Onlar Merkez Bankası’nda Başkan Yardımcısı olarak görev yaptılar.

Başkanları kimdi? Tayyip Erdoğan’ın damadına rağmen Merkez Bankası’na başkan yaptığı Naci Ağbal’ı birkaç ay içinde işten kovduktan sonra o göreve getirdiği Şahap Kavcıoğlu.

Kavcıoğlu, Erişah Arıcan’ın bir başka doktora öğrencisiydi.

Kavcıoğlu da, yardımcıları da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon  sonuç” şeklinde özetlenen ve Türkiye’ye maliyeti çok yüksek olan tuhaf ekonomi politikasını uygulamak üzere gelen isimlerdi.

Bu politikayı uygulayan isimlerin tamamının Erişah Arıcan’ın rahle-i tedrisinden geçmiş olmasını nasıl yorumlamak gerekir? Acaba onlar gerçekten enflasyonun sebebinin yüksek faiz olduğunu mu düşünüyordu, yoksa Tayyip Erdoğan’a karşı çıkmak yerine onun suyuna gitmenin daha doğru olduğunu mu düşünüyordu? 

Eğer ikincisiyle ortada büyük bir oportünizm var demektir.

Bugün bu isimlerin tamamının şu veya bu biçimde fon soygunuyla anılıyor olması da İslami terminolojiyle olsa olsa “tevafuk” kabul edilebilir herhalde.

Yıllardır bakmadığım borsaya her gün bakar oldum

Yıllardır bakmadığım borsaya her gün bakar oldum

Birey olarak da gazeteci olarak da borsayla uzun yıllardır hiç ilgilenmiyorum.

Birey olarak hiçbir zaman borsada bir yatırımım olmadı zaten. Gazeteci olarak ise en azından son 8 yıldır borsanın gerçeklerle bir ilişkisinin bulunmadığını düşündüğüm için ilgilenmiyorum.

Ama son bir aydır gözüm sürekli borsada.

Bunun sebebi şu: Fon soygunu en önce borsayı vurdu. Türk sermaye piyasasının 31 Ağustostan bu yana kaybettiği değer 142 milyar doları bulmuş durumda.

Bu değer kaybının bir bölümü elbette fazlasıyla şişirilmiş hisselerden kaynaklanıyor ve değer kaybı normal. Ama o hisseler düşerken Türkiye’nin işini yapan, başarılı şirketleri de değer kaybediyor; benim gözüm orada.

Pek çok şirket, yurt içinde veya dışında bankalardan kredi alırken kendi hisselerini güvence gösterir, bir anlamda hisselerini bankaya rehin verir.

Bankalar bu hisselere oldukça muhafazakar değer biçerler, yani verdikleri krediye göre çok düşük fiyattan yüksek miktarda hisse rehin alırlar.

Ancak buna rağmen bankanın hisseye biçtiği o düşük değerin bile altına düşebilir şirket hissesi borsada.

Türkiye’de bazı şirketler için bu tehlikenin ortaya çıkması, fon soygununun reel kesim şirketlerine sirayet etmesi anlamına gelir.

O yüzden gözüm borsada.