22-10-2026
İsmet Berkan

Mutluluğu arama hakkı!

Mutluluğu arama hakkı!

Dünyanın dört bir yanında yaşanan bir şey ama sanırım en sertini biz Türkiye’de yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz:

İnsanlar medyadan, gazete, haber sitesi ve haber televizyonlarından kaçıyorlar.

Bizde haberden kaçışın bir sürü ilave sebebi de var (taraflılık, güvenilmezlik, manipülatif haber yayınlamak gibi) ama temel sebep bir tane: 

Haber medyası giderek daha artan biçimde kötümserlik yayıyor, yakından takip edenlerde kaygı bozukluğuna neden oluyor. İnsanlar da akıl sağlıklarını korumak için haber medyasından kaçınmaya başlıyorlar.

Bilgisayar ekranımda kendi kendime yazdığım bir not aylardır yapışık biçimde duruyor. Notun üstünde “İyimser haber bul!” yazıyor. Her sabah ve her akşam 10Haber’in ilk 10 haberini sıralamaya çalışırken bu nota bakıyorum. Tabii bazen buluyorum, çoğunlukla bulamıyorum iyimser haber.

İyimser haberden kasıt, öncelikle bize geleceğe dair ümit verecek haberler. Ama bu kolay değil; okuyucu da aptal değil, boş yere ümitlenmez. O kadar ümitli haber bulamayınca ikinci sırada yüzümüzü güldürecek komik durumların haberleri geliyor. O da yoksa üçüncü sırada konuyu tamamen değiştirecek, okuyucuyu belki düşünmeye sevk edecek, onu biraz da gündelik dünyadan uzaklaştırıp daha büyük şeyleri düşünmeye yöneltecek haberler. Mesela bilim haberleri.

Bakın bugün 10Haber’de bu kategoriden bir haber var. Bilim insanları, evrenin Büyük Patlama ile oluşmasından sonra, patlama anıyla ilk 5 dakika arasında ortaya kaç tane helyum atomu çıktığını hesaplamaya girişmiş, bir sonuç da açıklamışlar.

Haberi okurken düşündüm: O fizikçiler ne mutlu insanlar aslında. Dünyanın bütün gailesini arkada bırakmışlar, kimine göre çok önemli kimine göre hiçbir önemi olmayan bir konuyu araştırıyorlar, hem de yıllardır. Bunun için deli gibi kafa patlatıyorlar, sabırla ellerindeki verileri inceliyorlar, kara tahtanın önünde veya bilgisayar ekranında son derece karmalık matematik hesaplamalar yapıyorlar.

Mutluluğun bir tarifi de bu olsa gerek: Gündelik hayatın kaygılarının çok ötesinde, o kaygılarla tamamen ilgisiz bir konuya odaklanabilmek.

Thomas Jefferson, 1776 yılında Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’ni kaleme alan isim. Bu bildirge, insanın insan olmaktan doğan hakları olduğunu kağıda geçiren ilk metin. Bir anlamda hepimiz 250 yıl önce yazılan o bildirgenin yarattığı dünyada yaşıyoruz; artık insan hakları kavramı dünyanın her yerinde hukukun temelini oluşturuyor.

Jefferson, insanın hayattaki varlık nedenini olabilecek en güzel şekilde anlatmış o bildirgede: “Mutluluğu arama hakkı.”

Bütün insanlar için aynı anda geçerli ortak bir mutluluk tanımı yok elbette; hepimiz farkında olalım olmayalım kendimize göre yollarla mutluluğu arıyoruz.

Hiçbirimiz güne ülkemizde yargının artık tutarlı bir gerekçe bile aramaya gerek duymadan gazetecileri ve başka insanları tutukladığı haberleriyle başlamak, denetleyici kurumların gözünün önünde milyarlarca doların çalındığına ilişkin son haberleri okuyarak, kadın cinayetlerine, siyasi açmazlara tanık olarak başlamak istemiyoruz.

Belki de tam bu sebeple, 2019 yılında İstanbul’da yerel seçimin tekrarına karar verildiğinde o sırada 16-17 yaşında olan bir delikanlının bulduğu “Her şey güzel olacak” sloganına sarıldı Ekrem İmamoğlu ve yaydığı bu iyimserlikle seçim kazandı. 

Hepimizin mutluluğun mümkün olduğunu duymaya ihtiyacımız var çünkü.

Ama unutmayın, bir de ‘Karanlık taraf’ var, hadi Star Wars filmlerinde Lord Vader’ın imparatoru tarafından temsil edilen. Eski Çin’in Ying-Yang dengesindeki karanlık taraf. O taraf da hiçbir zaman uyumuyor, hep fırsat kolluyor kendi gücünü göstermek, hepimize hayatı zehir etmek için.

Sonunda karanlık tarafın değil iyi olan tarafın kazanacağına inanmak, bunu ümit etmek istiyoruz.

Mutluluğu arama hakkınıza sahip çıkın!

Amerikan seçimi ne kadar sahici

Amerikan seçimi ne kadar sahici

Amerika’da 3 Kasımda seçim yapılacak.

Bu ülkeyi kuranlar ilginç bir şey yapmış: Milletvekilleri, yani Temsilciler Meclisi üyeleri sadece 2 yıllığına seçiliyorlar. İki yılda bir yeniden seçim yapılıyor. 3 Kasımdaki seçim işte bunun seçimi.

Tabii bir de Kongre’nin üst kanadı, Senato var. Oradaki üyeler de 6 yıllığına seçiliyor. İki yılda bir de Senato’nun üçte bir üyesi yeniden seçiliyor.

Bu seçimi elimden geldiğince yakından izlemeye çalışıyorum. Çünkü bu seçimde Başkan Donald Trump ve onun ideolojik/kişisel kontrolu altındaki Cumhuriyetçi Parti çok ağır bir ceza görecek gibi duruyor.

Temsilciler Meclisinde çoğunluk Demokratlar’a geçecek, bu epeydir bekleniyor zaten ama İran savaşından sonra yaşanan gelişmeler, Demokratlar’ın Senato’da da çoğunluğu elde etmeye yakın olduğunu gösteriyor. Üstelik bunu, bildik bileli Cumhuriyetçi Senatör seçen eyaletlerde kazanarak yapacaklar galiba. Mesela bunlar içinde en çarpıcısı Texas olabilir; buradaki Demokrat aday seçimi kazanma ihtimali gerçekten bulunan bir aday.

En ilgi çekici yarışlardan biri, bir zamanlar Demokratlar’ın kalesiyken Trump’la birlikte Cumhuriyetçilere geçen Michigan’daki yarış.

Bu eyalet mavi yakalı işçilerin yoğun olduğu bir eyalet ve işçi sınıfının Trump’a yönelmesi zamanında çok konuşulmuştu. Şimdi Michigan’da Demokratların bir adayı var, adı Abdulrahman el Sayed. Daha çok “Abdul” diye anılıyor. Bir doktor ve adından da kolayca anlaşılacağı gibi müslüman bir göçmen çocuğu; Amerika’ya küçük yaşta gelmiş. Sosyalizme yakın görüşleri var, partideki sosyalist kanat tarafından destekleniyor.

Trump, o aday olduğunda sevinmişti, “Kolay bir seçim olacak” diye düşünüyordu ama tam tersi oldu. El Sayed kazanmaya en yakın isim bugün. Günlerdir süren TV tartışmalarından da galip çıktığı yazılı amerikan medyasında.

Bu ülkedeki seçimin beni hayran bırakan tarafı, adayların hepsinin son derece sahici olması; herkes her şeyi konuşuyor, hiçbir şeyin öyle ima yoluyla yapılmasına alan bırakılmıyor.