31-10-2026
İsmet Berkan

Adı geçince çok sinirleniyor ama gel de Berat Albayrak’ı hatırlatma

Adı geçince çok sinirleniyor ama gel de Berat Albayrak’ı hatırlatma

İlk bakışta zararsız, hatta gurur okşayıcı bir şeymiş gibi gözüken “Yerli ve milli” kavramının arkasındaki tehlikeli zihniyeti ve bu zihniyetin hepimizin demokratik haklarından hukuk önündeki güvencemize kadar pek çok şeyi nasıl alıp götürdüğünü hafta içi iki yazıyla anlatmaya çalıştım.

Gelin bugün de “Yerli ve milli” kavramının doğrudan cüzdanlarımızda yarattığı hasarı konuşalım.

Aslında her şeyin ama her şeyin miladı diyebileceğimiz bir tarih var elimizde: 15 Mayıs 2018.

O gün henüz başkanlık sistemiyle seçilmemiş olan ama yine de Cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan Recep Tayyip Erdoğan, yanında bir ay sonra Hazine ve Maliye Bakanı olarak ilan edeceği, o sırada Enerji Bakanı olan sağ kolu ve damadı Berat Albayrak’la birlikte Bloomberg ekonomi ajansının Londra’daki bürosunda yabancı yatırımcılarla bir öğle yemeğinde bir araya geldi.

Yatırımcılar, bir ay sonra gireceği seçimi kazanmasına ve başkan seçilmesine kesin gözüyle bakılan Erdoğan’dan yabancı yatırımcılara güvence vermesini bekliyordu. Ama tersi oldu. Erdoğan, Merkez Bankası’nı faiz indirimlerine zorlayacağını söyledi açık açık. Zaten aynı şeyi Bloomberg televizyonuna verdiği demeçte de söylemişti.

Bu demecin yarattığı tedirginlik ve Cumhurbaşkanı’nın kararlı tutumu, Türk ekonomisini zaten bıçak sırtında gören yabancı yatırımcıları Türkiye’den çıkmaya yöneltti.

Sadece aylar içinde dolar kuru Nisan 2018’deki 4 lira seviyesinden Ağustos 2018’de 6 lira seviyesine geldi. Yüzde 50 devalüasyon yaşadı Türkiye.

“Yerli ve milli” zihniyet, bu durumu kendi hatası olarak görmedi, dışarıdan Türkiye’ye bir saldırı olarak gördü ve “Yerli ve milli”liğin derecesini artırdı; Türk ekonomisinin yurt dışıyla olan bağlarını teker teker kopartmaya başladı.

Bu arada yabancı kredi değerlendirme şirketleri de üst üste Türkiye hakkında olumsuz raporlar yazmaya, kredi notu düşüşleri yapmaya başlamıştı.

“Yerli ve milli” zihniyet buna pabuç bırakmayacaktı. Hemen Berat Albayrak çıktı, “Kendi kredi derecelendirme şirketimizi kuruyoruz” demeye getirdi.

Bugünlerde oğlunun fon soygunundaki rolü nedeniyle adından çok bahsettiğimiz dönemin BDDK Başkanı Mehmet Ali Akben “Yerli ve milli derecelendirme kuruluşu için çalışmalara başladık” dedi.

Dedi ama bir sorun vardı: Bu kuruluşun vereceği notların, yapacağı değerlendirmelerin uluslararası geçerliği olması gerekirdi. Böyle bir kuruluşu oluşturmak ve onun uluslararası gerekliliklerini yerine getirmek 5 yılı aşan bir süre gerektiriyordu.

Bunun üzerine 2019 yılında Japonya merkezli, hazır lisansları da olan bir kredi derecelendirme kuruluşu olan JCR (Japan Credit Rating) satın alındı.

Berat Albayrak çıktı “Yerli reyting şirketimiz, BIST ve Türkiye Bankalar Birliği ortak girişimiyle kuruldu. Özel sektörün kredi değerliliğini hızlı ve doğru tespit ederek kaynakların daha verimli kullanılmasına ve ekonomide sağlıklı büyümeye destek sağlayacak bu girişim, ekonomimiz için hayırlı olsun” dedi.

Beştepe’nin “Faizler yüksek diye enflasyon da yükseliyor” teorisini savunan danışmanlarından Cemil Ertem, halen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın memlekete ucuzluk getireceğini öne sürdüğü marketler zinciri Tarım Kredi Marketlerin CEO’luğunu yapan, dönemin Ziraat Bankası Genel Müdürü ve Bankalar Birliği Başkanı Hüseyin Aydın gibi kişiler,“yerli ve milli” bu şirketi o kadar coşkuyla savunuyordu ki, bir “Asın bayrakları” demedikleri kalmıştı.

Fakat bir tuhaflık vardı: Japonya’dan satın alınıp “yerli ve milli” yapılan ama İngilizce ismi ve kısaltması korunan JCR adlı şirkete neredeyse herkes ortak edilmişti. JCR’ın yarın denetleyeceği ve kredi notu vereceği bankalar mesela şirkete ortaktı; aracı kurumlar, faktoring ve leasing şirketleri, borsanın kendisi, aklınıza kim gelirse…

“Yahu burada çıkar çatışması var” demek kimsenin aklına gelmemişti veya geldiyse bile söylememişti.

Örneğin bugün Tera ve Pusula gibi artık tamamen tasfiyeye giren yatırım şirketleri düne kadar JCR’ın küçük de olsa ortağıydı.

Öyle ya, “yerli ve milli”ysek, hepimiz sıkılı bir yumruk gibi bir olmalıydık, birlik olmalı, dirlik olmalıydık.

Şimdi bakın, Türkiye Sigorta’da çıkan son skandal, benim burada daha önce sözünü ettiğim özel sektör tahvilleri piyasasını yeniden gözümüzün içine soktu.

Türkiye Sigorta’nın açıklayamadığı 30 Eylül bilançosu için KAP’a gönderdiği açıklamadan öğreniyoruz ki, bu kamu sigorta şirketinin fonlarının en azından 6,7 milyar lirası, bugün temerrüde düşen veya düşmek için gün sayan özel sektör tahvillerine gitmiş.

Fon soygununu ‘Ponzi vari’ bir saadet zincirine benzeten şeylerden biri, fonların sürekli taze para girişine ihtiyaç duymasıydı. Bu taze paranın kaynağı da azalınca bu kez fon yöneten şirketler, kendilerine bağlı başta yatırım bankaları olmak üzere şirketlere tahvil ihraç ettirmeye başlamıştı.

Tahvil ihraç edebilmek için şirketin kabul edilmiş bir kredi derecelendirme kurumundan kredi derecesi alması gerekiyordu.

Kim verdi bu kredi notlarını dersiniz? Çok düşünmeye gerek yok; Tera’dan Pusula’ya, Adil Varlık’tan başkasına kadar bugün temerrüde düşen veya yarın temerrüde düşeceğini neredeyse yüzde 100 seviyesinde bildiğimiz fon soygununda da adı geçen bütün tahvil ihraç eden şirketlere kredi notunu “yerli ve milli” kuruluşumuz JCR verdi. Notlar hep A, bazen A- idi.

Gedik Yatırım’ın analistleri fon soygununda adı geçen fon yönetim şirketlerinin ilgili kuruluşları tarafından çıkarılmış toplam 42 milyar liraya yakın tahvil saptadı. Türkiye’nin 1,1 trilyon liralık tahvil pazarının yüzde 4’ü bu.

Ama fon soygununun yarattığı krizi aradan geçen 45 güne rağmen hâlâ yönetemeyen iktidarımız bütün tahvil piyasasının küçük bir bölümünü ilgilendiren bu temerrüt riskini görmezden geldi ve şimdi bütün piyasa tehdit altında. Tahvil sahipleri zarar etmek pahasına ellerindeki özel sektör tahvillerini satıyor, arkadaki şirket sağlam olsa bile tahvil fiyat kaybediyor, herkes birden zarar görüyor.

Geçen gün burada fon soygununun başka bir boyutunu yazarken “Boşuna uğraşmayın, Türklerle başa çıkamazsınız” demiştim.

Hele “yerli ve milli”yse Türklerle hiç başa çıkamazsınız.

Fon soygunumuz her bakımdan “yerli ve milli” zihniyetin bir ürünü.

‘Gam değil amma mülkün böyle elden gitmesi…’

‘Gam değil amma mülkün böyle elden gitmesi…’

Şair Eşref’in meşhur dörtlüğü şöyle:

“Pâdişâhım, bir dirahta döndü kim gûya vatan,
Daima bir baltadan bir şahı hali kalmıyor;
Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesi,
Gitgide zulmetmeye elde ahali kalmıyor.”

İlk iki dizede Şair Eşref, vatanı bir baltayla budanan ve dallarını kaybeden bir ağaca benzetir. Son iki dizeyi anlatmaya gerek yok.

Düşünün, borsadaki değerin üçte biri buharlaşmış.

Türkiye’nin neredeyse bütün şirketleri, bu fon soygunuyla uzaktan yakından ilgisi olmayanları bile zora girmiş…

Tahvil piyasası göz göre göre sıkıntıya sürüklenmiş…

Devlete ait en büyük sigorta şirketinin vatandaş dahil herkesten topladığı sigorta primleri basit bir rüşvetle batırılmış…

Yönetimin her noktası sapır sapır dökülüyor.

Ve birilerinin bütün çabası bu krizde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın masumluğunu ispata çalışmak, soygunun onun bilgisinin ve denetiminin dışında yaşandığını anlatmak, soygunu yapanların Erdoğan’a ihanet ettiğini, hatta ihanetin ötesinde ona içeriden komplo kurduğunu söylemek…

Yerseniz.