02-11-2026
İsmet Berkan

Neden birinci gün görevden almadınız?

Neden birinci gün görevden almadınız?

Her işimizi yarım yamalak yaptığımız gibi fon soygunuyla da yarım yamalak mücadele ediyoruz.

Öyle olduğu için soyguna artık müdahale edilmek zorunda kalınan 16 Eylül’den bu yana 45 günden fazla zaman geçtiği halde Türkiye sorunu kontrol altına alamadı.

Daha ilk gün koca koca yetkililer çıkıp, “Ortada sistemik bir risk yok” dediler.

Aslında vardı sistemik risk; en azından borsada, en azından 40 hisse senedine yayılan ciddi bir sorun vardı ama bu cümleyi yetkililerin ağzından okuyanlar, “Herhalde devlet şimdi var gücüyle devreye girecek, risk ortadan kalkacak” diye düşündüler.

Oysa öyle bir şey yapılmadı. Riskli birkaç hisse senedinde yaşananlar borsanın geneline sirayet etti. Bugün borsadaki değer kaybı, milat olarak kısmi paniğin başladığı Ağustos sonunu alırsak 170 milyar doları aşmış durumda.

Oysa birinci gün yapılması gereken hareket belliydi: Fonların yoğunlaştığı, fiyatı şişirilmiş hisse senetlerinin SPK’nın fon tasfiyesi kararıyla eş zamanlı olarak “izleme pazarı”na alınması, BIST 100’den çıkarılmasıydı.

Normal işleyen ve normal görevlerini yapan bir devlette 131 fonun tasfiyesine karar verilirken SPK ile Borsa İstanbul birbiriyle konuşur, koordineli hareket ederdi.

Sadece bu da değil. Bu fonları yöneten fon yönetim şirketleri, o şirketlerin bağlı olduğu holdingler, yatırım bankaları,borsa aracı kurumları sanki hiçbir şey olmamış gibi günlerce, hatta haftalarca ayakta durmaya, işlem yapmaya devam ettiler.

Oysa daha birinci gün bu şirketlerin tamamına kayyum atanmalı, kontrol patronların elinden alınıp devlete devredilmeliydi. Bu da yapılmadı.

Ama daha vahimi de vardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de krizin ilk gününden beri müthiş pasif davranıyorlar.

İlk gün yapılması gereken; bütün SPK, Borsa İstanbul, ona bağlı Takasbank, MKK gibi kurumlar ile BDDK yönetiminin görevden alınmasıydı.

Soygun, söz konusu kamu gözetim kurumlarının nöbeti sırasında yaşanmıştı ve bu kurumların yöneticilerinin soygunda doğrudan veya dolaylı sorumluluğu akla gelen ilk şeydi. Cumhurbaşkanının bu kurumları en azından “soruşturmanın selameti için” görevden alması, yerlerine de güvenilir ekipler ataması gerekiyordu. Bu da yapılmadı.

Vahim şeyler gördük. Örneğin, savcılık bir önceki SPK başkanını “şüpheli” sıfatıyla sorguladı; Hazine Bakanlığına yazı yazıp soruşturma izni istedi. Bu izin de verildi.

Ama aynı kişi, yine Hazineye bağlı bir başka üst kurulun yöneticisi kalmaya devam etti günlerce. Cumhurbaşkanı neden sonra onu bu görevinden aldı.

SPK tek başına başkandan oluşmuyor ki, bir de kurul üyeleri var. Bunlara kimse dokunmadı hâlâ. Oysa pek çok karar kurul onayıyla alındı; bu kararlar soygunda rol oynadı.

Ama ondan fenası, SPK başkanının ve kurulun almadığı kararlar. Hisse senetlerinde deli gibi manipülasyon yapılırken SPK başkanı da kurul da olan biteni seyretti, bir anlamda yaşananlara yol verdi.

Şimdi Borsa İstanbul’un ve Takasbank’ın genel müdürleri görevlerinden alındı ve savcılık tarafından da “şüpheli” sıfatıyla sorgulandı. Takasbank genel müdürüne adli tedbir uygulandı.

Oysa her iki isim daha iki hafta önce Meclis komisyonunda konuşmuşlardı. Cumhurbaşkanı başkanlığında yapılan toplantılara katılmışlardı.

Komplo teorileriyle veya spekülatif yorumlarla konuşmak istemiyorum ama cumhurbaşkanının kararsızlığı, mecbur kalmadıkça hiç kimseyi görevden almaması, bu soygunu soygunda şu veya bu kadar rolü olan insanlara çözdürmeye çalışması gerçekten çok çarpıcı ve akla ister istemez sorular getiriyor:

Acaba cumhurbaşkanı ve yakın ekibi bu sorunu kökünden çözmek niyetinde değil de bir çeşit hasar kontrolü mü uyguluyor?

Bakın, SPK hâlâ manipülasyon yapılan hisselerle ilgili suç duyurularında tereddütlü ve işleri ağırdan alan tarzda hareket etmeye devam ediyor; bugüne kadar yaptığı suç duyurularında da son derece özensizdi, bir nevi yasak savar gibi hareket ediyor.

Tera’nın veya Pusula’nın bütün yönetim kurulunu suçlamak kolay; peki aynı hisselerde şüpheli işlem yapan diğerleri ne olacak? Bakın, en bildiğimiz örnek olan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında hâlâ suç duyurusu yok SPK’nın.

Oysa geriye dönüp bakıldığında, hisselerde manipülasyonu yapanları ve fahiş kazanç elde edip çıkanları bulmak hiç de zor değil; her şeyin kaydı var Takasbank’ta ve MKK’da.

Hissesinde manipülasyon yapılan şirketlerin patronlarının, hisse değeri en yüksekteyken sattıkları hisselere ne diyeceksiniz? Onları bu soygundan ayrı tutmak mümkün mü?

Acaba o patronlardan bir tanesi, o dönem kazandığı parayla bugünkü serbesti ortamında dönüp kendi şirketinin hissesinden almış mı, “Şu fiyattan alıyorum” diye çağrı yapmış, eskiden cebine attığı parayı yeniden masanın üstüne koymuş mu?

Özellikle cumhurbaşkanının bu yönetim tarzı, Türkiye’yi göz göre göre bir sistemik riske sürüklüyor.

Borsayı neden kimse almıyor?

Borsayı neden kimse almıyor?

Bakın İstanbul borsası şu anda tarihi dip seviyelerinde. 10 bin puanın üzerinde tutunmaya çalışıyor.

Sorunlu, şişik fiyatlı hisseleri bir kenara bırakın. Türkiye’nin bir sürü işinde gücünde, sorun yaşamayan şirketinin hisseleri de var borsada ve onlar da çok ucuzlamış durumda.

Peki bu ucuzlukta neden hala borsada alıcı yok?

Bu sorunun olası yanıtı, potansiyel alıcıların borsanın daha da düşmesini beklemesi olabilir.

Ancak bir başka faktör daha var korkarım: Borsada alıcı olmaktan herkes çekiniyor, çünkü borsaya güvenmiyor ve fon soygununun daha uzanabileceği, henüz bilmediğimiz başka pek çok yönü olacağını düşünüyor insanlar.

Borsada işlem hacmi oldukça sığ ve işlem hacminde düşüş eğilimi de devam ediyor.

Bu sığlığın ister istemez akla getirdiği bir başka faktör daha var: Piyasadan müthiş bir likit çekildi; birileri istese ve borsada bugün bir fırsat görüyor olsa bile belki de paraları olmadığı için alım yapmıyor, yapamıyor.

Borsaya alıcılar girmezse işimiz kötü.