05-06-2026
İsmet Berkan

İşsizlik bu seviyedeyken seçim kazanmak mümkün mü?

İşsizlik bu seviyedeyken seçim kazanmak mümkün mü?

Biliyorum, bu yazıyı okuyacak pek çok kişi 2023 seçiminden hareketle, “İşsizlik ve sefalet, kötü ekonomik koşullar Tayyip Erdoğan’a seçim kaybettirmiyor” diye düşünecek ve az sonra yazacaklarımı çok da ciddiye almayacak ama ilk sözüm onlara:

Yanılıyorsunuz, hem de fena halde yanılıyorsunuz!

Yanılgı, bir konuşmasında bir türlü “heterodoks” kelimesini söyleyemeyen dönemin Hazine Bakanı Nurettin Nebati’yi küçümsemekten kaynaklanıyor.

Oysa, çelişki gibi gelebilir ama Tayyip Erdoğan’a 2023 seçimini kazandıran isim Nurettin Nebati’den başkası değil. Bunu ekonomiyi çok iyi yönettiği, refahımızı arttırdığı için başarmadı Nebati ama “Düzeliyoruz, kurtuluyoruz” algısını yarattı.

İzninizle bunu nasıl başardığını anlatayım, belki sizi ikna edebilirim:

Hepimiz bir gerçek ekonomik felaket yılı olarak 2022’yi çok iyi hatırlıyoruz. 2021’in sonbaharında başlayan “nas” siyasetiyle faizler yapay olarak indirilince doların fiyatı patlamaya başladı. 

O yılın sonunda Nurettin Nebati kasada döviz kalmadığını görünce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ikna etti ve “kur korumalı mevduat” adı verilen korkunç uygulamaya geçilmek zorunda kalındı. Uygulama iktidara ödemeler dengesi krizini 16 ay erteleme imkanı yarattı.

Doların patlaması beraberinde enflasyonun patlamasını getirdi. Nisan 2022’de yüzde 70 seviyesinde olan enflasyon yüzde 80’lere kadar tırmandı ama Kasım ve Aralık 2022’den itibaren hızla düşmeye başladı. Mayıs 2023’e, seçim ayına ulaştığımızda enflasyon yüzde 40’a inmişti.

Buna inmek denmez, hala yüksekti ama unutmayın, hayat pahalılığı göreli bir şey. İnsanlar çok beterini gördüğü için “Buna da şükür” dediler.

Nurettin Nebati bunu Türk ekonomisini benzersiz bir krizin eşiğine getirmek pahasına, yakılmadık gemi bırakmayarak, ülke ekonomisindeki her türlü dengeyi yerinden kaldırarak, Merkez Bankası’nın rezervlerini yiyip bitirip üstüne eksi 80 milyar dolar bakiyeye ulaştırarak yaptı.

Sadece bu da değil. Esas önemli rakam geliyor:

2022 yılı sonunda Türkiye’de istihdam edilen, yani iyi veya kötü her ay maaş alabilen, düzenli bir geliri olanların sayısı 30 milyon 752 bin kişiydi. Seçim ayı olan Mayıs ayına geldiğimizde istihdam edilenlerin, yani iyi kötü düzenli bir gelir sahibi olanların sayısı 31 milyon 716 bine ulaşmıştı. 5 ayda 1 milyon yeni istihdam ortaya çıkmıştı.

İşte bunu da Nurettin Nebati başardı. Ne pahasına başardığını konuşursak söyleyecek çok şeyimiz olur ama Tayyip Erdoğan’ın seçilmesi açısından bakınca başarıyı görmezden gelemiyoruz.

Hayır, 2023 seçiminde Türkler Nurettin Nebati sayesinde müthiş bir refaha kavuşup Tayyip Erdoğan’a koşa koşa gidip oy vermediler. Bunu zaten Erdoğan’ın ucu ucuna seçilmesinden biliyoruz. Ama ona seçim kazandırmaya yetecek kadar insan “En kötü geride kaldı” diye düşündü, “Ak günlere doğru ilerliyoruz, eski refahımız belki de geri gelecek.”

Hayır, öyle olmadı. Nurettin Nebati’nin ekonomiye verdiği hasarı 3 yıldır gidermeye çalışıyor Merkez Bankası da, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de.

Şimdi gelelim bugüne…

Daha dün Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayına ait iş gücü verilerini açıkladı. Buna göre Türkiye’de istihdam edilen, yani iyi veya kötü her ay düzenli gelir elde edenlerin sayısı 32 milyon 166 bin kişiydi. Oysa 2025 yılı biterken istihdam edilen insan sayısı 32 milyon 566 bin kişiydi. Yani istihdam edilenlerin sayısı son dört ayda artmamış, aksine 400 bin kişi eksilmişti.

Esasen istihdam göstergeleri bu yılın başından beri felaket bir dalgalı seyri gösteriyor. Ocak ayında tamı tamına 516 bin istihdam alanı buharlaştı, o kadar insan işsiz kaldı. Fakat şubatta durum biraz toparlandı, 153 bin yeni istihdam ortaya çıktı. Martta da artış sürdü, 226 bin yeni istihdam daha yaratıldı. Derken felaket nisan ayı geldi, 356 bin kişi işini kaybetti.

Bu aylık dalgalanmaları sadece rakam diye okumayın. Onlar kanlı canlı gerçek insanlar ve işsiz kalmak veya iş bulmak o bireylerin ruh halinde, dünyasında çok büyük anlamlara geliyor.

Fakat yine de aylık dalgalanmaların ötesinde, ortada yapısal bir sorun var, bir türlü içinden çıkılamayan.

Az önce söyledim, 2022 sonunda Türkiye’de 30 milyon 752 bin kişi istihdam ediliyordu. Aradan geçen üç yıl ve dört ayın, yani 40 ayın ardından istihdam edilenlerin sayısı 32 milyon 566 bin. Yani artış 1 milyon 814 bin kişi. Hatırlayın, Nurettin Nebati bu rakamın yarıdan fazlasını 5 ayda sağlamıştı.

Bir önemli fark daha var: 2022 yılı sonunda çalışma çağındaki nüfus 64 milyon 679 bin kişiydi. Nisan 2026 sonunda bu nüfus yaklaşık 2 milyon 200 bin kişi artarak 66 milyon 861 bin kişiye çıkmıştı. Türkiye, bırakın bu yeni nüfusa iş bulmayı eski nüfustaki istihdamı bile doğru dürüst koruyamamıştı.

Yazının başında enflasyon algısının göreli olduğunu, insanların hayat pahalılığını geçmişte yaşadıkları daha kötü veya daha iyi dönemlerle kıyasladıklarını söyledim.

Türkiye’de enflasyon, oldukça uzun bir süreden beri yüzde 30’larda ve biliyoruz ki biraz düşse dahi bu seviyelerde kalmaya devam edecek. Bunu Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de dün katıldığı bir toplantıda kabul etti.

O yüzden, seçimde oy verecek seçmenin kendisini daha iyi hissetmesinin kilidi, yarın mucizevi biçimde yüzde 10’a düşse dahi enflasyonda değil; istihdam rakamlarında. (Bir de kriz algısını tetikleyen doların fiyatındaki ani yükselmeler var, onu gözardı etmemek lazım.)

Ben bugünkü rakamlara bakarak Türkiye’de bir baskın seçim ihtimali olmadığını, Tayyip Erdoğan ve ekonomi ekibinin bir seçime hazırlanmak için en azından 6-8 aya ihtiyaç duyacağını söyleyebiliyorum.

Türkiye, sanayisinin yüzde 0,8 daraldığı bir ilk çeyrek geçirdi. Ekonomik büyüme hala iç tüketimden geliyor ama TÜİK rakamları o tüketimde de bıçağın kemiğe dayandığını bize söylüyor; artık sadece zorunlu harcamalar için para harcanıyor.

İstihdam artmadığı, mevcut istihdam edilenler de sürekli işsizlik korkusuyla yaşadığı için bugün herhangi bir iktidarın seçim kazanması kolay değil.

Peki Tayyip Erdoğan seçimi nasıl kazanacak?

Bunu başarabilmesinin yegane yolunun yeniden Nurettin Nebati modeline dönmek, kredi musluklarını açıp şirketlere para yağdırmak, onlardan istihdamı arttırmasını beklemek olduğu net biçimde gözüküyor.

2023’ün ilk beş ayında yaşanan istihdam patlamasına paradoksal biçimde 11 kentimizde meydana gelen feci deprem yardımcı oldu. Bu depremde yıkılan binaların yeniden yapılması için başlayan seferberlik birden bire inşaat sektöründe yüzbinlerce kişiye iş buldu.

Bugün 2023’ün ilk beş ayındaki gibi bu denli kısa sürede 1 milyon yeni istihdam alanı yaratmak çok kolay değil. Daha uzun zamana ihtiyaç var. Kaldı ki, artık bu kadarlık bir rakam yeterli de değil, daha fazla kişiye iş bulmak gerek.

CHP’yi parçalamak, rakibi seçime giremez hale getirmek falan hep savunmacı adımlar; Tayyip Erdoğan’ın esas ihtiyacı atağa kalkmak.

Seçimin ne zaman yapılacağını merak edenler, o atağı gözlesinler.

Bu iş bitti, Türkiye Meşrutiyet dönemine, hatta padişahlığa geri mi döndü?

Bu iş bitti, Türkiye Meşrutiyet dönemine, hatta padişahlığa geri mi döndü?

Perşembe akşamı İstanbul’un sahiden “ikonik” binası, Taksim Elmadağ’daki meşhur Hilton Oteli’nin uzun bir renovasyondan sonra yeniden açılması şerefine verilen bir kokteyldeydim.

Aydın Doğan ve Doğan ailesinin 1955’te inşa edilen bu binayı baştan sona elden geçirip güçlendirerek binanın ömrünü belki 70 yıl daha uzatmış olmaktan ötürü haklı bir gururları vardı.

Gecenin davetlileri, iş dünyasının önde gelen temsilcileri ve İstanbul’un sosyal hayatının önde gelen isimleriydi. Oldukça renkli bir geceydi, Candan Erçetin gece boyunca o güzel şarkılarıyla herkesi eğlendirdi.

Ama bir şey dikkatimi çekti, maalesef pek az insan gülümsüyordu. Herhalde CHP’nin başına gelenlerden sonra bütün ülkeyi saran kötümserlik ve karamsarlık, esasen “tuzu kuru” sayılabilecek o kesimleri de etkisi altına almış gibiydi.

Benim, Ertuğrul Özkök’ün, Mehmet Yılmaz’ın, Hasan Cemal’in vs gazetecilerin bulunduğu ortamlarda insanlar siyaset konuşmaya, bizlerin görüşlerini almaya pek hevesli olur. Ama Hilton gecesinde bu heves pek azdı, hatta neredeyse yok seviyesindeydi.

Önde gelen bir iş insanı sohbet ederken bana görüşlerimi hiç sormadı, kendi görüşünü anlattı.

Ona göre modern, Batı tarzı cumhuriyeti yaratmak, onu çok partili bir demokrasiye kavuşturmak, iktidarın demokratik seçimlerle el değiştirmesini sağlamak bir 80 yılımızı almıştı. Ama şimdi 25 yılda o modern, çok partili demokratik hayatın sonuna yaklaşmıştık. Yani yıkmak daha kısa sürmüştü.

“Şimdi geriye, Meşrutiyet dönemine, hatta padişahlığa geri dönüyoruz” dedi.

Ben hiç o görüşte değildim. Cumhuriyet ne badireler atlatmış, zaman zaman ciddi geri gidişler yaşamış ama hep “Muasır medeniyetleri yakalamak, hatta aşmak” diye özetlenebilecek yoluna devam etmişti, yine aynı şey olacaktı, Türkiye bu dönemi de geride bırakacak ve yeniden insan haklarının, çoğulcu demokrasinin ve hızlı ekonomik refah artışının yaşandığı bir ülke olacaktı.

Ben böyle şeyleri söylediğimde insanlar genellikle moral bulur, eski iyimserliklerini yeniden yakalarlar ama iş insanı dostum hiç öyle olmadı, kötümser kalmaya devam etti.