26-02-2026
İsmet Berkan

Tayyip Erdoğan açısından ‘Ramazan bereketi’

Tayyip Erdoğan açısından ‘Ramazan bereketi’

Benim çocukluğumda Ramazan TRT’nin yayınladığı Direklerarası eğlenceleri, meddahlar vs ile renklenirdi.

Yeni devirde Ramazan artık laiklik tartışmalarıyla renkleniyor.

Eğer yanlış saymadıysam galiba son 12 yıldır her Ramazan ayının kenar süslerinden biri laiklik tartışmalarımız.

Bu yıl da ‘gelenek değişmedi.’

Önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin okullara bir “Ramazan Etkinlikleri Genelgesi” gönderdi.

Bu genelgeyi gören bazı laiklerimiz hemen oturup bir “Laiklik bildirisi” kaleme aldı ve yayınladı.

Amaç ve hedef 4-5 yaşındaki ana okulu çocuklarını camiye götürmek, ilkokul öğrencilerine “Ramazan gazetesi” hazırlatmaktan çok Türkiye’nin laiklerinin kavga çıkarmasını sağlamaktı, ilk bakışta bu başarılmış gibiydi ama bu izlenim yanlıştı.

Esasen bildirinin imzacıları öyle kamuoyunda büyük ses gelmesine yetecek sayıda ve cesamette değildi. Üstelik kurumsal olarak CHP bu topa girmemişti. Ama Yusuf Tekin bundan ötürü uğradığı hayal kırıklığını gizledi.

Madem bildiriyi yazanlar kendileri konuyu o kadar köpürtemiyordu, o zaman Yusuf Tekin onlara yardımcı olacak, konunun hiç değilse bir kısım insan arasında gündem olmasını sağlamaya çalışacaktı.

Milli Eğitim Bakanı günler boyunca demeçler verdi, her demecinde biraz daha sertleşti, sonra baktı demeçlerle olmuyor bildiriyi yazanlara dava açmaya karar verdi.

Ve nihayet azar azar istediğini elde etmeye başladı. Sağda solda ufak tefek sokak eylemleri, “Laiklik vazgeçilmezimizdir” gösterileri, Atatürk heykellerine çelenk bırakmalar, pankart açmalar vs başladı.

Aranan ve Ramazan’ı Ak Parti için “bereketli” kılacak laiklik tartışması tam istenen kıvamda olmasa da başlamıştı işte.

Dikkat edin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu tartışmaya düne kadar girmedi. Girmedi, çünkü konuşanları ve konuşulanları kendi seviyesi için yeterli bulmuyordu.

Ama nihayet dün, onca çabaya rağmen yeterince köpürmeyen tartışmaya girdi, “Bu ramazan rızkımıza bu kadarı düştü” deyip tartışmadan olduğu kadarıyla yararlanmaya karar verdi.

Erdoğan’ın bizzat tartışmaya girmesi karşı kampın iştahını kabartabilir. Böylece Ramazanda laiklik tartışmamız biraz daha büyüyebilir ama işte o kadar.

Esasen CHP kurumsal olarak bu tartışmaya girmedikçe Erdoğan ve Ak Parti açısından tartışmanın “bereketli” olmasına imkan yok. Dün akşam Özgür Özel konuya biraz değindi ama onun değindiği kadarı Tayyip Erdoğan’ı kesmeyecektir.

Tabii şunu yapabilirler: Gerçekte tarafı olmadığı halde CHP sanki bu son tartışmanın tarafıymış gibi konuşmaya başlayabilirler.

Ama sanmıyorum ki bu yılki laiklik tartışması eski zamanlardaki kadar “bereketli” olsun Ak Parti ve Tayyip Erdoğan için.

Nerde o eski Ramazanlar…

Konu aslında Ramazan değil iftar sofrası

Konu aslında Ramazan değil iftar sofrası

Rahmetli anneannem iftarını üç zeytin tanesi ve bir bardak suyla açardı. Sonra bir iki dakika durur, o akşam sofrada ne yemek varsa onlardan gayet ölçülü biçimde yerdi.

Bugünlerin iftar davetlerini ve o davetlerdeki sofraları görse sanırım şaşkınlıktan küçük dilini yutardı. Ben her yıl öyle davetlere gidiyorum diye biliyorum, sofraların gösterişi ve o sofralarda yaşanan israf beni bile şaşırtıyor.

Tabii bunlar lokantalarda veya otellerde verilen iftarlar, normal vatandaşın evinde böyle şeyler olmuyor. Kaç kişi Medine Hurması ile orucunu açıyor, kaç kişinin sofrasında Kaçkarlardan gelme özel kara kovan balı ve manda kaymağı oluyor, kaç kişi pastırma alabiliyor Ramazanda?

Öyle haldeyiz ki, Ramazan’da pide almak bile çoğu ailenin karşılayamadığı bir lükse dönüşmüş durumda.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her Ramazanda bir sıradan aile sofrasına konuk oluyor, orucunu öyle açıyor eşiyle birlikte.

Bu yıl da İstanbul’da bir mütevazı, hatta dar gelirli aileye konuk oldu, onları sevindirdi. Her aile iftarda Cumhurbaşkanını ağırlamaktan onur duyar ama o evde akşam Cumhurbaşkanı’nın kendilerine geleceği öğrenilince yaşanan telaşı da insan hayal edebiliyor. Çünkü imkanları kısıtlı bile olsa aile Cumhurbaşkanı’nı olabilecek en iyi şekilde ağırlamak ister elbette.

Cumhurbaşkanı, biraz da kaçınılmaz biçimde Ramazan boyunca başta anlattığım otel iftarlarına benzer gösterişli sofralarda oruç açıyor, eminim o ailenin evindeki mütevazı iftar sofrası Cumhurbaşkanı ve eşi için daha fazla tercih edilir bir sofra olmuştur.

Ben Erdoğan’ın öyle hissettiğini düşünüyorum ama etrafı aynı şekilde düşünmüyor. Cumhurbaşkanının iftara konuk olmak için gittiği evin iyi seçilmediği eleştirileri geldi Ak Parti içinden. Neden iyi seçilmemiş? Ev doğal gazla değil hala sobayla ısınıyormuş, ondan. Oysa ailenin yaşadığı mahallede doğalgaz var. Demek ki evlerine bağlatamamışlar paraları yetmediği için.

Şimdi Milli Eğitim Bakanı’nın öğrencilere yayınladığı Ramazan genelgesi konuşuluyor. Bu genelgede öğrencilerden evlerindeki iftar sofralarının fotoğraflarını çekip paylaşmaları isteniyor.

Türkiye’deki gelir ve harcama eşitsizlikleri ister istemez o sofralara da yansır. Hurmalı ballı iftar sofrasıyla üç zeytinle oruç açılan iftar sofrası bir mi?

Milli Eğitim Bakanı, genelgeyi öğrenciler içinde dini ve kültürel değerlerimizi yaşatmak ve canlandırmak için yayınladığını söylüyor ama başkasının sofrasını görüp kendi sofrasıyla kıyaslama imkanına sahip olmak herhalde bu geleneksel değerlerimizden biri değil, hatta geleneksel değerlerimize en ters düşeni olsa gerek.

Öyle ya, olan var olmayan var, yiyen var yiyemeyen var…

Konu aslında Ramazan değil, iftar sofrası.