
Amerika, İran’da bataklığa mı saplanıyor?
Liderlerin karakterlerinin ülkelerinin ve hatta dünyanın kaderinde nasıl önemli sonuçlar yaratacağı hakkında derslerle dolu bir yılı geride bıraktık.
Gerçi biz Tayyip Erdoğan’ın karakter özelliklerinin her birimizin hayatını nasıl etkilediği konusunda kendimizce bir tecrübeye zaten sahibiz ama Amerikan Başkanı’nın sıra dışı karakteri ve o karakterin yarattığı sonuçlar bambaşka bir şey.
Donald Trump’ın karakteriyle ilgili belki ilk söylememiz gereken, onun sabırsız olması. Elde etmek istediği sonuç hemen gerçekleşsin istiyor neredeyse her konuda. Ama o sonuca ulaşmak için gerekli stratejiyi kurmak, taktik adımları tek tek atmak, çalışmak gibi şeylerle ilgilenmiyor.
Eğer ulaşmak istediği sonucu elde edemezse, evet bir ölçüde gururu kırılıyor ama daha önemlisi şu: O konuya küsüyor, daha bir hafta önce ona göre dünyanın en önemli ve acil meselesi olan konudan tamamen kopabiliyor.
Mesela, federal hükümetin bütçesinde ciddi israf ve gereksiz harcama yapıldığını düşünüyordu, “Trilyon dolar tasarruf edebiliriz” diyordu. Elon Musk’ı işin başına getirdi, adını Musk’ın köpeğinden almış gibi duran (DOGE) bir kamu kurumu yarattı, ortalığı hallaç pamuğu gibi attı. Sonuçta 100 milyar dolar bile tasarruf elde edemeyince de küstü, Elon Musk ayrıldı, geçen yıl bu vakitler üzerinde fırtınalar esen konu bugün hiç yokmuş gibi.
Mesela Rusya-Ukrayna savaşını bir günde bitireceğini söylüyordu. Ne oldu? Savaş maalesef hala devam ediyordu. Rusya’nın bu savaşı bitirmeyi tercih edeceği sanısındaydı, tam tersi olduğunu, Rusya’nın savaşı bitirmeye hiç de niyetli olmadığını gördü, konu unutuldu.
Bu her şeyi hemen yapma hevesi onu annemin çok sevdiği deyişle “Maymun iştahlı” da yapıyor. Hevesleniyor, sonra da unutup gidiyor.
İran konusu da öyle. Bu konu ABD açısından “1979’dan beri çözülmemiş bir mesele.” Trump “Ben bunu çözerim” diye düşündü. Venezuela’da elde ettiği şaşırtıcı başarı özgüvenini patlattı. Sandı ki İran’daki yönetim de Venezuela kadar zayıftır, başından liderini çekip alınca dize gelir.
Hayır öyle olmadı. Şimdi başlattığı savaşı nasıl bitireceğini bilemiyor; çünkü bu konuyu önceden hiç düşünmemişti. Tek karar verici kendisi olduğu ve Adnan Hoca misali “Maşallah Hocam, ne yakışıklısınız hocam”dan başka söz duymak istemediği için de koca Amerikan devletinin ona hizmet sunacak, bu konularda fikir geliştirip senaryolar hazılayacak kurumlarının içini boşaltmış, oraları sadece “Evet efendim” diyenlerle doldurmuştu.
Şimdi, daha sadece bir haftalık savaşta savaşın kendi ülkesi açısından nasıl sonuçlanacağına dair üçüncü kez fikir değiştirdi.
İlk fikri İran halkının ayaklanıp rejimi değiştirmesiydi. Birinci gün yaşanan bazı sevinç gösterileri dışında İran’da halk sokağa çıkmayınca hayal kırıklığına uğradı.
Ardından fikir değiştirdi, “Belki Venezuela gibi olur” diye düşündü, “Peki rejim değişmesin ama Amerika ile uyumlu olsun” dedi. O da olmadı. İranlı mollalar gidip en sert ismi, öldürülen Ali Hamaney’in oğlu Mücteba’yı başa geçirmeye karar verdi. Trump kızdı, “Kimin başa geleceğini ben belirleyeceğim” dedi. Olmayacağı belli.
Şimdi üçüncü aşamada “Size kızdım, o yüzden kayıtsız şartsız teslim dışında bir seçenek düşünmüyorum” diyor. Yarın neler düşünebileceğini kestiremiyoruz; çünkü bu fikirlerin hiçbiri önceden düşünülüp konuşulmuş, gerçekleşip gerçekleşmeteceği hakkında politikalar üretilmiş şeyler değil.
Trump sadece havadan vurarak bir savaşı kazanabileceğini, binlerce yıllık bir uygarlığın son temsilcisi olan devleti kökünden değiştirebileceğini sanıyor. Bunun olmadığını görünce ne yapacak, herkesin merak ettiği bu.
Mesele şu: İran konusu “Ben beceremedim” deyip Amerika’nın geri çekilebileceği bir konu değil. Amerika’ya direnmiş ve bu ülkeyi geri kaçırtmış bir İran dünden çok daha tehlikeli bir ülke olacaktır. ABD çekilmeye kalksa İsrail ona izin vermez.
Şimdi yavaş yavaş İran’ın füze kapasitesinin sonuna geliyoruz. Yarın öbür gün misilleme de yapamaz hale gelince ne olacak? Savaş bitecek mi? Hayır. İran’da rejim şu veya bu yolla değişmedikçe Amerika ve İsrail duramayacak.
İşin sonu kara ordusunun ülkeye girmesine kadar varabilir mi? Evet, böyle bir ihtimal var. Trump’ın kafasında bu plan yok ve onun en çok kaçınmak isteyeceği şey belki bu ama bu ihtimal var.
Paralel bir mesele şu: Amerika uzayacak bir savaşa ne kadar dayanabilir?
Silahının bitmesinden, parasının bitmesinden söz etmiyorum.
Bu savaş küresel ekonomiyi ve bu arada Amerikan ekonomisini vuruyor. Petrol fiyatı 90 doları aştı. Amerika’da benzin fiyatına zam geldi ve Trump’ın Kasımda gireceği seçimde işi biraz daha zorlaştı. Daha çarpıcısı Amerikan ekonomisi uzun bir aradan sonra geçen ay daha ortada savaş yokken ilk kez istihdam kaybı yaşadı, yani yavaşladı.
Bu savaşın uzaması, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapalı kalmaya devam etmesi bırakın dünyanın geri kalanını, Amerika için çok kötü.
Üstüne Trump’ın Amerikan halkının çoğunluğunun istemediği bir savaşı yapan ilk başkan olmasını ekleyin. Evet, Vietnam başta pek çok savaşa itirazlar vardı ama hiçbir Amerikan Başkanı bu anlamda azınlığa düşmemişti, savaşlara destek de vardı kamuoyunda. Bu kez yok. Çünkü Trump bir destek aramak, kendi halkına bu savaşı satmak için en ufak bir çabaya bile girmedi.
Bana soracak olursanız Trump’ın İran konusundaki hevesinin sonlarına hızla yaklaşıyoruz. İstediği sonucun çıkmadığı her gün onu biraz daha huysuzlaştırıyor ve bu konudan kaçmak istiyor.
Ama kaçmak da kolay değil.
Belki de bir bataklığın içinde.

