
Absürdistan manzaraları: Madem Meclis’te bütün partiler hemfikir, beklediğimiz nedir?
Meclis’te kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ raporunu bir hafta önce tamamladı ve kabul etti.
Raporun bence en önemli özelliği 50 üyeli komisyondan hemen oy birliğiyle geçmiş olması.
Rapora iki siyasi parti temsilcisi hayır oyu verdi, TİP ve EMEP. TİP milletvekili Ahmet Şık hayır oyu verme gerekçesi olarak “Anayasaya uymayanların dilek ve temennilerine karnımız tok” dedi. Haklı bir eleştiri. Tam da bunu yazacağım. Rapora bir de çekimser oy var, o da CHP temsilcisi Türkan Elçi’nin oyu.
Bu itirazları “marjinal” bulmak mümkün; hayır oyu veren TİP ve EMEP küçük partiler.
Tabii bir de komisyon çalışmalarına hiç katılmayan, katılsa da hayır oyu vereceği belli olan İyi Parti var. Onu da unutmayalım.
Ama yine de raporun Meclis’in ezici çoğunluğu, hatta Anayasa çoğunluğunun (üçte iki) ötesinde bir çoğunluk tarafından kabul edildiğini görmezden gelemeyiz.
Dileyen raporun tam metnini bu linkteki haberden okuyabilir, rapor ilk okuduğumda gülümsememe yol açtı.
Ben, ülkemizin uzun süredir “Absürdistan” olduğunu düşünüyorum zaten, rapor bu görüşümü bir kez daha teyit etti, o yüzden gülümsedim.
Meclis’in kahir ekseriyeti tarafından benimsenen rapor Kürt sorununa çözüm için demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesini ana yol olarak öneriyor.
Ama biraz yakından baktığınızda görüyorsunuz ki, bugün kağıt üzerinde zaten sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimizin ötesinde neredeyse hiçbir şey vaat etmiyor.
***
Rapordan doğrudan alıntı yaparak canınızı sıkmak pahasına birkaç örnek vereyim:
– Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir.
– Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
– Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
– Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır.
– Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
– Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla; basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir.
– Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.
***
Örnekleri daha da uzatıp canınızı sıkmak istemem, söylemek istediğim şu: Burada yazılı önerilerin tamamı mevcut Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında zaten yer alan unsurlar.
Hatta bazıları kanunlarda da aynen Meclis Komisyonunun yazdığı şekilde yer alıyor. Örneğin “Eleştiri amacıyla görüş açıklanması suç değildir” diye açıkça yazıyor ceza kanununda ama gelin siz bunu Fatih Altaylı’ya, daha geçen gün tutuklanan Alican Uludağ’a, aylarca hapis yatan Ümit Özdağ’a anlatın.
Veya onlara değil de onları tutuklayıp hapse atan savcılara, yargıçlara anlatın.
Raporda yer alan bu dilek ve temenniler içinde en çok beni güldüreni şu oldu:
“Anayasa’mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını icra etme oranı yaklaşık %90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık %80’dir.
Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır.
AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.”
Bu kadar absürdlük bana bile fazla aslında. Meclis neredeyse oy birliğiyle “Anayasa uygulanmıyor, çünkü AYM kararları eksik uygulanıyor” diyor. Peki ama Anayasanın uygulanmasını kim temin edecek? Aynı Anayasaya göre kurulan ve çalışan Meclis ne işe yarıyor? Ya yarın birisi Anayasanın Meclis’in kurulmasıyla ilgili bölümleri de uygulamamaya karar verirse ne olacak?
Halkın iradesinin tecelli ettiği, demokrasimizin en yüce organı olan Meclis’imiz idareye ve yargıya “Gerçi zaten yüzde 90’ını uyguluyorsunuz ama hepsini uygulayın” diye neredeyse yalvararak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmasını da istiyor.
Oysa burada söylenen yüzde 90 rakamı tamamen uydurma bir istatistik oyunu. Gerçek durumu Türkiye’nin eski AİHM yargıcı Rıza Türmen T24’teki yazısında söylüyor:
“(…) Türkiye’nin kararları uygulamama oranı %32. Bu oran Gürcistan ve Macaristan’dan sonra 46 devlet arasından en yüksek kararları uygulamama oranı. Türkiye’nin 10 yıldır uygulamadığı kararların sayısı 44. Kararı uygulamadığı için hakkında “ihlal prosedürü” uygulanan iki devletten biri Türkiye. (Diğeri Azerbaycan’dı. Ama Azerbaycan kararı uyguladı.) Hakkında “ihlal prosedürü” uygulanmasına karşın hala kararı uygulamayan tek Avrupa Konseyi ülkesi Türkiye. 2025 yılı istatistiklerine göre AİHM’de bekleyen dava sayısı bakımından Türkiye 18 464 dava ile birinciliği elde tutuyor.”
Anayasanın açık hükümlerine rağmen AYM kararlarını ve AİHM kararlarını uygulamayanlar sanki uzaylılar.
Komisyonun en güzel önerilerinden biri şu:
“Yürütülen süreçte görev alanlar, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.”
Yani Meclis diyor ki, “Geldiler bize görüş bildirdiler, yarın onları terörist diye veya terör propagandası yapıyor diye hapse atmayalım.”
Absürdlükte doruk noktası bu olsa gerek.
Ama bitmedi. Esas absürd olan, Meclis’in bütün bu konularda neredeyse oy birliğine varan bir “oydaşma” içinde olması değil mi?
Madem Yüce Meclis zaten bu fikirde, biz niye bu haldeyiz?

