
Hürmüz Boğazı’ndan sadece petrol geçmiyor, yediğimiz ekmeğin yarısı da oradan geçiyor!
Savaş, dün itibarıyla olabileceği en tehlikeli noktaya geldi. İsrail gitti İran’ın ‘Güney Pars’ adı verilen doğal gaz sahasındaki bazı tesisleri vurdu.
Bu saha, aslında tam da Basra Körfezi’nde denizin ortasındaki bir sahadan çıkan doğal gazı işliyor. İran, dünyanın en büyük doğal gaz rezervi olan bu rezervi coğrafi zorunluklardan ötürü Katar’la paylaşıyor.
Kendi doğal gaz kuyusu değil ama tesisleri saldırıya uğrayan İran, inanılmaz bir intikam operasyonuna başladı ve Katar’ın aynı rezervden gaz alan tesislerini vurmaya kalktı. Atılan beş füzeden dördü havada durduruldu ama biri düştü ve tesislerde yangın çıktı. Zararın tam olarak ne olduğu bilinmiyor.
Bugün 10Haber’de yer alan The Wall Street Journal haberine göre Başkan Trump ve Beyaz Saray, İsrail’in bu saldırısından önceden haberdardı ve onay vermişti. Gazeteye göre Beyaz Saray bu saldırıyı “İran’ın Hürmüz Boğazını açması için bir kaldıraç” olarak görüyordu. Yani İran’a, “Boğazı açmazsan bak başına neler gelir” diye mesaj veriliyordu.
Ancak gazetenin “önceden haberi hatta onayı vardı” iddiasına karşılık Başkan Trump kendisi sosyal medyadan bir mesaj paylaştı, “Haberim yoktu” dedi, sonra da İran’ı “Eğer Katar’a saldırırsanız bütün Güney Pars’ı yok ederim” diye tehdit etti.
Eğer gerçekten Amerika bütün Güney Pars’ı yok etmeye kalkarsa bundan İran kadar, hatta daha fazla zarar görecek olan ülke Katar. O yüzden bu tehdit çok da ciddiye alınmadı. Elbette Amerika isterse İran’ın gazını değil ama petrol altyapısını vurabilir.
Bu gelişmeler, İran’ın direniş ve gerilla savaşını sürdürme, Hürmüz Boğazını kapalı tutma kararlılığını göstermesi bakımından çok önemli. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi ise dünyayı bugüne kadar hiç çalışmadığı bir yerden, açlık tehlikesinden tehdit ediyor.
Bu sabah bir yakınım dikkatime getirdi, Shanaka Anslem Perera adlı bir uzmanın ‘Substack’deki uzun mu uzun analizi, tam da bu konuyu anlatıyor. Ben, Perera’nın bu sahiden okuması çok zaman alan ama çok önemli analizinde söylediği bazı başlıkları bu köşede birkaç kez yazdım ama onun yazdıklarını okuyana kadar durumun vahametinin farkında değildim açıkçası.
Dünyanın Türkiye dahil çok sayıda ülkesi, 1970’lerdeki meşhur petrol ambargoları ve petrol krizininden sonra inanılmaz paralar harcayarak bir “Stratejik Petrol Rezervi” oluşturdu. Depolarda saklanan bu rezerv işte bugün yaşadığımız gibi petrol arzının piyasaya çıkışında sorun olması durumunda kullanılmak içindi. Nitekim şimdi kullanılıyor.
Petrol için bir rezerv var ama kimsenin aklına “Stratejik Gübre Rezervi” oluşturmak gelmedi. Oysa şu anda en çok, belki petrol ve gazdan bile çok ihtiyacımız olan şey, gübre.
Ülkemiz dahil bütün Batı yarıkürede çiftçilerin ekim mevsimi başladı. Çiftçiler, Mart başından Nisan ortasına kadar buğdaydan mısıra, soyadan pirince ve diğer ürünlere kadar pek çok şeyi ekecekler her yıl olduğu gibi.
Hürmüz Boğazı, evet dünya petrolünün beşte birinin geçtiği daracık bir boğaz ama kimsenin söylemediği şey şu: Dünyanın nitrojen bazlı suni gübresinin de yüzde 50’si buradan geçiyor.
Yanlış okumadınız, yarısı buradan geçiyor gübrenin.
Suni gübre dediğimiz, amonyak, üre ve fosfat.
Birleşmiş Milletler’in hesabına göre dünyada üretilen toplam tarımsal gıdanın yarısı, bu suni gübreler sayesinde üretiliyor.
Nitekim, dünyada başlayan suni gübre sıkıntısının ilk belirtileri hemen ortaya çıkmaya başladı. Türkiye’de Tarım Bakanlığı hemen gübre ihracatını yasakladı, ayrıca gübre üzerinde daha önce terör saldırıları nedeniyle getirilen bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Malum, ülkemizde milyonlarca çiftçi şu an ekim yapıyor.
Türkiye’nin aldığı önlemlerin benzerlerini dünyanın pek çok ülkesi almaya başladı bile. Ama bu önlemler bir yere kadar…
Çünkü şu anda nitrojen (azot) bazlı ve sülfür bazlı (fosfatlar) bütün gübrelerin fiyatları yüzde 40’ı aşan oranlarda arttı. Bu da, örneğin tam bugünlerde mısır ekmeye hazırlanan Amerikalı Orta Batılı çiftçileri zor bir seçimle karşı karşıya bırakmış durumda: Mısır ekecek olurlarsa para kazanmaları bugünkü fiyatlarla mümkün gözükmüyor. Uzmanlar bu çiftçilerin pek çoğunun bu sezon gübreye daha az ihtiyaç duyan soyaya yöneleceğini düşünüyor. Mısır ve mısırdan elde edilen bütün ürünlerin fiyatları artmaya başladı bile ve daha da artacak.
Dünyanın buğday ambarlarında da durum aynı. Buğday ekimi de verimi de azalacak, çünkü gübre fiyatları çok yükselmiş durumda. Dünyada buğday fiyatlarının artacak olmasının yıkıcı sonuçları olacak. Örneğin dünyanın en büyük buğday ithalatçısı olan Mısır ne yapacağını bilemez durumda. Rusya ve Ukrayna gibi dev üreticiler birbirleriyle savaşta ve normalde çok büyük bir gübre üreticisi olan Rusya’nın üretimi Ukrayna saldırıları nedeniyle sürekli aksıyor.
Dünyada gübre, 1909 yılında iki Alman kimyager tarafından bulunan bir yöntem olan Faber-Bosch Yöntemi ile üretiliyor. Bu yöntem, çok yüksek sıcaklık ve basınç altında, atmosferde bol miktarda bulunan azotun birleşip amonyak haline gelmesini, yani gübreye dönüşmesini sağlıyor. Bir hesaba göre dünyada üretilen bütün doğal gazın üçte biri gübre üretiminde kullanılıyor. O kadar çok enerjiye ihtiyaç duyuyor bu sistem. (Dünyanın her formdaki toplam enerji tüketiminin de yüzde 2’si gübre üretiminde kullanılıyor.)
Basra Körfezi sadece enerji arzı bakımından değil, bu körfezin etrafındaki gübre (amonyak ve üre) üretim tesisleri bakımından da dünya açısından stratejik önemde. Çünkü bu bölgede enerji çok ucuz. Dediğim gibi dünya suni gübresinin yüzde 50’si burada üretiliyor ve Hürmüz Boğazı’ndan geçip dünyaya ulaşıyor.
En zor durumda olan, Körfez’den gelen gübreye en bağımlı ülkelerin başında Hindistan geliyor. Bu ülkede pirinç tarımı başlamış durumda ve gübre sıkıntısı hissediliyor. Hindistan Başbakanı geçen gün özel olarak İran Cumhurbaşkanını aradı ve üre taşıyan gemilerin boğazdan geçişine izin verilmesini istedi.
Türkiye’de gıda enflasyonu zaten çok yüksek. Bugün 10Haber’de yer alan bir habere göre Türkler zaten çok pahalı olan kırmızı ve beyaz et tüketimi yerine makarnaya yüklenmiş durumda. Ülkemizde makarna tüketiminde bir patlama var. Ama bugün zaten tüketimdeki aşırı artış nedeniyle yükselmiş olan makarna fiyatları önümüzdeki birkaç ayda daha da tırmandığında ne yiyeceğiz, belli değil.
Genel olarak gıda fiyatlarında dünya çapında bir artış bekleniyor. Bu artışa yine Körfez kaynaklı hiç umulmadık bir katkı, bölgeden petro kimya ürünü sevkiyatının da yapılamamasıyla gelecek. Yine enerjinin ve özellikle de doğal gazın Körfez etrafında çok bol alması, bu bölgenin petrokimya ürünleri konusunda dünyanın en büyük üreticisi olmasını beraberinde getiriyor.
Polietilenler, dünyanın neredeyse bütün endüstrilerinin (buna uzay da dahil) kullandığı ara malların başında geliyor. Kullanıp attığınız poşetler, paketli gıdaların paketleri vs her şeyde bu polietilenler var. Türkiye’de plastik sanayisi hammadde bulamadığı için işçilerini bu hafta erkenden bayram tatiline çıkardı örneğin. Dünyanın pek çok yerinde üretim durmaya başladı bile.
Amerika ve İsrail’in neredeyse durduk yerde ve herhalde çok çabuk netice alma beklentisiyle başlattığı savaşın sonuçları ile yüzleşmeye hazırlanıyoruz. Bu sonuçları sadece İran, ABD ve İsrail hissetse neyse, Afrika’daki çocuklardan Türkiye’deki yoksullara kadar milyarlarca insan hissedecek o sonuçları.
Yediğimiz ekmek bile tehlikede artık.

