24-10-2026
İsmet Berkan

Terzi kendi söküğünü dikemez

Terzi kendi söküğünü dikemez

Hiç kimse bir başkasına yüzde 100 kefil olamaz elbette.

Herkes hata yapabilir…

Özellikle para ve güç, insanların en büyük imtihanı olur her seferinde.

Paranın ve gücün peşinden gidip karanlık tarafa geçenlere sık sık rastlanır.

Bir kamu yöneticisi, paranın ve gücün peşinden karanlık tarafa geçtiğinde, elbette onu oraya atayan otorite de bir ölçüde sorumlu olur. Çünkü o kamu yöneticisi, kamu adına bir iş yapmak ve nihayetinde kamu çıkarlarını savunmak ve kanunları uygulamak için görevlendirilmiştir. Onu oraya atayan otoritenin seçiminin isabetli olup olmadığı konusu ister istemez tartışılır.

O otorite, bizim sistemimizde tek başına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Bugünkü fon soygununda, ister istemez Erdoğan’ın yaptığı atamalar, görevlendirdiği kişiler ve onların rolleri tartışılıyor.

Karanlık tarafa geçen bir tek kişi olsa, gördüğümüze münferit bir olay gözüyle bakabilirdik.

Ama durum öyle değil.

Karşımızda koskoca bir sistem var.

Bir tarafta bu soygunu gerçekleştirenler; bir tarafta bu soygunu mümkün kılanlar, soygunu göre göre ses çıkartmayan, kanundan gelen görevlerini yapmayanlar…

Öyle bir kaza olmuş, bir dizi kötü şart bir araya gelip finansal piyasalarda bir “mükemmel fırtına” yaratmış da fonlar batıp  456 bin kişi doğrudan parasını çaldırmış değil.

Ortada planlı bir soygun var, ellerinde olsa soyguncuların bugün de devam ettirmek isteyecekleri bir soygun.

Kağıttan kaleler kurulmuş, bu kalelerin kağıttan olduğunu ve üfleseniz yıkılacağını söyleyenler baskıya uğramış, görevden alınmış, onların yerine kağıttan kale inşaatına ses çıkartmayacaklar atanmış.

Halka açılma izni olmadığı halde bir fon en azından 3 hafta halka satılmaya devam etmiş, izin arkadan jet hızıyla gelmiş…

Soygun düzeni o kadar kalıcı gibi gözüküyormuş ki, aynı soygunu yapmak için arkadan başka taklitçi soyguncular çıkagelmiş…

Soyguna katılmamak, sofradan pay almamak aptallık kabul edilmeye başlanınca saygın, işi gücü düzgün ve kendisi de zengin patronlar bile trene binmiş, onlar da o paradan pay almışlar, hem de ne paylar…

Parayı kim ödemiş? Üç kuruş birikimini borsaya koyanlar, emekli ikramiyesini fona yatırıp oradan gelen kazançla gündelik hayatını geçirenler, “Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” deyip soygundan kendi paylarını isteyen büyük para sahipleri…

Ve bütün bunlar, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla göreve gelen kamu yöneticilerinin denetim ve gözetiminde yaşanmış.

Şimdi o Cumhurbaşkanı, “Sonuna kadar gidilecek” diyor, soyguncuları “kan emen sülükler” olarak adlandırıyor.

Tamam, çok güzel. Olması gereken de bu zaten.

Ancak, bütün bu sözler, verilen güvenceler kimseyi rahatlatmıyor, kimsenin yüreğini soğutmuyor.

Sebebini burada bu soygunun ortaya çıktığı ilk günlerden beri yazıyorum: 

Bu soygunun olmasını mümkün kılanların tamamı bizzat Cumhurbaşkanının imzasıyla göreve getirilmiş ve görevini yapmamış kişiler. Ve bu kişilerin neredeyse tamamı hala görevlerinin başındalar. Dün olmasına izin verdikleri soygunu yapan hırsızları bugün onların yakalamasını bekliyor Cumhurbaşkanı.

“Terzi kendi söküğünü dikemez” sözü tam da bugünler için söylenmiş bir şey.

Promosyonu cebine atan genel müdür

Promosyonu cebine atan genel müdür

Bugünlerde durup durup telefonum çalıyor, bankalardan arıyorlar.

Sebebi, emekli maaşım.

Halen maaşım bir bankaya yatıyor. Zamanında o banka bana maaşımı oradan almamı taahhüt edersem belli bir para vermişti.

Şimdi herhalde verdiğim o taahhüdün süresi dolmuş olmalı, diğer bankalar arıyor, maaşımı onlara aktarırsam bana neler vereceklerini söylüyorlar.

Finans kuruluşları kendi üstlerinden geçecek her bir lira için bu kadar çaba gösteriyorsa, Tera’nın da kendi fonlarına para yatıracak insanların peşinden koşmasını, hatta o kişi ve kuruluşlara çeşitli promosyonlar vaat etmesini anlayabilirim. 

Anlayamadığım şey, dev fonlara sahip olan dev sigorta şirketinin genel müdürünün bu çeşit bir promosyonu alıp kendi cebine atması.

Ne fona yatırdığı para kendi parası ne de yönettiği şirket babasının şirketi.

Bu artık ahlaki tefessühün doruk noktalarından biri olsa gerek.