21-07-2026
İsmet Berkan

“Seçimi kazanan idare fırkasıdır, çocuk!”

“Seçimi kazanan idare fırkasıdır, çocuk!”

Atatürk, 1930 yılında yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar’la bir sohbet sırasında “Bizi dünyada diktatör olarak görüyorlar” der.

Henüz Hitler iktidarda değildir ama İtalya’da Mussolini ile aynı kategoride görülmek Atatürk’ün hoşuna gitmemektedir.

Gençliğinden itibaren pek çok kez kader birliği ettiği Ali Fethi Okyar’a “Bir parti kur” der Atatürk.

Böylece ülkede muhalefet olacak; Türkiye de Batıda diktatörlük gibi görünmeyecektir.

Ali Fethi Okyar bu talimat üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurar. Tarih 12 Ağustos 1930.

Parti kısa sürede inanılmaz ilgi görür. Örneğin Ali Fethi Okyar bir İzmir ziyareti için gemiyle bu şehre geldiğinde binlerce İzmirli sandallarla denize açılıp onu karşılar.

Kurulduktan birkaç ay sonra parti bir kısmi yerel seçime katılır.

O seçimin gecesi Atatürk Çankaya Köşkü’nde özel kalem müdürü Rıza Soyak’a seçim sonuçlarını sorar. Rıza Soyak “Bizim parti kazanıyor” der. Atatürk Soyak’a şu cevabı verir: “Hayır efendim. Hiç de öyle değil. Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim: Kazanan idare fırkasıdır, çocuk! Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler. Bunu bilesin.”

Bu pek meşhur anektod Rıza Soyak’ın hatıralarında yer aldığı için hepimiz biliyoruz.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’na yönelik muazzam ilgi en çok partinin kurucusu Ali Fethi Okyar’ı ürkütür. Çünkü CHP ile yarın bir yarışa girdiğinde Atatürk’ün söz vermiş olmasına rağmen tarafsız kalamayacağını en iyi bilenlerdendir Okyar. Kırk yıllık arkadaşıyla ters düşmek istemez. 

17 Kasım 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kendi kendini fesheder. Ömrü ancak üç ay sürebilmiştir.

Seçimi Kazanan İdare Fırkasıdır, Çocuk!” başlıklı bir kitap da yazmış biri olarak bu öyküde bana göre iki tane kıssadan hisse var.

Birincisi, Atatürk’e daha yaşarken ciddi bir muhalefet vardı.

Atatürk’ün kişisel popülaritesinden, halk tarafından kurtarıcı olarak görülüp ilah mertebesinde sevilmesinden kuşku duyulacak bir şey yok. Ama aynı şey Atatürk’ün devrimci programını uygulayan CHP için söylenemezdi.

1930’lar ve sonrasında CHP, daha sonra rahmetli Turan Güneş’in çok yerinde tespitinde olduğu gibi “mütegallibe”nin (zorbalıkla ve güç kullanarak tahakküm kuranlar) partisiydi. Kent ve kasabalarda eşraf ile tüccar ve onlarla birlikte hareket eden kaymakam-mal müdürü-jandarma dahil devlet aygıtının partisi.

Atatürk dönemini anlatan en iyi tanıklıklardan biri olan Fatih Rıfı Atay’ın Çankaya’sında partisi onun istediklerini yapmamak için direnince Atatürk’ün sık sık onları “Gidelim seçime, bakalım kim kazanıyor” diye tehdit ettiği anlatılır.

Atatürk halkta kendisine yönelik sevginin farkındaydı ve bu çok hoşuna gidiyordu ama aynı sevgi partisine yönelmiyordu.

İşte o yüzden genç özel kalem görevlisi Rıza Soyak’a “Kazanan idare fırkasıdır” demişti, muhalefetin kazanmasına asla izin vermeyecek jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valileri ismen de sıralamıştı.

Benim için bu anektoddan çıkan ikinci kıssadan hisse ise şu: “İdare fırkası” işin içinde olduğu sürece CHP hiç seçim kazanamadı.

İsmet Paşa 1946’da yaptığını 1950’de yapmadı, idare fırkasını büyük ölçüde devreden çıkardı ve seçimi Demokrat Parti kazandı.

Ama ilginçtir, Demokrat Parti bu seçim zaferinden 10 yıl sonra o “idare fırkası”nın en güçlü unsuru olan ordu tarafından darbeyle alaşağı edildi ve CHP ile “idare fırkası” yeniden bir araya geldi.

CHP “idare fırkası”ndan kendini kurtarmak için bir büyük samimi girişimde bulundu, o da 1972’de Bülent Ecevit önderliğindeli büyük kadro hareketiydi. O hareketin önde gelen teorisyenlerinden Turan Güneş’in daha 50’li yıllarda CHP için yaptığı tahlili az önce aktardım. 70’ler CHP’si “Toprak işleyenin, su kullananın” diyerek o mütegallibenin sivil uzantıları ile arasına ciddi mesafe koydu ama aynı grubun entellektüel kesimi olan üniversite hocalarından yargıç ve savcılara, valilerden diplomatlara, Maliye Müfettişlerinden başka önemli devlet memurlarına kadar ciddi bir kesimle CHP ilişkisi hiç kesilmedi.

CHP’de Ecevit önderliğindeki bir kadro uyum içinde devam edebilseydi 12 Eylül darbesiyle yaşanan kesinti sonrasının CHP’si çok daha başarılı olabilirdi ama Ecevit bütün kadrosunu geride bırakınca işler koptu.

Bugünün CHP’si, daha doğrusu partinin Özgür Özel liderliğinde kalan yüzde 90’lık kısmı bir kez daha “idare fırkası”ndan kopmaya uğraşıyor. Daha doğrusu uğraşmıyor, aslında “idare fırkası” 100 yıl sonra tamamen el değiştirdi, 15 Temmuz 2016’daki başarısız darbe girişiminden sonra “mütegallibe” artık Tayyip Erdoğan ve onun partisi Ak Parti ile birlikte. “İdare fırkası” artık tamamen, polis ve jandarmasından yargıç ve savcısına, üniversite rektöründen Vergi Dairesi Müdürüne Ak Parti’nin doğal bir uzantısı, eskilerin deyimiyle “mütemmim cüzü” (tamamlayıcı parçası) gibi.

Ama şunu unutmayın: “İdare fırkası”nın en son kazandığı seçim 1946 seçimiydi; ondan yıllar sonra ilk kez 2023’te bu “fırka” bir kez daha seçim kazanabildi.

Bugün Özgür Özel ve arkadaşlarına “kurtarıcı” gözüyle bakılmasının tam da sebebi bu: “İdare fırkası”nın top yekün CHP’ye hücumu, “mütegallibe”nin her şeyi kendine yontan bir kesere dönüşmesi, başka kimseye bir şey bırakmaması ve seçimi kaybetmekten çok ama çok korkması.

CHP kurulduktan 100 yıldan fazla zaman geçtikten sonra şimdi ilk kez sivil siyasetin partisi olmaya yönelirken devreye Kemal Kılıçdaroğlu sokuldu.

Ama CHP içinde, ama dışında yeni bir partide sivil siyasetten başka görünen yol da yok.

Tarihin doğru tarafının neresi olduğu çok açık.

Futbol ayı sona erdi, içimizde bir boşluk

Futbol ayı sona erdi, içimizde bir boşluk

İspanya, bir zamanların Alman milli takımı gibi, neredeyse kusursuz oynadığı bir uzun turnuvayı kazandı, Dünya Şampiyonu oldu.

“Neredeyse” lafın gelişi, İspanya bu Dünya Kupasını sadece 1 gol yiyerek ve sadece bir kez berabere kalarak elde etti. İspanya’ya yegane golü 2-1 yenildikleri maçta Belçika attı; bu ülkeye yenilmemeyi başaran tek takım ise Yeşil Burun Adaları oldu.

Hep birlikte pazar akşamı Arjantin gibi bir takımı ne hale getirdiklerine tanık olduk. Bir futbol takımını aşağılamak için illa onu farklı yenmeniz gerekmiyormuş, onu gördük final maçında.

Şimdi tabii Dünya Kupası’nın bitmesiyle bu yüksek kaliteli futbol da bitmiş oldu. Birden içimizde bir boşluk hiss, Türk futboluna geri dönecek olmanın verdiği çaresizlik…