26-05-2026
İsmet Berkan

Siyasete bayram molası: Bir tuhaf sağlık sorunum var, bilmek ister misiniz?

Siyasete bayram molası: Bir tuhaf sağlık sorunum var, bilmek ister misiniz?

Sosyal medyada hastane yatağından fotoğraf paylaşanlara fena halde sinir oluyorum.

Bana göre yemek sofrası paylaşmaktan daha beter bir şey bu: Bize ne senin hastalığından demek geliyor içimden her seferinde.

Ama şimdi, bu arefe gününden başlayarak sağlık, tıp, hatta bir ucu felsefeye uzanan bir yazı dizisine başlarken benzer bir utanç içindeyim. Çünkü konuya kendi sağlık sorunumla başlayacağım. Ama inanın bir teşhircilik peşinde değilim, umarım yazı dizisinin sonunda neyin peşinde olduğumu anlatabilmiş olurum.

***

Spor, çocukluğumdan itibaren hayatımın bir parçası oldu.

Herkes gibi mahallede futbol oynadım. Çok yetenekli değildim, takımlara hep en son seçilen/alınan oyuncuydum ama futboldan zevk aldım.

Ortaokul ve lisede basketbola yöneldim. O yaştan sonra ‘fundementals’ adı verilen temel şeyleri öğrenmek kolay olmadı ama becerebildiğim kadar yaptım. Okul takımları bittikten sonra da amatörce basketbol oynamayı sürdürdüm.

Yüzmeye merakım bir sağlık sorunundan sonra başladı. Belimdeki rahatsızlığı gidermem için doktorlar darbeli sporlardan (basketbol) uzaklaşmam gerektiğini ve sırtüstü yüzmeye başlamamı önerdiler.

Tabii yüzme daha çok yaz aylarında yapılabilen bir şey, o zamanlar bugünkü kadar çok ısıtmalı kapalı havuz yoktu. Geri kalan zamanlarda da yürümeye (doktorum koşmamı istemiyordu) başladım.

Salgın zamanı sabah yürüyüşlerini bıraktım, salgın bitip de yeniden yürümeye başladığımda ise size anlatacağım tuhaf sağlık sorunum başladı.

Bir sabah, yürüyüşümün hemen hemen beşinci kilometresinde sol ayak tabanım sanki şişti ve karıncalandı. Durdum, bir banka oturup ayakkabımı çıkardım. Bir dakikadan kısa sürede o his sona erdi. Yürüyüşümü tamamladım ama dönüş yolunda yeniden aynı his başladı. Çok rahatsız ediciydi.

Başlangıçta ayakkabım, hatta çorabım yüzünden olduğunu düşündüm, bağcıkları gevşeterek ve nihayetinde yeni bir ayakkabı alarak çözmeye çalıştım ama düzelmedi. Bir ortopediste gittim, sorunuma hiç anlam veremedi, bir şey de önermedi.

Derken yine yürüyüş sırasında bu kez sol bacağımdaki ‘calf’ adı verilen diz altındaki kas grubuna dayanılmaz bir ağrı girdi. Durdum. Ağrı geçti. Biraz daha yürüdüm, yeniden başladı.

Bu kez bir spor hekimine gittim. Hekim önce beni bazı tıbbi teşhislere yönlendirdi. Örneğin bel MR’ım çekildi, bacağımdaki dolaşım sistemi için ultrason çekildi. Her ikisi de gayet normal çıkınca, spor hekimim bir teşhis koyamadığını dürüstçe söyledi, bir süre fizik tedavi önerdi. Fizik tedaviden de bir sonuç alamadım, yürürken bacağım ağrımaya devam etti, üstelik ağrının girdiği yürüyüş süresi de kısalmaya başladı.

Ağrı o kadar dayanılmazdı ki sonunda beni yürümekten korkar hale getirdi. Felaket biçimde hareketsiz kaldım.

Bir başka ortopediste gittim. O ünlü bir isimdi ve uzmanlığı da “topuk dikeni” idi. Sanırım baktığı her rahatsızlıkta da topuk dikeni görüyordu. Bana ayak tabanımım yaşa bağlı biçimde çökmekte olduğunu, ağrılara bunun sebep olduğunu, kendime bir tabanlık yaptırmam gerektiğini söyledi. Söyledikleri ikna ediciydi, ölçüm yapıldı ve bana özgü bir tabanlık kullanmaya başladım. Doktor, tabanlığın etkisinin birkaç ay içinde görüleceğini, yeniden uzun ve sportif yürüyüşlere başlayacağımı müjdeledi.

Hayır olmadı, hatta tam tersi oldu. Israrla tabanlık kullanmam ağrılarımın gelme süresini biraz daha kısalttı. Artık 500 metre yürüdüğümde ağrı giriyordu. Bir zamanlar her sabah 7-10 kilometre yürüyen (bunun bir bölümünü de doktorlara rağmen koşan) ben, evden çıkıp bakkala gidemez olmuştum.

Bir başka ortopedist, ‘calf’i oluşturan üç kastan içeride gizli olanda enflamasyon olduğunu söyledi. Çekilen MR da bunu doğruladı. Onun için ilaç kullandım, evde bol bol germe hareketleri ve doktorun önerdiği diğer kas geliştirme hareketlerini yaptım. Ama sonuç değişmedi. Bacağım ağrımaya ve beni hareketsiz kılmaya devam ediyordu.

Ünlü ve önemli bir nöroloğa gittim; son derece acı verici bazı testlerden geçtim, bacağıma iğneyle elektrik verildi ve akım iletim süreleri dahil pek çok şey ölçüldü. Doktorum sahiden konuya merak sardı ve özel olarak ilgilendi. Ama bir türlü teşhis konamadı.

Fakat bana ağrı veren mekanizma anlaşıldı: Bacağımdaki kaslar ben yürümeye başlayınca doğal olarak şişmek, büyümek istiyordu ve bunu yaparken de o kasın içinden geçen damarı ve sinirleri sıkıştırıyordu. İşte o sıkışıklık hem kan dolaşımı yavaşladığı için ayak tabanımda karıncalanma hissine hem de sinir sıkıştığı için ağrıya neden oluyordu.

Son olarak, tavsiye üzerine bir büyük futbol takımının da doktoru olan, son dönemlerin çok gözdesi bir başka doktora gittim. İtiraf edeyim, gördüğüm ortopedistler içinde hem bana en çok vakit ayırıp can kulağıyla dinleyeni, hem de her şeyi uzun uzun izah edeni o oldu.

O, Türkiye’de ortopedistlerin çoğunun yumuşak dokuyla değil kemikle ilgilendiğini, kendisinin de uzun  süre yumuşak dokulara (yani kas, tendon ve diğer yapılar) pek ilgi göstermediğini ama çoğu ortopedik rahatsızlığın kaynağının aslında yumuşak dokular olduğunu söyledi.

Onun söylediğine göre bende, aslında benim yaşımda (62) çok nadir görülen bir şey olan ‘Kronik Kapsül Sendromu’ vardı.

Kronik kapsül sendromu, daha çok genç yaşlarda görülen ve dünyada da yeni yeni anlaşılmaya başlanan bir rahatsızlıktı. Ne sebebi biliniyordu ne de bilinen bir tedavisi vardı. (Cerrahi müdahale ve Botox uygulamaları yeni yeni başlamış ama henüz kesin, belirleyici bir tedavi yok.)

Kapsül, kaslarımızın etrafındaki “fasya” adı verilen doku. Bu doku, tam olarak bilinmeyen bir sebeple sertleşiyor ve elastikiyetini kaybediyor. Onun içindeki kas, çalışmaya başlayıp genişlemek istediğinde bu doku genişlemeye izin vermiyor, vermeyince de kasın içinden geçen damar ve sinir sıkışıyor.

Bacaklarımın MR’ına bakan doktor, “Sen sol bacağında hissediyorsun ama aslında aynı sendrom sağ bacağında da var, MR’da sonucu görülüyor zaten” dedi, ardından daha da kötü haberi bir tahmin olarak söyledi: “Üstelik fasya sertleşmesi sadece bacağında olamaz, muhtemelen her yerinde var bu sertleşme.”

***

Sanmayın ki bu pek az rastlanan ve insanın hayat kalitesini sahiden çok düşüren sağlık sorunumu anlatarak kendimi acındırmaya çalışıyorum.

Derdim, sizi adına “fasya” denen ve varlığını ancak ortaya bir sorun çıktığında fark ettiğim doku ile tanıştırmak.

Eğer konu ilginizi çektiyse, gelin yarın devam edelim.

Siyasetten tamamen kopamadım: CHP Kurultayı nasıl yapılacak?

Siyasetten tamamen kopamadım: CHP Kurultayı nasıl yapılacak?

Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir yetkisiz mahkemenin kararıyla başlayan kaostan nasıl çıkılacağı konusunda hem Özgür Özel hem Kemal Kılıçdaroğlu aynı şeyi düşünüyor: Partinin kurultaya gitmesi lazım.

Tartışma bu kurultayın ne kadar kısa zamanda yapılabileceği hakkında gibi duruyor ama bu doğru değil. Şeytan ayrıntıda gizli her zaman olduğu gibi.

Özgür Özel ve arkadaşları CHP’nin 45 gün içinde kurultaya gidebileceğini söylüyor.

45 gün, yani 6 hafta sonra yapılacak bir kurultayda hangi delegeler oy kullanacak?

Partinin bir 2025 yılında ülke çapında düzenlediği olağan kongrelerle seçilmiş delegeleri var. Ama bu kongreler ve o delegenin oy kullandığı 2025 kurultayı da “mutlak butlan”la ve mahkemenin uyguladığı tedbir kararıyla ortadan kaldırıldı.

Mahkeme kararı partiyi 2023 Kasım kurultayı öncesine döndürdüğüne göre, acaba 2023’teki delegelerle kurultay yapmak bir çözüm mü? Kağıt üstünde bu çözümmüş gibi duruyor ama CHP o delegelerle bir de olağanüstü kurultay yaptı Nisan 2025’te. Mahkeme o kurultay için de “mutlak butlan” kararı verdi. Aynı kurultayı yeniden yapmak mahkeme kararını ortadan kaldırmaz.

Üstüne, bir de iyi anlaşılması gereken bir tedbir kararı var. Bu tedbir kararı kalkmadan kurultay yapmak, sonsuz mahkeme süreçlerini tetikleyebilir. İstanbul’daki mahkeme sürecinde bunlar yaşandı.

Peki ne olacak? Daha doğrusu ne yapılabilir?

Bir çözüm, mahkemenin atadığı genel başkan olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun olağan kurultay sürecini başlatması. Yani mahallelerden ilçelere, oradan illere kadar her düzeyde CHP’nin yeniden seçim sürecine girmesi, ardından da kurultayın düzenlenmesi.

Eh bu süreç için Kemal Kılıçdaroğlu hemen bayram ertesinde düğmeye bassa bile o kurultayın 45 güne yetişmeyeceği belli.

Kısacası şu: CHP’deki çift başlılık hali ve kaos en azından aylar boyunca devam edecek.

Kaldı ki Kemal Kılıçdaroğlu olağan kurultay sürecini başlatmak konusunda çok aceleci de olmayabilir. Bu da kavgayı büyütmekten başka bir işe yaramaz.

Evet, CHP’de yaşanmakta olanlar konusunda iktidarı ve iktidar yargısı suçlanıyor ve suçlanmaya da devam edecek ama eğri oturup doğru konuşalım: CHP’yi bugün içinde bulunduğu halden çıkaracak yegane güç de yine CHP’nin kendisi.

Sizce CHP bir araya gelip bir ortak akılla kendisine karşı kurulan tuzaktan el birliğiyle çıkmayı başarabilir mi? Yoksa tam da o tuzağın öngördüğü çukura düşer mi?

Şu an gözüken o çukura düştüğü…