
Bir tek benim mi gözüme batıyor bu siyasi faydacılık
Salı günü İstanbul’da yoğun yağmur ve onun yarattığı trafikte 4. Levent’ten evime doğru dönmeye uğraşıyorum, telefon çaldı.
Arayan bir yakınımdı, “Sana” dedi, “WhatsApp’tan bir şey yolladım, hemen bak ona.”
Araba kullandığımı, ancak eve ulaştıktan sonra bakabileceğimi söyledim.
“Sen bak, çok önemli” dedi yakınım.
Trafiğin sıkışmasını fırsat bildim, telefonuma bir göz attım. Yakınım bana Twitter’dan bir mesajı göndermişti. Bu mesajın neden anında bakılması gereken acil ve önemli bir şey olduğunu anlamadım.
Eve gidip bakınca söz konusu mesajın Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı’ndan yapılan bir açıklama olduğunu gördüm.
Bu vakıf “Erenköy Cemaati” diye bilinen Nakşibendi cemaatinin vakfı. Bu cemaat için herkes “Türkiye’nin en güçlü cemaati” der. Cemaatin gücü kalabalıklığından değil, entellektüel ve ekonomik ağırlığından ve siyasete yakınlığından gelir bana soracak olursanız. Ünlü Topbaş ailesi bu cemaatin arkasındaki güçtür.
Vakfın iki sayfalık yazılı açıklamasını okudum, ne düşüneceğimi bilemedim. Açıklama doğrudan fon soygunuyla ilgili değil, bu soygunu biraz daha geniş bir çerçeveden, “toplumsal çürüme” dedikleri çerçeveden ele alıyor. “Bize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor” diye başlıyor açıklama, “Susanlar bu vebalin ortağıdır. Bu metin bir rica değil bir ikazdır” diye devam ediyor.
Okullardaki saldırılardan TV dizilerinde kendilerince “çürüme” örneği gördükleri şeylere, gündüz televizyonlarından sanal bahis reklamlarına kadar pek çok şeye değinirken araya fon soygunu da sıkıştırılıyor:
“Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti. Helali haramı ayırmadan köşeyi dönmek marifet oldu.”
Başka bir yerde yine fon soygunundan “kriz” diye söz edilip şöyle deniyor: “Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular, sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.”
İki sayfalık açıklamada çürüme örneği diye söylenenlerden biri fon soygunu. Örneğin TV dizilerinde olduğunu söyledikleri çürüme için vakıf açıklamasında bir yol da öneriliyor: “Ceza kesip reklam gelirini yerinde bırakmak denetim değil ruhsattır” deniyor.
Ama fon soygunu için ne yapmak gerektiği söylenmiyor, “Sorumlular cezalandırılsın” demek dışında.
Peki kim o sorumlular? Vakıf burada bir ayrım güdüyor:
“Türkiye’miz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe katetti; bugün yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlığa ümit veren bir noktaya ulaştı. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz.”
İşte bam teli tam burası. Bu soygun yüzünden Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilme şansı tehlikeye düştü demeye getiriyor vakıf.
Bu seviyede siyasi faydacılık, en temel ahlaki konuları bile bir siyasi fayda üretip üretmediğine veya tam tersinden siyasi risk üretip üretmediğine göre değerlendirmek bir tek benim mi gözüme batıyor?
Doğru, memlekette hemen hemen hiçbir şeyi arada bir yerde Tayyip Erdoğan’ın adını geçirmeden konuşamıyoruz. Bu anlamda, sadece siyasette değil gündelik hayatın çok geniş bir alanında da bir Erdoğan tahakkümü var.
Ama ölçümüzün o konuştuğumuz konunun Erdoğan’ın yararına mı yoksa zararına mı olacağına indirgenmesi, kabul edelim ki normal değil.
Bu normal olmayan durumu epeydir yaşıyoruz. İster iktidar yanlısı olsun ister karşıtı, kamuoyu önünde söz söyleyenlerden evdeki akşam sofrasında yapılan sohbete kadar, her konu konu Erdoğan’ın o durumdan fayda sağlayıp sağlamaması veya bir şeyin Erdoğan’ın aleyhinde olup olmamasına geliyor.
Bu durumun bazı uç örnekleri de var. Hırsıza hırsız dememek, katile katil dememek gibi şeyleri de yaşadık.
Oysa temel ahlak, başka konularda göreli olabilir ama “Çalmayacaksın” ve “Öldürmeyeceksin” gibi konular o göreli konular arasında değil.
Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda Cemal Kaşıkçı’nın öldürülme emrini kim verdi? Başlangıçta bu konuda kesin bir kanaatimiz vardı, bugün o kanaatimizi unuttuk, daha önce katil dediğimiz kişiyle sarılıp öpüşüyoruz.
Fon soygununun sorumlusu kim? “Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur” diyen vakıf, birkaç paragraf sonra konuyu “Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz”e getirip bağlıyor.
Peki ama denetimsizlik, göz yumma ve kayırmacılık nasıl oldu da yaşandı?
Şu son 25 yılda “Erdoğan iyi çevresi kötü” cümlesini kaç ayrı vesileyle duyduğumuzu hesaplayabilir miyiz?

