01-02-2026
İsmet Berkan

‘Nasıl’ sorusunun cevabını bilip ‘Neden’ sorusunu bilmemek

‘Nasıl’ sorusunun cevabını bilip ‘Neden’ sorusunu bilmemek

Annelerimizin, anneannelerimizin yemeklerine bayılırdık. Onlar bir yemeğin ‘nasıl’ lezzetli hale getirileceğini bilirdi.

Peki, annemin yaptığı patlıcan oturtma ‘neden’ lezzetli olurdu? Onu bilmezlerdi. Hala da bilen aşçı sayısı parmakla sayılacak kadar azdır dünyada.

Yemek örneği verdim ama aslında ‘nasıl’ı bilmek ve ‘neden’i bilmemek, hayatın neredeyse her alanı için geçerli.

Eskiden antenli televizyonlarımız vardı. Görüntü kötüleşmeye başladığında bazen TV’nin üstüne şöyle bir vurmak iyi gelirdi, görüntü düzelirdi. Neden düzelirdi? Neden bozulmuştu? Ve bir tokatla nasıl düzelirdi? Hepsi birer muamma.

Sanmayın ki bu devir bilgisayarlarımız olduğunda değişti. Bazen bilgisayarınız donup kalır. ‘Neden’ donar? Bir sürü teori söyleyebilirim ama açıkçası bilmiyoruz.

Ne yaparız böyle durumlar başımıza geldiğinde? Kapatır açarız bilgisayarı ve her şey düzelir. Yani ‘Nasıl’ı biliriz ama ‘neden’i bilmeyiz yine.

İnsanlık hemen hemen her konuda işe ‘nasıl’ı bulmaya çalışarak başlar.

Yemekle başladım bir yemek örneği daha vereyim: Kuyu kebabının pişirildiği kuyu son derece özel bir tasarıma sahiptir. Dünyada mühendislik bilgisinin de, ısıyı yönetme bilgisinin de son derece sınırlı olduğu zamanlardan kalma bir tasarım bu.

Büyük olasılıkla o kuyu tasarımı, bir sürü deneme yanılmanın ardından ortaya çıktı. Sonunda, son derece gayrı pratik olmasına rağmen eti kıvamında pişiren bir tasarıma ulaştı onu ilk yapan kişi.

Tamam da et neden lezzetli oluyordu? Bu sorunun cevabını bilmiyordu.

Dünyaya ve insanlığa sanayi devrimini armağan eden ilk buhar makinasını yapan İngiliz mühendis Thomas Savery de, sonra o makinayı mükemmelleştiren James Watt da termodinamik kanunlarından habersizdi. Suyun ısıtıldığında neden buhara dönüştüğünü, o buharın da neden basınç yarattığını bilmiyorlardı. Tek bildikleri o basınç sayesinde sürekli bir hareket sağlamanın mümkün olduğuydu.

Neden sorusunun cevabı arkadan geldi.

‘Neden’ sorusunu cevaplamak hep temel bilimlerin işidir.

Örneğin herkesi şaşırtan bir durum belki bin yıllardır vardı: Diyelim demir madeni işliyorsunuz, cevheri belli bir seviyede ısıttığınızda o demir kırmızı bir ışık saçmaya başlıyordu.

Neden?

Alman iş dünyası, tam da elektrikli ampüller üretmeye başlanacağı zaman bu soruyu bilim dünyasına sordu. O zamanlar genç bir fizikçi olan Max Planck bu sorunun cevabının peşine düştüğünde, o gün için bilim dünyası açısından da, mühendislik dünyası açısından da hayal bile edilemez bir sonuca ulaştı:

‘Kırmızı radyasyon’ adı verilen bu ışımanın enerji transferiyle ilgisini bulduğu gibi üstüne bu enerjinin de “kesintisiz” değil dalgalar halinde yayılan, yani frekansı olan bir şey olduğunu keşfetti ve bütün bunlardan hareketle enerjinin iletilebileceği en küçük birimi saptadı, o birime de ‘kuanta’ (birim) adını verdi.

Bugün ‘kuantum fiziği’ dediğimiz bilim dalının başlangıcı bu ‘neden’ sorusudur: Neden demir ısıtıldığında kırmızı ışık saçar?

20. yüzyılın önemli fizikçilerinden Nobel ödüllü Richard Feynman doktorasını yaptığı yıllarda anne babasının komşularının ona “dahi” muamelesi yaptığını, ilgili ilgisiz her konuda ona “neden” diye soru sorduklarını anlatır.

“İnsanın ayağı buzda neden kayar” sorusu da sorulmuş Feynman’a. Fizikçinin cevabı şu: “Bastığınızda buza basınç uygularsınız, yani enerji aktarırsınız. Bu enerji üst tabakadaki buz kristallerinin eriyip suya dönüşmesine neden olur. O su da sizin ayağınızı kaydırır.”

Hayatı ‘neden’ sorusuna cevap aramakla geçmiş olan Feynman’ın kuantum fiziğiyle ilgili söylediği en ünlü cümlelerden biri şudur:

“Bir zamanlar genel görelilik teorisini dünyada anlayabilen 10 kişi olduğu söylenirdi. Bu sayı doğru mudur değil midir bilmiyorum ama şunu güven içinde söyleyebilirim: Kuantum mekaniğini anlayan tek bir kişi bile yok.”

Buna tabii kendisi de dahildi.

İnsanlık ‘nasıl’ı biliyordu. Atom altı güçleri manipüle etmeyi, onları işe yarar yapmayı daha ortada atom olduğunu bile bilmiyorken öğrenmiştik. Örneğin radyo dalgalarını keşfetmiş, radyo yayınlarına bile başlamıştık, yani frekansları manipüle edebiliyorduk ama bu radyo dalgalarının ne olduğunu öğrenmemiz daha çok zaman aldı.

Benzer şekilde insanlık elektrik üretmeyi, onu kullanmayı, onunla aydınlatma yapmayı becermişti ama “neden”i bilmiyordu, elektrik nedir bilmiyordu, örneğin elektriği iletmenin en etkili yolunun neden bakır kablolar olduğunu da bilmiyordu, ampüllerde tungsten kullanmanın neden en verimli yol olduğunu da bilmiyordu. Ama böyle yapmayı deneme yanılma yoluyla keşfetmişti.

Yeniden kuantum mekaniğine geri döneyim.

Atomun içinde olup bitenler konusunda bilim son 100 yılda bilgi hazinesine inanılmaz miktarda ‘Nasıl’ bilgisi ekledi. Daha önce varlığını bilmediğimiz atom altı parçacıklar bulduk, artık hiç yoktan atom inşa edebiliyoruz.

Elektronlar konusunda o kadar başarılıyız ki, bugün bütün dünya trilyonlarca dolarlık yarı iletken teknolojisinin ayaklarının üzerinde duruyor. 100 yıl önceden çok ama çok başka bir dünyada yaşıyoruz.

Bütün bunları kuantum mekaniğinin bazı temel denklemleri sayesinde başardık ama Feynman’ın dediği gibi hiçbirimiz kuantum mekaniğinin ne olduğunu, arkada yatan ‘Neden’ sorusunun cevabını bilmiyoruz.

İnsanlık ateşi büyük olasılıkla şans eseri bulmuştu ama kısa sürede ateşi manipüle etmeyi, istediği zaman yakıp istediği zaman söndürmeyi başardı, yeni yeni yanıcı maddeler buldu ama ‘Ateş neden var’ sorusunun cevabını bulmak binlerce yılını aldı.

Benzeri bir durum kuantum mekaniği ve genel olarak fizik için de var. Cevabını aradığımız çok büyük sorular var.

O sorulara bulacağımız cevaplar insanlığa kim bilir hangi kapıları açacak…

Uzayda ağız tadıyla espresso içmek…

Uzayda ağız tadıyla espresso içmek…

İtalyan astronot Luca Parmitano, Avrupa Uzay Ajansı’nın göreviyle ilk olarak 2013 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu’na gitti ve orada 166 gün kaldı. Sonra 2019’da bir kez daha gitti Uluslararası Uzay İstasyonuna.

Bu uzun görevleri sırasında bir konuda çok şikayetçiydi: İstasyonda doğru dürüst, lezzetli bir kahve içemiyordu.

Onun şikayetlerini İtalyan Uzay Ajansı ve İtalya’nın ünlü kahve markası Lavazzo ciddiye aldı, oturdular Uluslararası Uzay İstasyonu için bir espresso makinesi yaptılar.

Makine yakın zamanda istasyona götürüldü ve yerine takıldı, uzaydaki astronotlar artık kaliteli kahve içebiliyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

BBC Sounds (@bbcsounds)’in paylaştığı bir gönderi

Başlangıçta şaka gibi görünüyor ama aslında bu çok önemli bir gelişme. Çünkü espresso yapabilmek için, İtalyan usulü espresso yapabilmek için minimum şart, makinenin su buharını en az 6 bar basınçla kahvenin üzerine püskürtmesi. Uzayda güvenli biçimde bu basıncı yaratmak kolay değil, çok ciddi bir mühendislik problemi.

Uluslararası Uzay İstasyonu ISS için geliştirilen makine bırakın 6 barı 400 bar basınç yaratabiliyor.

Makineye ISSpresso adı verilmiş bile.