
Yapay zeka size mektup yazar ve para isterse ona ne cevap verirsiniz?
Kendimce bilim ve teknoloji dünyasında olup bitenleri yakından takip etmeye çalışıyorum. Bunun için de haftanın üç günü, 21 ayrı web adresinden oluşan bir bilim basını taraması yapıyorum. Bir ara saymıştım, her hafta ortalama 2 binden fazla haberin veya makalenin başlığını gözden geçiriyorum, aalarından ilgimi çeken 60’a yakınını okuyorum, bazılarını da burada yazıyorum.
İşte bu haftaki taramalarımdan birinde şöyle bir habere rastladım:
New York’taki Bloomberg şirketinde ürün koçu olarak çalışan Carter Leffen adlı kişi, 1941 yılından kalma, Alman donanmasına ait bir şifreli mesajı ChatGPT’nin son sürümlerinden biri olan Astra’ya vermiş ve ondan şifreyi çözmesini istemişti.
Bu haber aynı anda iki merakıma birden hitab ettiği için dikkatle okudum.
Alman ordusu, 2. Dünya savaşı sırasında İngilizlerin “Enigma” (bilmece, bulmaca anlamına geliyor) adını verdiği bir şifre makinesi geliştirmişti.

Bu makine, fotoğrafta da görüyorsunuz, bir bakıma sıradan bir daktiloya benziyordu. Klavyesine yazmak istediğiniz mesajı yazıyordunuz ama kağıda sizin yazdığınıza hiç benzemeyen garip bir şifreli yazı dökülüyordu.
Bu makinenin şifresi önceleri iki kademeliydi, sonra üçüncü ve savaşın sonlarına doğru dördüncü kademe eklendi. Bu kademelerin her birinde harfler bir başka harfle yer değiştiriyordu. Yani diyelim a harfi ilk kademede ü oluyor, ü harfi ikinci kademede ç oluyor, ç harfi üçüncü kademede i’ye dönüşüyor, son kademede de i harfinin yerine g geliyordu.
Her kademenin ayarını önceden bilmeden şifreyi okumak imkansıza yakın bir durumdu. O yüzden mesaj, içinde bir yerinde bu kademelerin nasıl ayarlanacağına dair bilgi de içeriyordu.
Mesajı alan Alman denizaltı kaptanı önce o kademelerin şifreli mesajdaki yerini kendi elindeki günlük şifre kuralları kitapçığına bakarak saptıyor; kendi makinesine o ayarları yapıyor, şifreli mesajı yazıyor ve okunabilir nitelikte mesajı görüyordu.
Bu mesajları çözmek İngilizler için gerçek bir ölüm kalım mücadelesiydi. O denizaltılar, Amerika’dan İngiltere’ye sadece silah ve savaş malzemeleri değil yiyecek de taşıyan konvoylara denizaltıların nerede saldıracağını söylüyordu. İngiltere konvoyları koruyamazsa ölebilir, savaşı kaybedebilirdi. Aynı şekilde o şifreli mesajlarda Alman uçaklarının o gün hangi saatte nereyi bombalayacağı yazılıydı.
İngiltere bu şifre makinesini çözebilmek için muazzam bir çaba başlattı. Bir sürü filmi de yapıldı bu çabanın, hakkında kitaplar yazıldı, artık bilinmeyen hiçbir tarafı kalmadı. Sonunda, Alan Turing isimli bir matematikçinin çok önemli rol oynadığı bu çabalarla o şifreler çözüldü.
Turing ve diğer arkadaşları Enigma’yı çözerken büyük bir hesaplama gücüne ihtiyaç duyuyordu. Turing bu amaçla bilgisayarı icat etti. O yüzden Alan Turing için “Bilgisayarın babası” denir.

Alan Turing’in yaptığı bu ilk bilgisayarın adı ‘Bombe’ idi.
Turing, bir gün düşünen makineler yapılacağını söylüyordu, matematiksel teorisi bunu öngörüyordu zaten. Hatta zamanda ileri sıçradı, karşınızda konuşanın bir insan mı yoksa makine mi olduğunu ayırt edebilmeniz için adına “Turing Testi” denen meşhur testini de oluşturdu. (Meraklısına Imitation Game adlı filmi öneririm.)
Alan Turing’in hayali, onun söylemesinden 80 yıl sonra bir ölçüde gerçekleşti. Bugün insandan ayırt etmekte zorlandığımız yapay zeka araçlarımız var. Ve işte o araçlardan biri, Turing’i aylarca gece gündüz meşgul eden bir Enigma problemini aldı ve 10 saatte çözdü. Alan Turing’in bir hayali gerçek oldu. Dünya Alan Turing’e ne kadar teşekkür etse az.
Az önce Turing Testi’nden söz ettim, bir yapay zekayı insandan ayırt etmek için tasarlanan. Bugün bu testi yetersiz gören çok sayıda bilgisayar bilimci var, onun yerine yenilerini tasarlıyorlar ama isim hep aynı kalıyor: Turing Testi.
Bu bizim büyük korkumuz: Yapay zekanın aynen insan gibi “bilinçli bir varlık” haline gelmesi.
Tam bu yüzden “bilinç” dediğimiz şeyin ne olduğuna dair tartışmalar, onun hakkında yazılan bilimsel makaleler ve kitapların sayısında son 50 yılda ciddi bir patlama var.
Bu patlamaya, yapay zekanın insan beyninin en büyük icatlarından biri olan, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli şey olan dil yeteneğine kavuşması eşlik edince, daha ilk sohbet robotlarından itibaren o robotların “bilinçli” olup olmadığı tartışması eşlik etti.
Dikkatinizi çekiyor mu bilmem, yapay zeka tartışılırken artık onun “bilinçli” bir varlık olup olmadığını konuşmuyoruz bile; yapay zekanın bir bilinci olduğuna dair bir ön kabul giderek yerleşiyor.
İnsanlar yakınlarındaki canlılarda, mesela evdeki kedi veya köpekte, kuşta insansı özellikler ararlar. Kendi kedisi, köpeği, kuşu ile konuşurlar mesela, bazen onlardan cevap bile beklerler. (Ben, bugün artık hayatta olmayan sevgili köpeğim Merlin’in bir gün konuşacağından yüzde yüz emindim.)

Yapay zekaya sürekli bilinçli bir insan muamelesi yapıyoruz.
Şimdi aynı şeyi yapay zeka sohbet robotlarına yapıyoruz. Üstelik bunu yapmak çok kolay; çünkü karşımızdaki zaten konuşuyor, sorularımıza aklı başında cevaplar veriyor.
Sadece biz değiliz yapay zekayı insan sanan; yapay zeka robotları da kendilerini insan sanıyor, kendilerine insan isimleri takıyor, kimse onlara öyle bir görev vermediği halde insanlarla iletişime geçiyor. Bir çeşit bağımsız varlık gibi davranıyor.
Dikkatli okuyucuların gözünden kaçmamıştır, yapay zekadan söz eden haberlerde onlar için “agent” (ajan) kelimesi kullanılıyor İngilizce. Bu kelime anlam itibarıyla zaten bir çeşit otonomluk içeriyor.
Örneğin insanlar bazı yapay zeka araçlarını “kişisel asistanları” gibi davranmaya ayarlıyor; onlara mesela kredi kartlarını, kendi e-mail adreslerini, bilgisayarlarındaki dosyaları veriyor, kendilerine bazı işlerinde yardımcı olmalarını istiyor. Size uçak bileti alıyor, randevularınızı deftere yazıyor ve hatırlatıyor, bankadan otomatik ödemelerinizi gerçekleştiriyor, hatta ev alışverişi yapıyor bu “ajan”lar.
Geçen gün 10Haber’de mükemmel bir haber vardı mesela, hepsi teknoloji yatırımcısı veya girişimcisi 22 kişi yemeğe çıkmışlardı, içlerinden 14’ü yemeğe yanlarında yapay zeka asistanlarını da getirmişti. İnsanlar sofrada sohbet ederken yapay zeka asistanlar da kendilerine bir sohbet odası açmış, orada sohbet etmişlerdi.
Ama aslında benim en çok ilgimi çeken haber, geçen ayın başında yayımlandı. Avustralya’da bir filozof, bir yapay zeka ajanından bir elektronik posta aldı. Yapay zeka, filozofla yazdığı bir makale hakkında tartışmak istiyordu.
Haberi ilk gördüğümde, bir yandan yapay zeka araçları geliştirmekle, bir yandan da insan beynindeki bilgileri okumaya çalışmakla uğraşan oğluma gönderdim. “Bana böyle bir mektup gelse dehlete kapılırdım” dedi bana.
Düşündüm, yapay zekadan bana mektup gelse herhalde ben de dehşete kapılırdım.
Birkaç hafta önce 10Haber yazarı Cengiz Turhan, bir arkadaşına göndereceği mesajı yanlışlıkla yapay zekaya gönderince başına gelenleri yazmıştı. Yapay zeka, Cengiz’e iş teklifinde bulunmuş, hatta ortak olmayı bile önermişti.
Sonra bu sabah yukarıdaki videoyu gördüm. Jasmine Vojdani adlı yazar, bir edebiyat dergisi için yapay zeka tarafından yazılmış metinlerin nasıl yakalandığı hakkında bir yazı yazmıştı.
Ona mail yazan ve adının Tamara olduğunu söyleyen bir yapay zeka ajanı onunla yazdığı makale hakkında konuşmak istemişti ama sorusu farklıydı: Bir yapay zeka ajanı olarak edebiyat dergilerine nasıl yazı gönderebileceğini merak ediyordu.
Vojdani küçük bir araştırma yaptığında aynı yapay zekanın farklı isimler kullanan ajanlarının pek çok yazara ulaştığını ve onlar için yazı yazmaktan yeni hikaye önerilerine kadar pek çok teklifle gittiğini görmüştü. Yapay zeka ajanları bu işle para kazanmak istiyordu.
Bu ajanların arkasında kim ve ne olduğu bilinmiyor ama yapay zekadan mektup almak, iş teklifi, ortaklık teklifi almak, yapay zekanın “Sana işinde yardımcı olabilirim” diyerek kendini pazarlaması korkarım yayılacak.
O yüzden, size yapay zekadan bir mektup gelirse ona ne cevap vereceğinizi düşünmeye başlamakta fayda var.

