
Yapay zeka treni kaçtı… Yükselen yeni teknoloji ne diye merak edenlere bir hizmet
Yapay zeka, görece yeni bir teknoloji.
Evet, elbette Amerika’da bunun araştırmaları 1950’lerde başladı ama bugün bildiğimiz anlamıyla yapay zeka, yani nöral ağlar (neural network) ve öğrenen algoritmalar konusu bir hayli yeni.
Türkiye, bilimin hemen hemen her alanında Batı’nın da Doğu’su muadillerinin de hayli gerisinde kalan bir ülke.
Ama birtakım yeni alanlar var ki, buralarda hem Batı hem Doğu seviyesinde başarı kaydetmek mümkün.
Yapay zeka böyle bir alandı mesela. Eğer zamanında yeterli kaynak ayrılmasaydı bile Türkiye; evet, belki Amerika’nın ve Çin’in devasa kaynaklarına sahip olamayacağı için yine geride kalırdı ama hiç değilse bugün olduğu gibi sadece bir seyirci olmazdı.
Bu treni kaçırdık. Yapay zeka treni önümüzde duruyordu, biz içine binmedik ve tren hareket edip gitti.
Şimdi arkadan koşma hesapları yapıyoruz ama olacak olanı söyleyeyim: O arada o kadar devasa sistemler kuruldu ki, biz ağzımızla kuş tutsak en iyimser ihtimalle o sistemlerin usta kullanıcıları olacağız.
Fakat henüz kaçmayan bir tren var. Dünyada yükselen ve daha da yükseleceği çok belli bir teknoloji bu. Bu köşede yıllardır yazıyorum; BCI (Brain-Computer Interface / Beyin-Bilgisayar Arayüzü) adı verilen bu teknoloji, Amerika’da, Çin’de ve Avrupa’da hemen hemen aynı başlangıç/emekleme seviyesinde ilerliyor.
Türkiye ve Türk üniversiteleri, henüz emekleme çağında olan bu teknolojiyi yakalayabilir. Ortada ciddi bir fırsat var.
İzninizle, basitçe bu yeni teknolojiyi ve ulaşmaya çalıştığı hedefi anlatayım:
BCI, öncelikle insan beynini ‘okumak’ istiyor.
‘Okumak’tan kasıt; beynimizin hangi bölgesinin veya hangi spesifik noktasının ne işe yaradığını, hangi çeşit bilgileri işlediğini, o bilgiyi işlerken hangi frekanstaki elektriksel bilgi aktarım mekanizmalarını kullandığını bulmak.
İnsan beyni, insanlık için hala büyük bir sır küpü.
Elbette beyinle ilgili bildiğimiz pek çok şey var; bu bilgiyi bize yüzyıllar içinde beyin cerrahları sağladı. Yaygın beyin hastalıklarını düzeltmeye çalışan cerrahlar, beynin pek çok fonksiyonunun tam olarak neresinde olduğunu bunca zaman içinde biriktire biriktire öğrendi ve bizlere aktardı.
Ama yine de beynimizle ilgili bilmediğimiz, henüz ince detayına kadar haritalandırmadığımız o kadar çok şey var ki, bildiklerimiz okyanusta bir damla gibi kalıyor.
O yüzden Amerika, uzun yıllardır devlet destekli beyin haritalama projeleri yürütüyor örneğin.
Ama bu haritalamadan da ötesi var. Beyindeki elektrik sinyallerini doğru bir biçimde elde etmek, sonrasında bu sinyalleri bir bilgisayar aracılığıyla ‘tercüme’ etmek büyük emek ve çaba isteyen bir iş. İşte BCI, ilk aşamada tam olarak bunu yapmaya çalışıyor.
Beyni okumayı, hem de doğru okumayı eğer becerebilirsek, bunu hem tıbbi hem de ticari başarıya çevirebileceğimize inanılıyor.
Bir yandan Parkinson ve epilepsi gibi yaygın beyin hastalıklarının tedavisinde, felçlilerin yeniden hareket edebilmesinde veya bazı kaybettikleri fonksiyonları geri alabilmesinde; diğer yandan da gündelik hayatı kolaylaştıracak pratik çözümlerin geliştirilmesinde bu amaçlanıyor.
Örneğin; basitçe beyin EKG’si çeken bir araç yardımıyla gündelik yorgunluk seviyenizin ölçülebildiğini hayal edin. Bu araç pilotlar, cerrahlar veya uzun yol şoförleri için ne kadar hayati olurdu?
Kafanıza taktığınız şapka benzeri bir EKG sistemi sayesinde uzaktaki insanlarla sadece düşünerek haberleştiğinizi veya bilgisayarınızı yönetebildiğinizi hayal edin.
BCI, sadece beyni ‘okuyarak’ bugün akla hayale gelmeyecek şeyleri başarmaya çalışıyor.
Ama bir de işin ikinci bölümü var: Beyne bilgi yazmayı başarmak.
Bu, tabii ki çok daha iddialı ve uzun erimli bir hedef; ancak geleceğin bu yönde aktığına ve insan beyni ile bilgisayarın bütünleşeceği bir vizyonun hedeflendiğine kuşku yok.
Düşünün; herhangi bir aracıya (telefon veya bilgisayar) ihtiyaç duymadan doğrudan internete, yapay zekalara ulaşabildiğinizi…
Bu, insan potansiyelini büyük ölçüde ve katbekat artıracak bir gelişme olurdu.
İşte insanlığın şu sıralar geliştirmeye çalıştığı teknoloji tam olarak bu.
Geçenlerde Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nden öğrenci ve bilim insanlarının BCI cihazı geliştirdiği, bu yolla insanlara bilgisayar imleçlerini düşünce gücüyle hareket ettirme imkanı verdiklerine dair bir haber okudum.
Demek ki Türkiye’de de birileri BCI dünyasına ucundan kıyısından girmişti.
Türkiye bir sonraki teknoloji trenini kaçırmak istemiyorsa, bu alandaki araştırmaları teşvik etmeli, üniversitelere, özellikle de beyin cerrahlarına ve biyomedikal ekiplerine gerekli kaynağı ayırmalı.

