
NATO bu badireyi de atlattı, peki Türkiye ne kazandı?
Ankara’da yapılan iki günlük NATO zirvesinin bu ittifak açısından yegane büyük kazanımı, NATO’nun dağılmamış olması.
Donald Trump’ın olduğu bir dünyada yaşamak bir yanıyla çok zor, bir yanıyla (eğer biraz mesafeli bakabiliyorsanız) çok eğlenceli.
Trump’ın tutarlı olmak, sözünün eri olmak, sözünün ağırlığı olmasını sağlamak gibi kaygıları yok. O yüzden Çarşamba sabahı güne NATO’ya ve Avrupalı müttefiklere hakaretler yağdırarak başladı.
En çok İspanya’ya kızıyordu ama İngiltere, Almanya, Fransa, Danimarka herkes ağzının payını aldı.
Derken akşam oldu, Trump sabah hakaret ettiği Avrupalı müttefikleri için “Hepsini çok seviyorum” dedi, Ankara’dan ayrıldı.
Ülkesini NATO’dan çıkartacak, NATO’daki varlığını azaltacak, Avrupa’daki bütün askerlerini çekecekti, bunlar şimdilik olmadı. NATO rahat bir nefes aldı.
Peki iki günlük zirveden Türkiye ne kazandı?
Evet, konukların hemen hepsinden, hatta mehteran bölüğünün çaldığı “Ceddin deden, neslin baban” marşıyla ve yeniçerilerle karşıladığımız Miçotakis’ten bile “Ne kadar iyi ağırlandık, yemekler ne güzeldi, Türkiye çok misafirperver ülke” övgüleri aldık. Macron Ankara’nın yokuşlu Seğmenler Parkında sabah koşusunu yaptı. İngiltere ve Norveç Başbakanları üstlerine milli takım formalarını giyip dostluk fotoğrafı paylaştı. Minicik İzlanda’nın başbakanı neredeyse kendi ülkesi büyüklüğündeki Beştepe’deki Külliye’den çok etkilendi.
Ama bunlar zirve magazini.
Esas içeriğe baktığınızda NATO zirvesinden Türkiye’nin elde ettiği en somut kazanım, NATO’nun 75 milyar dolarlık bazı ortak savunma projelerinde Türk şirketlerin rol alacak olması.
Bu az değil ama aslan payı da değil.
CAATSA yaptırımları kalkmadı, F-35’ler gelmedi, Kaan uçağının 80 motoru meselesi çözülemedi.
Bu üç konu için Amerika ile konuşmaya devam edeceğimiz anlaşılıyor.
Arada haberler uçuruldu, “S-400’ler üçüncü bir ülkeye gönderiliyor” diye. Kimmiş bu üçüncü ülke? Birleşik Arap Emirlikleri.
Bu palavraları sıkanlar, Amerikan yapımı F-35 uçaklarının en çok uçtuğu bölgenin Basra Körfezi olduğunun ve S-400 radarlarının bu uçaklarla ilgili bilgi toplama kapasitesinin farkında değiller anlaşılan.
Türkiye’ye, “S-400 radarı varken F-35 vermem” diyen Pentagon orada dururken BAE’nin bu füze sistemini alması kadar saçma bir şey olabilir mi? Ellerinde Patriot ve daha gelişmişi olan THAAD’lar varken üstelik…
Bana soracak olursanız Türkiye’nin CAATSA yaptırımları nedeniyle girdiği en önemli ve acil darboğaz, Kaan uçaklarına takılacak Amerikan yapımı jet motorlarıyla ilgili olan darboğaz.
Türkiye bu uçak için bir yandan kendi “yerli ve milli” motorunu yapmaya çalışıyor ama bu motor en erken 2032’de uçaklara takılmaya başlayabilir.
Oysa o zamana kadar Türk Hava Kuvvetleri’nin savaş uçağı ihtiyacının daha doğrusu açığının kapanması gerekli.
Bu açığı bir yandan İngiltere’nin Katar’a sattığı EuroFighter uçaklarıyla, bir yandan ABD’den alınacak yeni F-16’lar ve mevcutların modernizasyonuyla kapatmayı düşündük. Tabii bir de 40 adet Kaan devreye girecekti.
O 40 Kaan için gereken 80 motoru hala temin edebilmiş veya teminini garanti altına alabilmiş değiliz.
Bu da Ege’deki güç dengesinin bir süre daha Yunanistan lehine kalması, Türkiye’nin Yunanistan’la Ege’de bir gerilimden bir süre daha kaçınması, bu arada Yunanistan’ın da Ege’de kendince yeni genişlemeci adımlar atmaya devam etmesi demek. (Yunanistan, Ege’de pek çok adaya hava savunma füzeleri yerleştiriyor.)
O yüzden NATO zirvesi, Türkiye’nin önemli stratejik sorunlarına bir çözüm kapısı aralamış gibi görünmüyor maalesef.
DÜNYA KUPASI 2026

