
Sadece sevimsiz değil çok tehlikeli bir dezenformasyon savaşı
Pazartesi sabahı, dün bu köşede çıkan yazı için ders çalışırken bir arkadaş grubuna düşen bir mesaj ilgimi çekti.
Substack’ta benim de takipçisi olduğum bir enerji uzmanının, Shanaka Anslem Perera’nın bir paylaşımıydı mesaj.
Perera, hemen büyük sonuçlara ulaşmakta biraz fazla heyecanlı biri olsa da, İran savaşının başından beri özellikle petrol, petro kimya ve gübre endüstrileri konusunda güvenilir bilgiler ve akla yakın analizler yapan bir isim olarak dikkatimi çekiyor.
Ama dünkü paylaşımındaki analize temel teşkil eden şey, bizim için son derece şaşırtıcıydı. Perera’nın paylaşımı aynen şu cümleyle başlıyordu:
“12 Nisan’da, İslamabad’daki 21 saatlik müzakerelerin çöktüğü ve Trump’ın Hürmüz Boğazı’na deniz ablukası ilan ettiği gün, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’da bir kalabalığa şöyle seslendi: ‘Libya ve Karabağ’a girdiğimiz gibi İsrail’e de girebiliriz. Bunu yapmamak için hiçbir sebep yok.’ Şunları da ekledi: ‘Eğer Pakistan ABD ve İran arasındaki savaşta arabuluculuk yapmasaydı, İsrail’e haddini bildirirdik.’”
Bunu okuyunca kendimden şüpheye düştüm. Acaba Cumhurbaşkanı böyle bir konuşma yapmış ve ben atlamış olabilir miydim?
Hadi diyelim ben atladım, Londra’da yaşayan bir enerji analisti olan Shanaka Anslem Perera bu konuşmayı nereden duymuştu?
Biraz kurcalayınca Erdoğan’a atfedilen bu sözlerin İsrail’de Maariv ve İngiltere’de de The Telegraph gazetelerinde yer aldığını gördüm.
Bu seviyede bir dezenformasyon bana bile inanılmaz geldi. Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bir başka ülkeyi işgalle tehdit edecek, bu tehdit de dünyada sadece iki gazetede yayınlanacak…
Elbette Erdoğan’ın böyle bir konuşması yoktu. Nitekim dün gün içinde hem Maariv hem de The Telegraph bu haberleri tamamen sildi, The Telegraph’ın editörü özür de diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’e karşı sert eleştirel tutumu biliniyor. Son olarak bu ülkede çıkarılan ve Filistinlilerin idamını öngören yasayı “Nazi hukukuna” benzetti. Netanyahu’yu öteden beri “Çağımızın Hitler’i” olarak niteliyor, İsrail’in Gazze’de yaptıklarının Nazi’lerin Yahudi soykırımından farklı olmadığını söylüyor.
Erdoğan’ın bu sert söylemi İsrail’de de tepki görüyor. İşte en son Netanyahu da ilgisiz bir mesajın içine onu kattı, “Erdoğan kendi Kürtlerini katletti” dedi.
Ancak bu söz savaşı en azından şimdilik karşılıklı askeri saldırı ve işgal tehditlerine hiç ulaşmadı. Umarım ulaşmaz da.
Geçenlerde Trump’ın MAGA çevresinden olan ve liyakati değil ideolojik sadakatı nedeniyle Amerikan İç Güvenlik Bakanlığı’nda istihbarat direktörlüğüne getirildiği anlaşılan Joe Kent isimli bir kişi Amerika’nın İran’la savaşa İsrail uğruna girdiğini söyleyerek gürültülü biçimde görevinden istifa edince Türkiye dahil pek çok yerde kahraman gibi görüldü. O Joe Kent sonra bir de “Amerika NATO’dan çıkacak, böylece İsrail’le savaşında Türkiye karşıtı cepheye katılabilecek” dedi. Bu tuhaf analizin ciddiye alınır, tutulur tarafı yoktu ama Türkiye’de çok ses getirdi.
İşte şimdi bu analizin devamını getiren ve İsrail kaynaklı olduğuna en azından benim kuşkumun bulunmadığı bir dezenformasyon kampanyasıyla karşı karşıyayız.
Dezenformasyon böyle bir şey: Her zaman yarım yamalak gerçeklere dayanır ama kendisi yalandır.
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü eli kanlı vahşi savaş döneminde Türkiye’den gelen sert eleştiriler, her zaman bir dış düşman ihtiyacı duyan İsrail’de önce aşırı sağ tarafından bir Türkiye karşıtlığına dönüştürüldü. Başlangıçta Başbakan Netanyahu bu Türkiye korkusuna fazla prim vermedi ama zaman için bunun ülke iç politikasında kullanışlı bir araç olduğuna karar vermiş olmalı ki o da Türkiye’nin “Osmanlı’yı canlandırma hevesleri”nden ve günün birinde İsrail ile Türkiye’nin askeri olarak karşı karşıya gelme ihtimalinde söz eder oldu.
Nasıl Yunanistan iç politikasında Türkiye korkusu kullanışlı bir oy kazanma aracıysa aynı şey şimdi İsrail’de oluyor sanki. İsrail iç politikasının, önce Irak ve Suriye’nin, sonra İran’ın bertaraf edilmesinden sonra yeni bir bölgesel düşmana ihtiyacı vardı, o boşluğu Türkiye doldursun isteniyor.
Nitekim dün sabah Anadolu Ajansı’nın konuğu olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da “İran’dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz. (Netanyahu’nun) Türkiye’yi yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz” demiş.
Bu zaten ayan beyan ortada.
Biz kendi yakın tarihimizde böyle dezenformasyon kampanyalarının sonuçlarını yaşamış bir ülkeyiz.
Amerika 60’ların sonu 70’lerin başında, ülkelerinde yaşanan eroin krizinde Türkiye’yi böyle bir dezenformasyonla hedef haline getirdi. Oysa herkes biliyordu: Türkiye’de yetişen Afyon’un tamamı eroine dönüşse bile Amerika’da tüketilen miktarın beşte biri etmiyordu. Kaldı ki Türkiye’de afyon hep tıbbi amaçlarla yetiştiriliyor ve kayıt içinde ilaç firmalarına satılıyordu. Kaçak ekim ve kaçakçılık daha çok İran ve Afganistan kaynaklıydı ama Amerika suçlunun Türkiye olduğuna inandı, bu yüzden Kongre Türkiye’ye silah ambargosu uyguladı. (Kıbrıs savaşı bu ambargoyu hızlandırdı.)
Hepimiz biliyoruz ki İsrail’in propaganda makinesi 2008-09 yıllarından beri Türkiye karşıtlığına yatırım yapıyor. Bu uğurda maaşa bağlanmış Amerikalı analistler, yazarlar ve düşünce kuruluşları var.
Bu Türkiye karşıtı propaganda Tayyip Erdoğan yönetiminin IŞİD’i desteklediğini de söyledi zaman içinde, başka şeyler de. İsrail’le ilişkilerin ‘One Minute’ krizi sonrası sıkıntıya girmesinden itibaren Amerikan Kongre’sinden Türkiye ile ilgili tek bir olumlu karar bile çıkmadı.
MİT Başkanlığı sırasında Hakan Fidan’ın nasıl “İran ajanı” olarak gösterilmek istendiğini, Türkiye’de FETÖ’nün bu uğurda çalıştığını ve Selam-Tevhid soruşturmaları açtığını vs hepimiz hatırlıyoruz.
Tayyip Erdoğan ve hükümetini beğenmemek, onun İsrail’le ilgili tutumunu eleştirmek elbette mümkün, nitekim bu yapılıyor. Ama bu eleştirilerin onlara “Vatan haini” ve “İran yanlısı” demeye uzanması tamamen başka bir şey.
Şimdi tabii artık “İran yanlısı” denmiyor, çünkü yana olacak bir İran kalmadı. Özellikle Suriye’deki rejim değişikliğinden itibaren Tayyip Erdoğan “Eski Osmanlı hevesleri içinde olan” ve “Ortadoğu’nun İsrail karşıtı yeni mızrak ucu” olarak niteleniyor.
Nasıl Yunanistan, “Türkiye bizi işgal edecek” diye 50 yıldır korkudan korkuya savrulduğu halde bir Türk-Yunan savaşı çıkmadıysa, bana göre bir Türk-İsrail savaşı da çıkmaz.
Ama Türkiye-İsrail ilişkisi Yunanistan ilişkisinden hayli farklı. Şunu unutmayın, Türkiye ile İsrail arasında savaş çıkmasını Türkiye içinde destekleyen önemli bir grup insan var. Oysa Yunanistan ile savaşın Türkiye içindeki bütün Yunanistan karşıtı endoktrinasyona rağmen bir desteği yoktu.
Çünkü biz Yunanistan’ı ve Yunanlıları hep küçümsedik, ciddiye almadık. Oysa İsrail için tam tersi bir durum söz konusu: Onları olduklarından daha “güçlü” görüyor, kendimizi aşağı sanıyor ve bu yüzden sinirleniyoruz. Yunanistan nefreti yapaydı, oysa İsrail’e karşı hayranlıkla karışık kızgınlık sahici.
O yüzden dün son örneği sergilenen bu dezenformasyon kampanyası sadece sevimsiz bir kampanya değil, aynı zamanda maalesef çok da tehlikeli bir kampanya.
Neyse ki Türkiye’yi yönetenler en azından şimdilik serinkanlı ve oynanmak istenen oyunu görüyor gibi duruyorlar.
Ama bir savaş, hatta savaşın ihtimali nasıl İsrail iç politikasında Netanyahu’nun işine gelen bir seçenekse, günün birinde Türkiye’de birileri de İsrail ile savaşı veya savaş ihtimalini iç politikada geçerli bir seçenek olarak düşünmeye başlayabilir.
Aman dikkat!

