
Amerika adına müzakere masasında neden JD Vance oturuyor?
Amerikan Başkan Yardımcısı JD Vance’in ülkesinin dünyaya polislik yapmasına, bunu da askeri müdahaleler yoluyla gerçekleştirmesine karşı olduğu bir sır değil.
Vance, zamanında Suveyş Kanalından geçişi engelleyen İran yanlısı Husi’lere karşı Amerika’nın uzaktan askeri müdahalesi söz konusu olduğunda bile, “Bize ne Suveyş kanalından? Oradaki ticaretten etkilenenler Avrupalılar, gitsinler kendi işlerini kendileri görsünler” demiş bir kişi.
28 Şubatta ülkesinin İsrail’le bir olup İran’a saldırmasına da karşıydı.
Ama Başkan Trump savaşı başlattığında onu destekledi. Başkan Trump birkaç kez Vance ile İran savaşı konusunda fikir uyuşmazlıkları bulunduğunu özel olarak duyurdu.
Şimdi o Vance, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da İran heyetiyle barış müzakere edecek Amerikan heyetine başkanlık ediyor. Heyet, Steve Witkoff ve Jared Kushner’den oluşuyor.
Müzakerelerin yüz yüze mi, yoksa dolaylı mı olacağını bilmiyoruz ama bildiğimiz iki gün sürecek olması.
Bildiğimiz bir başka şey şu: İki tarafın müzakere pozisyonları birbirine çok ama çok uzak.
Amerika, savaş öncesinde İran’dan nükleer programından vazgeçmesini, balistik füze programını iptal etmesini ve başta Lübnan’daki Hizbullah, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki Haşdi Şabi olmak üzere çevredeki silahlı gruplara desteği kesmesini istiyordu.
Savaş sırasında ortaya yeni bir gerçek daha çıktı: Şimdi Amerika bu üç temel isteğine bir de Hürmüz Boğazı’nın yeniden serbest gemi trafiğine açılmasını, boğazda uluslararası sulara döşendiği düşünülen İran mayınlarının temizlenmesini ve İran’ın kıyıdan geçiş yapacak gemilere saldırmamasını eklemek zorunda kaldı.
Buna karşılık İran’ın savaş öncesi müzakere pozisyonu da değişti.
İran, son olarak savaştan iki gün önce Cenevre’de Amerika’ya elindeki 450 kilo olduğu düşünülen ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun bir bölümünü üçüncü bir ülkeye (Rusya herhalde) göndermeyi, kalan bölümünü ise yüzde 20’ye kadar yeniden seyretmeyi kabul etmişti. Balistik füze programından vazgeçmiyordu, silahlı gruplara yardımı kesmeyi de vaat etmiyordu.
Şimdi ise İran Hürmüz Boğazı’nın kontrolunu sonsuza kadar elinde tutmayı, boğazdan geçecek gemilerden ücret almayı, Amerikan güçlerinin Ortadoğu’dan tamamen çekilmesini, savaş tazminatlarını ve Amerika’nın uyguladığı bazı yaptırımların kaldırılmasını istiyor.
Müzakere masasının en zorlu maddesi Hürmüz olacak gibi duruyor. Eğer Amerika bu boğazın İran kontrolunda olacağını kabul edecek olursa, aslında 40 günlük savaşı kazanan taraf olmadığını, hatta kaybeden taraf olduğunu da kabul etmiş olacak.
Ama öte yandan, tarafları bu masaya oturmaya zorlayan şartlar da var.
İran, 40 günlük savaşta hem askeri kapasitesinin hem de sivil ekonomisinin ciddi zarar gördüğünü gördü. Amerika’nın ilave tehditleri (bütün köprüleri ve enerji santrallarını yok etmek) onların durup düşünmesine neden oldu.
Amerika ise Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasının dünya ekonomisine yarattığı tehdidi ve zararı bir noktada kesmek zorunda hissetti kendini. Nitekim bütün Amerikan tehditleri de, bu ateşkes masasının oluşması da temelde Hürmüz’ün yeniden açılması içindi. Ve Hürmüz açılmış değil. Belli ki İran bunu pazarlık masasında elindeki koz olarak tutmaya devam etmek istiyor.
Burada JD Vance’in pozisyonu çok zorlu ve çarpıcı. İki seçeneği var gibi duruyor: Ya ateşkesi sürdürmek ve Hürmüz Boğazı’nın açılması için İran’a önemli tavizler vermek ya da müzakereleri fiilen keserek, Amerikan kamuoyunda popüler olmayan bir savaşa dönüşü şahsen desteklemek…
Her iki seçenek de, 2028’de Başkan Adayı olmak isteyen JD Vance’in siyasi kariyerini ve ülkesinin dünyada bundan sonra sahip olacağı pozisyonu belirleyecek.
Hürmüz Boğazı’nda kontrolun İran’a bırakılması, bugün 250 yaşında olan Amerika’nın neredeyse kurulduğu günden beri savunduğu denizlerde serbest ticaret ilkesinin fiilen delinmesi anlamına gelecek. Dolayısıyla yarın Çin’in mesela Güney Çin Denizi’nde trafiği sınırlamasının, sadece belirli ülke gemilerine izin vermesinin yolu açılacak.
Ama tersi, yani Amerika’nın masadan kalkıp yeniden savaşa başlaması, sadece Amerikan ekonomisi için değil bütün dünya için ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon anlamına gelecek. Vance seçim kazanma şansını tamamen kaybedecek.
Şöyle diyebilirsiniz: JD Vance’in 2028’de başkanlık seçimini kazanması zaten çantada keklik değildi. Evet değildi, hatta Demokratlar’ın çıkaracağı adaya bağlı olarak kaybetme ihtimali daha yüksek gözüküyordu.
Ama bugün ve yarın Vance’in, elbette Başkan Trump’ın da onayına bağlı olarak, masada alacağı kararlar “Güçlü, dünyaya dediğini yaptıran Amerika” imajının sona ermesi anlamına gelebilir.
Veya tam tersine, Vance’in tam da en fazla itiraz ettiği şey olan “Amerika’nın sonsuz savaşları”ndan bir yenisini başlatmasına neden olabilir.
İran’ın bugün masaya oturan yöneticilerinin ülkeleri adına neyi ne kadar göze aldıklarını bilmiyoruz. Kendi halklarının ekonomik zorlukların yanısıra daha ne kadar bombalar altında yaşamasına razı olacaklar, onlar da buna karar verecek.
Nasıl Amerika’da savaş nedeniyle bir bölünme varsa benzer bir bölünme İran’da da var. Rejim içinde zayıf bir figür olan Cumhurbaşkanı mesut Pezeşkiyan’ın içerideki sertlik yanlılarına rağmen bu ateşkesi istediği ve zorladığı biliniyor. Bilinmeyen, geçmişte daha düşük bir figürken İsrail’in suikastleri bütün lider kadroyu öldürünce hep birlikte adını öğrendiğimiz Meclis Başkanı Galibaf’ın ne kadar pragmatik olduğu…
İranlı müzakereciler de sonunda masada kabul ettiklerini İran içindeki sertlik yanlılarına ve ne ölçüde kararların içinde olduğu bilinmeyen Mücteba Hamaney’e kabul ettirmek zorundalar.

