17-04-2026
İsmet Berkan

YouTube ve pandemi nesli: Kuşak farkının ötesi

YouTube ve pandemi nesli: Kuşak farkının ötesi

Aklım sadece Kahramanmaraş’ta yaşanan okul katliamında, bu katliamı yapan İsa Aras Mersinli’de ve anne babasında. Başka hiçbir şey düşünemiyorum.

Benim görebildiğim kadarıyla, çocukları kaç yaşında olursa olsun anne baba olan neredeyse herkes bu olayın etkisinde. Herkesin aklında aynı soru: Ya benim çocuğumun başına gelseydi?

İsa Aras’ın öldürdüğü dokuz çocuğun anne babası olmak hayal edilemez bir şey. 10-11 yaşındaki yavrularınız, hiçbir biçimde izah edemediğiniz bir sebeple elinizden alınıveriyor. Korkunç bir durum.

Yadırgayanlar olabilir ama o çocukların katili olan bir başka çocuğun, 14 yaşındaki İsa Aras’ın anne babası olmak da korkunç bir durum. Onların içinde bulunduğu hali de hayal bile edemiyorum.

“Ya benim başıma gelseydi” derken her iki durumu da kastediyorum ve kabustan kabusa sürükleniyorum.

***

Bizim biri 23 diğeri 16 yaşında iki çocuğumuz var.

İkisi de kalburüstü bir okula gitti, küçük çocuğumuz halen o okula devam ediyor zaten.

Ama şunu söyleyebilirim: İki çocuğumuz da İngilizce dilini esasen YouTube’dan öğrendi. Okulları elbette onlara o dili kurallı yazmayı ve konuşmayı öğretti ama iki çocuğumuz da aksanlarını ve kelime hazinelerinin önemli bölümünü YouTube’a borçlu.

Benim kuşağımın, hatta benden çok daha genç kuşakların İngilizce veya herhangi bir yabancı dili öğrenme macerasına hiç ama hiç benzemiyor bugün 20’li yaşlara kadar olan kuşağın İngilizce öğrenmesi. Onlar YouTube kuşağı.

İsa Aras da İngilizceyi YouTube başta olmak üzere internet kaynaklarından öğrenmiş bir çocuk, okuduğu devlet okullarında değil.

***

Ben kendi çocuklarımla aramda, diyelim benimle anne babam arasındaki gibi bir kuşak farkı olmadığını, farkın aslında çağ farkı olduğunu tam olarak pandemi sırasında fark ettim.

Kızımız pandemi sırasında 10-11 yaşındaydı. Bir akşam odasından gelen çığlıkla karışık sesleri duyunca içeri kafamı uzattım.

Kızım bilgisayarda Roblox oynuyordu, yanında telefonu açıktı ve telefonda bir sosyal medya uygulaması sayesinde aynı anda 10’dan fazla kişiyle sesli konferans halindeydi. Oyunu bütün çocuklar bir arada oynuyordu. Roblox’ta aynı mahallede dolaşıyor, çeşitli görevleri yerine getirmeye çalışıyor ve eş zamanlı olarak telefonda çığlık çığlığa birbirleriyle konuşuyorlardı.

Konuşmaların dili İngilizceydi. Çünkü kızımın oyun arkadaşları arasında Koreli, Norveçli, Kanadalı, İngiliz başkaları da vardı. Onlarla oyun aracılığıyla tanışmıştı. Onlar seslerine göre çocuk gibi duruyorlardı, pandemi küresel bir fenomen olduğu için dünyanın dört bir yanında çocuklar bilgisayarlarının başındaydı işte.

Bu duruma tanıklık ettiğimde kendimi düşündüm. Onun yaşında ben de İngilizce öğrenmeye çalışıyordum ama İngilizce konuşacak kimsem yoktu, zaten kelime hazinem onun kadar geniş de değildi. En fazla Kenya’da bir mektup arkadaşım vardı, birkaç ay onunla yazıştım, sonra ikimiz de sıkıldık sanırım.

Mesele yabancı dil bilmek/öğrenmek değil. Mesele, kendi kültürünün dışında bir yabancı kültürün bu denli parçası olmak. YouTube kuşağı işte o kuşak. Sadece ülkemize özgü bir durum değil bu, küresel bir fenomen. Salgın sırasında eve kapanmak o çocukları iyice YouTube ve online oyunlar çağı çocukları yaptı.

Dolayısıyla biz anne babalarla çocuklarımız arasındaki basitçe bir kuşak farkı olmaktan çıktı, aramızda çağlarca fark var artık.

İsa Aras ile anne babasını düşünüyorum. Onlar bana göre çok daha genç ama durumumuz benziyor: 14 yaşındaki çocuklarıyla aynı çağda yaşamıyorlar. Eminim onu çok seviyorlardı, eminim çocukları için en iyisini yapmaya çalışıyorlardı ama onunla iletişim kuramıyorlardı, onunla aynı dili konuşmuyorlardı.

Herkes İsa Aras’ın babasına onu alıp poligona silahla atış yapmaya götürdü diye kızıyor ama ben babasını anlıyorum. Bu, büyük olasılıkla o babanın oğluyla iletişim kurma denemesiydi. Ben de oğlumla birlikte futbol maçına ve başka pek çok şeye giderdim, ortak bir hayatımız olsun ev dışında da diye. Kızımla arkadaşlık etmeye çalışıyorum, baba-kız hiyerarşisi dışında bir hayatımız da olabilsin diye.

Bugün 10Haber’de haberi var, İsa Aras aslında anne babasına da, okuldaki öğretmenlerine de, hatta okuldaki diğer velilere de belirgin işaretler vermişti; kimse eline tabancaları alıp katliama gitmesini beklemiyordu elbette ama sorunlu bir çocuk olduğunu bilmeyen yoktu.

Zorluk, cevabı öyle siyah-beyaz olmayan şey tam da burada başlıyor:

Sadece İsa Aras’ınkiler için değil bütün anne babalar için çocuğunun sorunlu olduğunu kabul etmek hiç kolay bir şey değil. Hele çocuğu alıp psikoloğa götürmek anne babanın anne baba olarak yetersizliğini kabul etmesi anlamına geldiği için daha da zor bir karar. Ama Mersinli ailesi bunu yapmış, çocuklarını psikoloğa götürmüş, hatta psikoloğun onlara psikiyatrik tedavi önerdiğini de söylüyorlar.

Ama psikoloğa gitmek tek başına bir çözüm değil. Esas çözüm ev içinde bulunabilir. Unutmayın, Mersinli ailesinde anne de baba da çalışıyor; hayatın bir sürü zorluğuna göğüs germeye uğraşıyor.

Perşembe günü Ali Atıf Bir’in yazdığı gibi “Araba devrildikten sonra teşhis koymak kolay.”

Siz İsa Aras’ın anne babası olsanız çocuğunuzun katliam yapmasını önleyebilir miydiniz?

Günlerdir bu soruyu soruyorum kendime.

Yetmez mi bu ‘mutlak butlan’ abuklukları

Yetmez mi bu ‘mutlak butlan’ abuklukları

Ne kadar farkındasınız veya ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum; Türkiye’nin damardan CHP’li kesimleri yeniden günlerdir bir “mutlak butlan” lafazanlığı içinde.

Bunun sebebi, geçen gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya üzerinden CHP ve liderliğiyle ilgili bir paylaşımı.

Erdoğan siyasi bir şey söyleyecekse söylüyor zaten ama sosyal medyadan öteki partilere çattığına pek tanık değiliz. O yüzden CHP mesajının sosyal medyadan gelmesi dikkat çekti, herkes bunun altında bir maksat aradı.

Mesela Fatih Altaylı neredeyse anında yazdığı yazısında bu açıklamanın CHP ile ilgili mahkemeden mutlak butlan kararının çıkmasının kesinleşmesi anlamına geldiğini yazdı, o kadar iddialıydı ki “Butlanınız hayırlı olsun” dedi yazısının başlığına.

Esasında eğer hukuka bakıyorsak CHP ile ilgili zaten böyle bir davanın hiç olmaması gerekiyordu; çünkü mahkemenin böyle bir yetkisi yok.

Buna rağmen dava Asliye Hukuk mahkemesinde görüldü ve mahkeme CHP lehine karar verdi. Dosya şu an istinafta.

Ama aslında hukuktan konuşmuyoruz. Konuştuğumuz şey, mesela Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir talimat vererek bu davanın istinafta bozulmasını ve partinin kongresi için “mutlak butlan” kararı aldırtması.

Orada da bir karmaşa var: Çünkü CHP bu davaya konu olan kurultayından sonra iki kurultay daha yaptı. Hadi birini saymayalım, o olağanüstü kurultaydı, ama ikinci kurultay olağan kurultay olarak yapıldı, yani parti bütün il örgütlerinde kongrelerini yaptı, yeni delegeler belirlendi ve o delegeler geldi parti üst yönetimini yeniden seçti. Dolayısıyla mahkemeden bir mutlak butlan kararı çıksa bile o karar bugünkü CHP yönetimiyle ilgili değil, geçmiş yönetimle ilgili.

İlla benzeteceksek iki yıl önce ölmüş birini bir suçtan mahkum etmek gibi. Bir etkisi ve sonucu olmayacak bir karar.

Ne var ki, yeniden hatırlatayım, biz hukuktan söz etmiyoruz; siyasi talimattan söz ediyoruz. Siyasi talimatın sanki hukuki bir kararmış gibi etki etmesinden söz ediyoruz.

Eğer öyleyse, zaten ört ki ölem.

Cumhurbaşkanı arzuladı diye hukuk tamamen ortadan kalkıyor, söyledikleri de kanun gibi uygulanıyorsa bütün bu dedikodulara, bu telaşa, bunca lafazanlığa ihtiyaç yok.

Kemal Kılıçdaroğlu’na, Gürsel Tekin’e vs de ihtiyaç yok.

Hatta seçime bile ihtiyaç yok.

Soru şu: Bunu içe  sindiriyor, böyle lafazanlıkları reel siyaset kabul ed.ip ona göre konuşmayı, akıl yürütmeyi, tahminde bulunmayı normal kabul ediyor muyuz?