Herkesin Hikâyesi Farklı, Duygusu Aynı
Herkesin ailesi başka, çocukluğu başka, evliliği başka…
Ama neredeyse herkesin bir gün kalbinde aynı soru beliriyor:
“Merkezde kim olmalı, dengeyi nasıl kurmalıyım?”
Anne kırılmasın…
Baba üzülmesin…
Kardeşler dışlanmasın…
Çocuklar ihmal edilmesin…
Ama eş de yalnız kalmasın, ikinci planda olduğunu hissetmesin…
Hikâyeler farklıdır; ama içte yaşanan çatışma aynıdır.
Çocukken merkez ailedir.
Gençken kimlik orada şekillenir.
Evlilikle birlikte merkez eşe kayar.
Çocuk doğduğunda merkez bir kez daha yer değiştirir.
Bu kaymalar kopuş değildir; hayatın doğal evrimidir.
Ama her evrim, eski dengeyi sarsar.
Anne “Benden uzaklaşıyor mu?” diye düşünür.
Baba “Doğru yolda mı?” diye endişelenir.
Kardeş “Eskisi gibi değil artık” hissine kapılır.
Bu tepkiler çoğu zaman kıskançlıktan değil, yer kaybı korkusundan doğar.
Eş için soru daha sessiz ama daha derindir:
“Hayatının direksiyonunda gerçekten ben mi oturuyorum?”
Aile çok yaklaştığında eş yalnız hisseder.
Çocuklar aşırı merkeze alındığında eş görünmez olur.
Özellikle anne için çocuk, hayatın tam ortasına yerleşir.
Bazen farkında olmadan, eşiyle kurduğu bağı çocuklara kaydırır.
Eş duygusal olarak geri plana düşer, çocuk merkeze yerleşir.
Bu da yeni bir sessiz kırılganlık yaratır.
Anne-baba yaşlanır, kendi dünyalarına çekilir.
Kardeşler kendi ailelerini kurar.
Çocuklar büyür, kanatlanır, gider.
Ve bir gün ev sadeleşir.
Sesler azalır.
Kalabalık çekilir.
Geriye yine iki kişi kalır: Eşler.
Bugün ikinci plana atılan bağ, yarın tek başına kalınan bağ olur.
En büyük çatışma, merkezin yer değiştirdiğini inkâr etmekten doğar.
Aile eski merkezde kalmak ister.
Eş yeni merkez olmak ister.
Çocuk merkeze yerleşir.
Oysa hayat şunu söyler: Merkez değişir, ama sevgi kaybolmaz.
Olgunluk birini seçip diğerini kaybetmek değildir.
Olgunluk, herkesi doğru yere koyabilmektir.
Aileye: “Hayatımdasınız, köklerimsiniz.”
Eşe: “Hayatımın yönüsün, yol arkadaşımsın.”
Çocuğa: “Seni çok seviyoruz ama önce bir çiftiz.”
Bu denge kurulduğunda kimse dışlanmaz.
1. Sınır sevginin düşmanı değil, düzenidir.
Sınır yoksa sevgi dağılır.
2. Konuşulmayan duygu büyür.
Sessizlik huzur değil, biriken mesafedir.
3. Merkezin değiştiğini kabullenmek yetişkinliktir.
Bu ihanet değil, hayatın akışıdır.
Herkesin hikâyesi başka, ama hayatın matematiği aynıdır.
Günün sonunda herkes kendi yoluna gider:
Anne-baba kendi sessizliğine, kardeşler kendi ailelerine, çocuklar kendi hayatlarına…
Ve insan, yolun sonunda, hayatını paylaştığı kişiyle baş başa kalır.
Bu yüzden mesele aile mi, eş mi, çocuk mu değildir.
Mesele, bugünden yarının gerçeğine göre denge kurabilmektir.
29 Ocak 2026 - Merak Etmeyen Beyinler, Düşünmeyen Toplumlar
28 Ocak 2026 - Dünya Hızla Yer Değiştiriyor: Çin, ABD, Avrupa Birliği, Körfez ve Yeni Denge Arayışı
27 Ocak 2026 - Aile mi, Eş mi, Çocuklar mı?
26 Ocak 2026 - Barış Kurulu Toplantısına Putin ve Netanyahu Neden Katılamadı?