Dünya adeta hızlandırılmış çekimde yeniden şekilleniyor.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer bugün Pekin’de.
Finlandiya Başbakanı Çin ziyaretini henüz tamamladı.
Kanada Başbakanı Mark Carney, Donald Trump’ı açıkça rahatsız eden kapsamlı bir anlaşmayı Pekin’le imzaladı.
Hindistan, ABD ile tarihinin en büyük ticaret ve teknoloji anlaşmalarından birine imza attı. Aynı şekilde Avustralya da.
Ve Körfez ülkeleri Washington’a son derece net bir mesaj verdi: “İran’a karşı bir askerî maceranın parçası olmayacağız.”
Bu gelişmeler tek tek bakıldığında rutin diplomatik temaslar gibi görünebilir. Oysa birlikte okunduğunda çok daha derin bir dönüşüme işaret ediyor: Küresel sistem, katı bloklar düzeninden çok merkezli, çok vektörlü ve çıkar temelli yeni bir denge mimarisine doğru kayıyor.
Starmer’in Pekin ziyareti sembolik değil, yapısal. ABD–Çin rekabeti sertleşirken Avrupa başkentleri soğukkanlı bir gerçeklikle yüzleşiyor: Çin’i dışlayarak küresel ekonomi yönetilemez.
Tedarik zincirleri, yeşil dönüşüm, yapay zekâ, nadir toprak elementleri, sanayi yatırımları… Hepsinin merkezinde Çin var. NATO’nun en yeni ve güvenlik açısından en hassas üyelerinden biri olan Finlandiya’nın bile Pekin’le ilişkileri derinleştirmesi, güvenlikte Atlantik’e yaslanma ile ekonomide Asya gerçeği arasındaki gerilimi açıkça ortaya koyuyor. Avrupa savunmasını ABD ile, refahını ise Çin’le dengelemek zorunda.
Kanada’nın Çin’le yaptığı anlaşma da bu pragmatizmin ürünü. Siyasi söylemler sertleşse de ekonomi soğukkanlı davranıyor. Sermaye ve sanayi, jeopolitik sloganlardan çok pazar erişimine, arz güvenliğine ve uzun vadeli talebe bakıyor. Bugün strateji, sadece haritalarla değil bilançolarla da yazılıyor.
Hindistan’ın Washington’la yaptığı dev ticaret ve teknoloji anlaşması, Batı ile stratejik yakınlaşmanın göstergesi. Ancak bu, Çin’le kopuş anlamına gelmiyor. Yeni Delhi, ABD ile savunma ve ileri teknoloji alanlarında ortaklığını derinleştirirken, Çin’le ticari damarlarını da açık tutuyor. Taraf seçmek yerine manevra alanını genişletiyor.
En net mesaj ise Körfez’den geliyor. Suudi Arabistan, BAE, Katar ve diğerleri Trump’a açıkça şunu söylüyor: İran’a karşı bir askerî çatışmanın parçası olmayacağız.
Bu sadece savaş karşıtlığı değil; stratejik bir yeniden konumlanma. Körfez ülkeleri artık güvenliklerini tek başına Amerikan şemsiyesine bağlamak istemiyor. Çin, Rusya, Avrupa ve Türkiye ile aynı anda ilişki kuran, çok yönlü bir dış politika mimarisi inşa ediyorlar. Bugün öncelik cepheleşme değil istikrar, silah değil ticaret. Ve arka planda şu soru soruluyor: İran hedef alınırsa, yarın sıra kime gelir?
Bütün bu tablo şunu söylüyor: Dünya artık iki kutuplu değil. Güç ne yalnız Washington’da ne de yalnız Pekin’de toplanıyor. Avrupa ise şimdilik daha çok izleyici konumunda.
Ortaya çıkan yapı bir “bloklar sistemi” değil, bir “ağlar sistemi”. Ülkeler aynı anda birden fazla eksende hareket ediyor:
– Güvenlikte bir eksen,
– Enerjide başka bir eksen,
– Ticarette üçüncü bir eksen,
– Teknolojide dördüncü bir eksen.
“Biz ve onlar” mantığının yerini, örtüşen çıkarların geometrisi alıyor.
Bu hızlı dönüşüm Türkiye açısından hayati önemde. Yeni dünya düzeni, tek bir merkeze yaslananları değil, çok yönlü oynayabilenleri ödüllendiriyor. Batı’yla da Doğu’yla da, Kuzey’le de Güney’le de konuşabilen; krizlerde taraf olmaktan çok denge kurabilen ülkeler stratejik değer kazanıyor.
Starmer’in Pekin’de olduğu, Körfez’in İran konusunda Washington’dan mesafe aldığı, Hindistan’ın ABD ile derinleşirken Çin’le köprüleri atmadığı bir dünyada; esneklik, soğukkanlılık ve uzun vadeli stratejik akıl en kıymetli sermaye haline geliyor.
Dünya gerçekten çok hızlı değişiyor. Ve bu değişim ideolojiyle değil çıkarla, kamplaşmayla değil dengeyle, cepheleşmeyle değil çok merkezli bir uyum arayışıyla ilerliyor.
29 Ocak 2026 - Merak Etmeyen Beyinler, Düşünmeyen Toplumlar
28 Ocak 2026 - Dünya Hızla Yer Değiştiriyor: Çin, ABD, Avrupa Birliği, Körfez ve Yeni Denge Arayışı
27 Ocak 2026 - Aile mi, Eş mi, Çocuklar mı?
26 Ocak 2026 - Barış Kurulu Toplantısına Putin ve Netanyahu Neden Katılamadı?