Hayatımda ancak geriye dönüp baktığımda anlam kazanan davranışlar oldu. Alınmış dersler, çoğu zaman geç fark edilmiş gerçekler…
Uzun yıllar şunu yaptığımı net biçimde görüyorum: Kendi duruşumdan ödün vererek başkalarının konforunu önceledim. Kimse rahatsız olmasın, kimse kırılmasın, yanlış anlaşılma olmasın diye yaşadım. Kırılgan dengeleri korumaya, ilişkileri ne pahasına olursa olsun ayakta tutmaya çalıştım. Uzlaşma, orta yol ve çözüm üretme refleksi hayatımın doğal bir parçası hâline geldi. Bedelini ise çoğu zaman sessizce ben ödedim.
“Belki öyle demek istememiştir.”
“Bir yanlış anlaşılma vardır.”
“Bunu büyütmeye gerek yok.”
Diplomatlık refleksi elbette bunda etkiliydi. Meslek alışkanlıkları özel hayata sızar: krizi yumuşatmak, tansiyonu düşürmek, köprü kurmak… Uzun süre bunları birer erdem olarak gördüm.
Zamanla daha net bir gerçeği fark ettim: Ne kadar uzlaşmacı olursanız olun, herkes aynı iyi niyeti göstermez. İlişkiler tek taraflı yürümez. Tango bile iki kişiyle yapılır.
Bir noktadan sonra tablo berraklaşıyor. Bazı insanlar sakin, iddiasız, çatışmadan kaçınan bir duruşu anlayış olarak değil; zayıflık ya da kendi haklılıklarının teyidi olarak okuyor.
Bencillik, hoyratlık ve kayıtsızlık… Dünya onların etrafında dönüyor. İşte tam bu noktada şunu fark ettim: Böyle insanlar için sürekli alttan almanın, geniş davranmanın ve durumu idare etmenin maliyeti, benim zihinsel ve duygusal dengem için fazlasıyla ağır.
İyi niyetle açtığım alan, başkalarının sınır tanımazlığına dönüştü. “İlişkiyi koruyorum” zannederken, aslında kendi sınırlarımı aşındırıyordum.
Bu fark ediş kolay olmadı. İnsan kendi payına düşen yanlışı kabul etmekte zorlanır. Ama bir aşamadan sonra bedel inkâr edilemeyecek kadar görünür hâle gelir. Ve insan kendini kandıramaz.
İşte o noktada bilinçli bir temizlik süreci başlattım. Bunun tek seferlik değil, süreklilik isteyen bir karar olduğunu da kabul ederek.
Önce çevremi gözden geçirdim.
Sonra bazı ilişkileri yeniden tanımladım.
En zoru ise kendi zihnimi disipline etmekti.
Her durumu karşı tarafın penceresinden açıklama alışkanlığından vazgeçtim. Herkes için çözüm üretme zorunluluğunu bıraktım. Ve bazı cümleleri ilk kez net ve sakınmadan kurdum:
“Bu bana uymuyor.”
“Bunu yapmak istemiyorum.”
“Burada durmayacağım.”
“Bu yük tek taraflı değil; adil biçimde paylaşılmalı.”
Şunu da öğrendim: Temizlik yalnızca insanlarla sınırlı değildir. Zihinde biriken tortu, dış çevre kadar yıpratıcıdır.
Ve evet, bütüncül bir arınma istiyorsanız beden de işin parçasıdır. Detoks sadece bir metafor değil. Zihin, duygu ve beden tek bir sistemdir; biri ihmal edildiğinde diğerleri de etkilenir.
Bugün geriye dönüp kendime vereceğim tek tavsiye şudur:
İyi niyetini sınırsız bir kaynak sanma; hak etmeyene gösterilen anlayış, en çok sahibini yorar.
Kendini zehirleme.
Çevreni sadeleştir.
Zihnini temizle.
Çünkü bazı ilişkiler, sona erdiğinde değil; sürdükçe tüketir.
Bunu ne kadar erken fark eder ve harekete geçersen, hayatın o kadar sağlam, dengeli ve özgür olur.
9 Ocak 2026 - Ilık Suda Kurbağa Değiliz: Salami Taktiklerine Geçit Vermemek İçin Ne Yapmalı?
8 Ocak 2026 - Kendini Zehirleme: Etrafını ve Zihnini Temizle
7 Ocak 2026 - Kaybedince Değil, Şimdi
6 Ocak 2026 - Pirus Zaferi: Kazandığını Sanırken Bir Çocuğu Yormak
5 Ocak 2026 - Güç Boşluğu Affetmez: Zayıflık Görüldüğünde Dosyalar Açılır