Ne zaman Ege’de tansiyon yükselse—savaş tamtamları çalınsa, güvensizlik havayı kaplasa ve komşular birbirine kuşkuyla bakmaya başlasa—benim aklıma hep aynı panzehir gelir: Rebetiko.
Ne bir nostalji olarak.
Ne de bir kaçış biçimi olarak.
Bir hatırlatma olarak.
Benim için Rebetiko yalnızca bir müzik türü değildir. Yunan adalarından Selanik’e, Çeşme’den Ayvalık’a uzanan bir hatta beni izleyen kişisel bir tutkudur. Farklı limanlar, farklı masalar… Ama aynı duygu. Coğrafya değişir; his değişmez.
Bu müzik, siyasetin başaramadığını yapar: sesleri alçaltır, köşeleri yumuşatır ve insanları yeniden ortak bir insanlık zeminine davet eder.
Rebetiko dinlenen bir müzik değildir; içinde yaşanan bir müziktir.
Bunu ilk kez Selanik’te, denize bakan küçük bir tavernada fark ettim. Bouzouki sessizce konuşmaya başladığında, mekân bir anda binadan daha yaşlı hissettirdi kendini. Kayıp, özlem ve yarım kalmış hayatlar masaların arasında dolaşmaya başladı.
Yıllar sonra Çeşme’de, ardından Ayvalık’ta aynı hissi yaşadım. Kıyılar değişti ama içimde dokunduğu yer hiç değişmedi. O zaman anladım: Rembetiko tek bir ülkeye değil, Ege’nin ortak kaderine aittir.

1923 mübadelesi yalnızca insanları değil; anılarını, dillerini, kokularını, aşklarını ve seslerini de yerinden etti.
İzmir’den Pire’ye gidenler, Selanik’ten Ayvalık’a savrulanlar…
İnsan yanına bir fotoğraf, bir mendil, bir dua alabilir.
Ama acı, kalpte taşınır.
Rebetiko, işte bu yükün sesidir. Ne bütünüyle Yunan’dır ne bütünüyle Türk. Onu yaratan insanlar gibi: iki yakaya da ait, hiçbirine tam değil.
Rebetiko konser salonlarında değil, limanlarda ve arka sokaklarda doğdu.
1920’ler ve 30’larda Atina, Pire ve Selanik; mübadillerin, işsizlerin, tutunamayanların şehriydi. Bu müzik onların diliydi.
Bu yüzden uzun süre hor görüldü, sansürlendi.
Ama susturulamadı.
Çünkü kuramdan değil, hayattan doğmuştu.

Rebetiko, onu taşıyan sesler sayesinde hâlâ yaşıyor.
•Markos Vamvakaris, bouzouki’yi kaderle buluşturdu; sokak ağıtlarını onurlu ve yalın bir dile çevirdi.
•Roza Eskenazi, İzmir kökenliydi; Yunanca ve Türkçe söyledi. Ege’nin iki dilli ruhunu tek nefeste taşıdı.
•Vassilis Tsitsanis, Rembetiko’yu şiirsel ve kentli bir forma taşıdı; ahlaki ağırlığını kaybettirmeden.
Bu sesler Selanik’te de Ayvalık’ta da yabancı gelmez. Tanıdıktır.
Rebetiko uzun sözlere dayanmaz. Gücünü yoğunlaşmış hakikatten alır.
•Fragosyriani, bir aşk şarkısı gibi başlar; mesafe ve özlemin sessiz ağırlığını taşır.
•Synnefiasmeni Kyriaki (“Bulutlu Pazar”), sürgünün melodideki hâlidir.
Rebetiko’da aşk bile gölgesiyle gelir.
Rebetiko çaldığında tuhaf ama gerçek bir şey olur.
Sloganlar geri çekilir. Hararet düşer. İnsanlar hatırlar.
Aynı deniz.
Aynı rüzgâr.
Aynı mutfak.
Aynı gözyaşı ve o gözyaşlarını döken aynı gözler.
Bu yüzden Rebetiko’nun sessiz bir diplomatik gücü olduğuna inanırım. Devletlerden önce konuşur; bayraklar ayırmadan önce hatırlatır. Gerilim anlarında tartışmaz—silahsızlandırır.
Kesinlikle.
Bugün Selanik’te küçük tavernalarda, Atina’nın arka sokaklarında, İzmir ve Ayvalık kıyılarında; Berlin’den Londra’ya uzanan diaspora şehirlerinde genç müzisyenler bu şarkılara yeniden hayat veriyor. Bouzouki ile bağlama yan yana geliyor.
Rebetiko bir müze parçası değil. Yaşayan bir hafıza pratiği.
Benim için Rebetiko, Ege’nin ahlaki pusulasıdır.
Bir ada limanında ya da bir kıyı kasabasında duyduğumda, içime hep aynı cümle düşer:
“Biz aslında sandığımız kadar ayrı değildik.”
Belki de bu yüzden Rebetiko çaldığında, Ege biraz daha sakinleşir.
Hadi koyun bir parça dinleyin.
11 Ocak 2026 - CHP’nin Bitmeyen Transfer Hikâyesi: Sorun İsimler mi, Yoksa Yapısal Körlük mü?
10 Ocak 2026 - Rebetiko: Ege’yi Sakinleştiren Müzik
9 Ocak 2026 - Ilık Suda Kurbağa Değiliz: Salami Taktiklerine Geçit Vermemek İçin Ne Yapmalı?
8 Ocak 2026 - Kendini Zehirleme: Etrafını ve Zihnini Temizle