İnsanlığın en eski sorularından bazıları hâlâ cevap bekliyor:
Evrende yalnız mıyız?
Başka gezegenlerde zeki yaşam var mı?
Ve eğer varsa, bizi izliyor olabilirler mi?
Ama artık beni daha fazla meşgul eden soru şu:
Biz bu gezegende kalıcı olabilecek miyiz, yoksa kendi elimizle sonumuzu mu hazırlıyoruz?
Gökyüzüne baktığımda hayal gücüm elbette uzaya kayıyor. Bugüne kadar 5.500’den fazla ötegezegen doğrulandı. Yalnızca Samanyolu’nda yüz milyonlarca yaşanabilir bölgede gezegen olabileceği hesaplanıyor. Galaksimizde yüz milyarlarca yıldız var. Evrenin tamamında ise trilyonlarca galaksi…
Matematik bize şunu söylüyor: Gezegen çok. Olasılık yüksek.
Ama bugüne kadar zeki yaşama dair doğrulanmış bir kanıt yok.
Bu da iki ihtimali bırakıyor:
Ya gelişmiş medeniyetler son derece nadir.
Ya da medeniyetler belli bir eşiği geçemeden kendilerini yok ediyor.
İkinci ihtimal beni daha çok düşündürüyor. Çünkü kendi gidişatımıza baktığımda, bu ihtimal artık soyut bir teori gibi gelmiyor.
Belki evrenin sessizliği boşluk değil; bir arşivdir.
Başarısız olmuş medeniyetlerin arşivi.
Zaman zaman bana da soruluyor:
“Eğer uzaylılar varsa NASA biliyordur, Pentagon biliyordur. Büyük güçler panik olmasın diye saklıyordur.”
Bu iddia çekici. Gizemli. Heyecan verici.
Ama gerçekçi mi?
Böylesi bir temas, binlerce bilim insanının, askerin, gözlem istasyonunun içinde olduğu devasa bir süreç olurdu. Watergate saklanamadı. Snowden belgeleri sızdı. Büyük devlet sırları bile sonsuza kadar gizli kalamıyor.
Bilim küresel bir faaliyettir. Teleskoplar tek bir ülkenin kontrolünde değil. Eğer böyle bir kanıt olsaydı, mutlaka uluslararası rekabet içinde bir yerden ortaya çıkardı.
“Tanımlanamayan hava olayları” uzaylı demek değildir.
Tanımlanamayan, henüz açıklanamayan demektir.
Bilimde “bilmiyoruz” demek dürüstlüktür.
“Saklıyorlar” demek için ise kanıt gerekir.
Şu an o kanıt yok.
Belki gerçekten yalnızız.
Belki başka medeniyetler var ama bizden milyonlarca yıl ilerideler.
Belki biyolojik formu aşmış durumdalar.
Belki bizi fark edecek kadar önemsemiyorlar bile.
Ama şu an bildiğimiz tek şey şu:
Bilinen tek zeki yaşam burada.
Bu ürkütücü değil.
Bu ağır bir sorumluluk.
Uzaylıları konuşurken gözden kaçırdığımız şey şu:
Tehdit uzaydan gelmiyor.
2024 kayıtlardaki en sıcak yıl oldu. Küresel sıcaklık artışı 1.5°C eşiğini aştı. CO₂ emisyonları 37 gigatonu geçti. Atmosferdeki yoğunluk 420 ppm’in üzerinde.
Fizik pazarlık yapmıyor.
Karbon, siyasi beyanlara kulak asmıyor.
Bu artık bir çevre meselesi değil.
Bu bir güvenlik, ekonomi ve istikrar meselesi.
Şirketler için bilanço riski.
Devletler için ulusal güvenlik riski.
İnsanlık doğanın yenileyebileceğinden daha hızlı tüketiyor. Her yıl milyarlarca ton atık üretiyoruz.
Bir şirket sürekli zarar yazıyorsa iflas eder.
Ama biz gezegeni sürekli eksi bakiyede yönetmeye çalışıyoruz.
Bu sonsuza kadar süremez.
Dünyada 12.000’den fazla nükleer savaş başlığı var.
Bir yanlış alarm.
Bir siber saldırı.
Bir bölgesel kriz.
Medeniyetler yavaş çökebilir. Ama nükleer çağda çöküş ani olabilir.
Eğer evren sessizse, belki de nedeni budur.
Yapay zekâ geliştiriyoruz.
Gen düzenliyoruz.
Otonom silah sistemleri kuruyoruz.
Ama aynı hızla etik kapasitemiz artıyor mu?
Gücümüz, bilincimizi aşarsa; kozmik sessizliğin bir sonraki örneği biz olabiliriz.
Kozmik liderlik, uzaylı romantizmi değildir.
Zaman ölçeğini genişletmektir.
İklimi ekonomi politikasının merkezine koymak.
Enerji dönüşümünü ulusal güvenlik stratejisi görmek.
Nükleer riskleri ciddiyetle yönetmek.
Döngüsel ekonomiyi temel ilke yapmak.
Salgınlara kalıcı hazırlık oluşturmak.
Gezegen bir bilançodur.
Eksi bakiye sınırsız taşınamaz.
Belki bir gün yıldızlara gideceğiz.
Belki başka gezegenlerde koloniler kuracağız.
Ama kendi evini yönetemeyen bir tür, galaksiyi yönetemez.
Evren sessiz olabilir.
Ama bizim sınavımız hâlâ sürüyor.
Eğer bir gün başka bir medeniyet bizi gözlemlese, belki şu soruyu sorardı:
“Bu tür, elindeki gücü olgunlukla kullanabildi mi?”
Cevap, bugünkü kararlarımızda saklı.
Ya evrileceğiz.
Ya da kozmik arşivde kısa bir dipnot olacağız.
23 Şubat 2026 - Uzaylılar, Devlet Sırları ve Gezegenimizin Kaderi: Kozmik Bir Muhasebe
22 Şubat 2026 - Sürekli Makyaj ile Doğallık Arasında
21 Şubat 2026 - TURQUALITY: Doğru Fikir, Zor Uygulama
20 Şubat 2026 - Türk İş İnsanının Gücü ve Kırılganlığı: Nasıl Biliniyoruz?
18 Şubat 2026 - Tatil Bir Ödül mü, Yoksa Yanlış Hayatın İtirafı mı?