Ah! Interstellar filmi gibi bir filmimiz olsa…

8 Ocak 2026

Solucanları nasıl bilirsiniz? İyi biliriz, diyerek gömmeyelim hayvanları. Ben daha çok onların delikleriyle ilgileniyorum. Yanlış anlamayın, bir bilim adamı değilim. . Ne’biliim adamı değilim.. Yazarım.

Şimdi bu solucan deliklerinin iki ucu da (oklu değnek demeyelim de), 

birbirlerinden ışık yılları tabir edilen şekilde uzaktalar. Bu iki uç, uzayın bükülerek bir araya gelmesi sonucunda birleşip bir kısa yol oluşturuyor. Bu teoriyi de bize hepimizin uzun dilini çıkardığı fotoğraftan bildiğimiz, kıvırcık kafasıyla tanıdığımız, dahi fizikçi ve bilim insanı (eskiden adamı derdik, hey gidi günler hey)  Albert Einstein (1879-1955) teorik olarak açıklamıştı zaten. Kütle, uzay zamanı büküyor, buna da genel görecelik teorisi diyoruz. 

Bunu niye yazıyorum. Malum, bu ülkede yaşanmaz deyip nasibini Avrupa’da bir yerde çalışmakta arayan gençler, meslek erbabı epey arttı. Beyinler göçtü. Ama göçenler, yazın leylekler gibi tatile veya arkalarında bıraktıkları topraklara dönüyorlar tabii. Kan çekiyor ne de olsa.

Ne var ki, solucan deliklerinden geçip uzay-zamana meydan okumayı, Interstellar filmindeki gibi, bir başka boyut ve zamandan evine bakmayı hayal eden yok. Neden? Nedeni çok açık. 

Hani iki yoksul hayal kurarken milyarder olsak ne yapardık diye birbirlerine sormuşlar ya. 

Biri ben soğanın cücüğünü yerim demiş. Diğeri de bana başka bir şey bırakmadın deyince, olay kopmuş. Hayal bu kadar.

Yahya Kemal (1884-1958) adlı şairimiz, devreye girip insan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar, dese de, hayaller Madrid gerçekler Mardin. 

Yani, öyle uzay-zaman, zamanı eğip bükme, CERN’de deneylere katılma ve benzeri hayalleri Elon Musk’a, Jeff Bezos’a emanet ediyoruz. Sağlığımızı Türk hekimlerine edemiyoruz. Çünkü yurt dışına göçmeye başladılar. 

Oysa solucan ve deliği deyip geçmemek gerekir. Onun da bir 3I Atlas kadar konuşulmaya ihtiyacı var. Zaman geçitleri, yasak bölgelerdeki kapılar, göç planlamalarımızda ve youtube videolarında yer alabilirdi.

Kolaylığa bak: İstediğin zamana, boyuta, kabuk (beden) değiştirmeden, vizeye gerek kalmadan göç etmek mümkün.

Düşünsene bir, filmdeki gibi, solucan deliğinden geçince zamanın anlamı kalmayacağından, belki de tüm zamanlara oradan bakacak, alemlere akacaksın.. Zaman tek çizgide (lineer) değil, döngüsel  ne dün ne yarın ne şimdi var. Hepsi bir arada, tekmili birden. Belgesel…

Filmin yönetmeni Christopher Nolan halen sağken, güzel ve yalnız ülkemiz için, acaba bir solucan deliği filmi çekip, konuyu göç konusuna konuyu getirebilir mi? Hatta bu tüm Ortadoğu için de ilaç olabilir mi? Hem buna  Avrupa da sevinir, ABD de. Ne de olsa göçmenlerden en çok şikayet eden onlar.

Ama ABD’nin bundan yakınması tam bir aymazlık. Nikola Tesla da göçmen Einstein da, doğum kontrol hapının mucidi Carl Djerassi de, Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin de. Hele 2. Dünya savaşı sonrası ABD’ye aldırılan Alman bilim insanları yüzlerce. 

Demek ki, beyinlerin göçmesi, ülkelerin beynini de açabiliyor. Biz de aldırılmak bir yana aldırma gönül diye şarkı yapmışız.

Bizim göçmen sanatçılarımız, bilim insanları, doktorlar arasından da mutlaka birileri çıkacaktır. Şu mRNA aşılarının (koronavirüs) buluşçusu Biontech’in Almanya göçmenleri Uğur Şahin ve Özlem Türeci gibi mesela.

Bu örnekleri çoğaltmak lazım. Uzaya gidip gelen astronotumuz Alper Gezeravcı’nın kıymetini veremedik gerçi de. Yine de umutluyum, belki Alper gibi bir başka yiğidimiz solucan deliklerine doğru keşfe çıkar günün birinde. Bir Abdülcanbaz gibisi mesela, çizgi romanda bile olsa bunu yapmıştı zamanında. (Turhan Selçuk’un yarattığı çizgi kahraman kendisi.)

Interstellar gibi diyerek başlayan solucan deliği yazımızı okuyup, yani oralara illaki bilim insanı mı gidecek, ben gideyim diyeceklerin çıkması, bizim girişimci ruhumuzun delili olarak, gurur vesilem olacaktır. 

Solucan deliğine karşıdan bakarak sonuçlandırmadan önce bir şaire kulak verelim.

İrlandalı şair (1907-1963) Louis Macneice, Yıldız Gözlemcisi adlı şiirinde bakın ne demiş:

“… Muhteşem yıldızlı bir geceydi ve batıya giden tren boştu, koridorları yoktu. Bu yüzden bir yandan diğer yana koşuşturarak, gökyüzünde açılmış, neredeyse dayanılmaz derecede parlak o delikleri, alışılmadık bir manzarayı yakalayabiliyordum.”. 

Şimdi o bu yazıyı yazsaydı, tren yerine muhtemelen şöyle derdi:

Solucan deliğinde savrulup duruyordum. Bir de baktım ki dünya, mavi ışığıyla zamanın kim bilir neresinde…. 

Ya da seni gidi zalım kara tren derdi de derdi bizi gererdi.

Gündemin ötesinde bu tür konulara da ihtiyacın var azizim. Demli olsun dedim.

Sen bu konuyu bi’ düşün istersen. 

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.