Türkiye’de “Saplantı” (özgün adıyla Obsession) olarak vizyona giren 2025-2026 yapımı korku-gerilim filmi, çocukluk arkadaşı Nikki’ye platonik aşk besleyen Bear adlı bir gencin, dileklerini gerçekleştiren doğa üstü bir nesneyle (söğüt dalı) karşılık bulmayan aşkını elde etmeye çalışmasını ve bunun yarattığı kabusu anlatıyor.
Dileği gerçekleştiğinde ise o aşk, çıkışı olmayan bir kabusa dönüşüyor. Ona âşık olan kız bir şeytana dönüşüyor.
Demek ki neymiş, bir dilekte bulunurken dikkat etmek gerekiyor. Bazen istediğiniz bir şey, sizi istediğinize pişman ettirebilir. Arzu ettiğiniz şeyler, karanlık ve uğursuz bir bedelle sizi karşı karşıya bırakabilir.
İtalyan toplumbilimci ve gazeteci Francesso Alberoni (1929-2023) Âşık Olmak (Falling in Love) adlı kitabında aşkın kimyasını, nasıl ve niye olduğu soruşturur.
“Eğer biri sahip olduklarından ya da kendisinden memnunsa âşık olamaz. Âşık olma deneyimi, bunalımdan, gündelik yaşamda değerli bir şey bulamamaktan kaynaklanır” der.
Acaba gerçekten böyle mi? Sahip olduklarından dolayı mutlu olması gereken zenginlerin, ünlülerin, bu durumda âşık olamamaları gerekiyor. Belki de olmuyorlardır, rol kesiyorlardır. Hatta satın alıyorlardır.
Ama âşık oluyorlarsa da yeni bir şeye daha sahip olma duygusu olarak adlandırılmalı bu.
Peki Alberoni’nin ikinci cümlesine ne diyeceğiz? Bu durumda, ülkemizde yaşayan hemen herkesin ‘Aşk mı kaldı? Aşk öldü artık.’ demesi bunalımları aştıklarını ve yaşamlarında değerli şeyler bulduklarını mı gösteriyor!
Âşık olanlar, zaten bunalımdaysa yeni bir bunalıma ve çılgınlığa kapılmaya ayrıca niye heves ediyorlar dersiniz?
Alberoni bunu irdelemiyor ve devam ediyor!
“Kendi değerlerinden emin olmayan, çoğunlukla kendilerinden utanan gençlerin daha çok âşık olduğu görülüyor. Öteki yaş gruplarındaki insanlar da gençliklerinin sona erdiğini ya da yaşlanmaya başladıklarını düşünüp, yaşamlarında bir şeylerin kaybolduğu duygusuna kapılınca aşık oluyorlar.”
Bu cümlelere bir itirazım yok.
Tamamlanma, kendisini başkasında ifade etme ve kanıtlama değer bulma, fethetme isteklerinin yanısıra hormonların da etkisini ihmal etmemek gerekiyor aşkta.
Özellikle ileri yaş gruplarındaki erkeklerin cinsel başarısını garantileyen yeni kuşak uyarıcıların, yeni aşk maceraları için onlara cesaret verdiğini de Alberoni’nin fikirlerine ekleyebiliriz. Kadınlar açısından ise aşkın duygusal yönünün ağır bastığını, cinsel hazzın ikincil planda kaldığını söyleyebiliriz. Söyleriz de doğruyu mu söyleriz?
Cümlelerin büyüsüne kapılmamak, sorgulamak lazım. Bütün bu görüşler, beni aslında şu noktanın altının çizilmesi gerekliliğine götürüyor. Çağımızın belki de en belirleyici özelliklerinden biri, genellemeleri sona erdirmesi.
Her konu, olay, kendi özelinde sorgulandığında doğruya ulaşılabiliniyor. Yani istisnalardan ibaret oluyor her şey. Kurallar bozuluyor. Bu durumda, her aşkın, ilişkinin, durumun da kendi mantığı ve koşulları içerisinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Demek ki alışıldık kalıplardan, ifadelerden, fikirlerden sıyrıldığınızda önünüzde yeni bir dünya açılabiliyor.
Aşkı, âşık olmanın kimyasını sorgularken, bu sorgulamayı başka konulara da sıçratmaya, size doğru olarak sunulanları kontrol etmeye, kuşkulanmaya, araştırmaya başlamanız anlamına gelir bu.
Giderek daha çok izlenen, teknolojik verilerle sırları yok olan, buna kendi isteğiyle katılan ve kuşatılan insanı, yani benliğinizi ve bilincinizi ezberci yaşamdan kurtarmaya adım atmak, âşık olmak kadar tatmin etmez belki sizi. Ama kendinizle buluşturur en azından.
Bu randevuya geç kalmayın!
18 Haziran 2026 - Aman kimselere randevu vermeyin de bugün kendinizle buluşun!
14 Haziran 2026 - Bir totemim var FIFA Dünya Kupası’ndaki durumumuza dair!
13 Haziran 2026 - Dünyanın aklı olsa hep futbolla yatar kalkardı… Savaşlarla değil!
10 Haziran 2026 - Hayatın anlamını anlayabilir miyiz? Hayır! Anlamayız boşa uğraşmayın!
7 Haziran 2026 - Ben mırıl mırıl yazayım siz dudaklarınızı kıpırdatarak okuyun!