Günümüzde artık neredeyse herkes hayatı çözmüş.
X’e bile girip baktığınızda özlü sözlerden, hayata dair hazırlop reçetelerden geçilmiyor.
Reçetelerle yetinmek istemeyecekler için de çeşitli frekans/titreşim yükseltecek uygulamalar testler eşliğinde abonelik sistemiyle satılıyor.
Evrenden dilekte bulunmayın, titreşiminizi ayarlayın, o zaman yakındığınız her şey düzelecek deniyor.
Uzun süreli abonelikler sağlamak için de 3-4 ay sabretmenize dair ve sabredenlerin nasıl hidayete erdiğine ilişkin yorumlar kanıt olarak sunuluyor. Biz kullandık, oldu hesabı.
Bir ara elektrik modası vardı.
Ondan elektrik aldım, bundan alamadım gibi.
Tesla’nın ruhu çınlasın.
Ben abonelik istemeden diyorum ki: Hayata dair kitaplar keşfedin, okuyun.
Her hafta farklı bir kitapla yeni bir maceraya atılın.
Zamanın ötesine geçin.Böylece zaman bir boyut mudur,
testi dolu su mudur anlarsınız. Testiyi yaşanmamış hayatları okuyarak doldurur, reenkarnasyonu hayattayken yaşarsınız.
Yabancı basından çevirilmiş ‘ilişki reçeteleri’ne de pek kulak asmayın.
Her yerde aile, çevre, inanç sistemi, yönetim, ilişkiler, koşullar farklı. Size uymaz.
Deneyimler genellemelerdir.
Size yaşam coşkusu verecek müzikleri dinleyin. Özellikle sabahları.
Bir zamanlar, şimdi adını hatırlamadığım yabancı bir dizide, karakterlerin kafasında bir müzik çalıyordu. O anlarını yansıtan.
Bana olur bazen. Ve bu şarkı da nerden geldi demeden mırıldanmaya başlarım hemen.
Aşka, sevdaya dair şiirler bulup okuyun. İnternetten bulabilirsiniz.
Aşk acınız varsa dindirir, yoksa özendirir.
Şiir mi kaldı, öldü demeyin. Daha yeni Anne Carson adlı Kanadalı şair, bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü’nü kaptı. Demek ki kalmış.
Siz okumayınca, dinlemeyince, görmeyince şair de, ressam da, yazar da, sanat da bitmiyor. Sadece biz bilmiyorsunuz!
Gençliğinizden kalma bilgilerle, nostaljik, kırıntı bilgilerle
kendi bilgi bitikliğinizi genellemeyin.
Sanat, yapay zekaya rağmen dolu dizgin var.
Üstelik çoğu yerde gidip izlemesi bedava etkinlikler, çağdaş müzelerde, sergi, performans ve enstalasyon olarak sürüyor.
Hayal dünyanızı kurgubilim kitaplarıyla genişletin.
Apple TV’niz varsa Vakıf’ı, Dark Matter’ı izleyin.
Ücretsiz dizi izleme platformlarında da izlemediğiniz çok örnek olmalı.
Başka ülkeleri, kentleri anlatan videolar YouTube’da sürüsüne bereket.
Yaşam haritanızı yeniden çizin. İnsanlara önyargıyla değil sevgiyle yaklaşın.
Zor durumda olanlara yardımcı olun. Kimseyi bir konuda zorlamayın.
Hayata güzel bir imza atın.
Ardınızda sizi akıllarına getirdiklerinde mutlulukla gülümseyecek, sizi özleyecek yüzler bırakın.
İşte o an, bir fırtına kopacak, Erol Evgin
kulağınızda çınlayacak, ölümsüzlüğü de yakalamış olacaksınız.
Hayatta iki seçenek yok aslında: Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? derler ya.
İkisi birden. Hatta gezerken de akşamları okumak iyidir.
Sürekli gündemin peşinde koşarsanız, kafanız çöplüğe döner.
Başınızı telefondan yukarıya kaldırın.
Parktasınız, ağaçlara bakın. Kuşları duymaya çalışın.
Kedileri gözlemleyin. Dikkat, araba çarpmasın telefona bakarken.
Düşmeyin ya da…
Derin nefesler alırken, yaşama gülümseyin.
Çünkü sağlıklısınız.
Pandemi döneminde fazla ağırlık egzersizi yaptığım için kasık fıtığı oldum bir anda.
Ameliyat sonrasında, o akşam, tuvalette idrar yapmakta zorlandım ve acı çektim. Ve bir kez daha anladım ki, şu her gün doğal olarak ve farkına bile varmadan yaptığımız şeyler bile büyük mutlulukmuş.
Yemek yiyebilmek, yürümek, yemeğimizi zorlanmadan yiyebilmek de öyle…
Reçeteleri okuyun. Ama kendi hayat reçetenizi, bilgileriniz doğrultusunda kendinize uyarlayın.
Böylece akıl akıl, gel de bana takıl demenize gerek kalmayacak.
Dünyaya sadece bakmayacak, göreceksiniz de…
Kendi özünüzü bulun. Kendinizi keşfedin.
Gerisi titreşim, frekans, meditasyonlara gerek kalmadan gelecektir.
Denemesi bedava…