Başlıktan da anlaşılacağı gibi boş bir yazı olmayacak bu. Kıssadan hissesi size kendinizi harika hissettirecek.
Titreyip kendinize döneceksiniz.
Kör görmez sağır uydurur, bir atasözü. Gerçekte hangi atalar bunu söylemiş o da belli değil. Sanki durum saptamışlar.
Buradan çıkan öğreti nedir? İşin içyüzünü bilmiyorsanız, yanlış bilgiyi, kanıyı gerçek sanırsınız.
Günümüzde zaten durum böyle.
O kadar çok uydurma haber var ki, hangi haber gerçek, hangisi yapay zekayla üretilmiş, hangisi provokasyon, kime inanmalı bilemiyorsunuz.
Yanlış yoldan gitmenin birden çok yolu vardır. Doğruyu bulmak ise daha da zahmetlidir.
Dürüst insanlar, doğrucu Davutlar, genelde manzarayı kapatan binalara benzerler. Onları kimse istemez. Niye?
Rahatınızı kaçırırlar, her şeyi sorgulamanızı sağlarlar. Baştaki söze gelirsek tekrar.
Aslında körlükten kasıt, görememek değil, fiziksel bir şeyden söz etmiyorum.
Baktığı halde görmeyenlerden söz ediyorum.
Duyabildiği halde duymazlıktan gelenlerden ya da.
Vaktiyle New York’ta bir grup iş arkadaşı öğle molasında dışarıya çıkarlar. İçlerinden biri Kızılderili kökenlidir. Kaldırımda; kalabalığın uğultusu, sirenler, iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve kornalar eşliğinde yürürlerken, Kızılderili olan bir an durur. Parmağını yukarıya kaldırıp, hişşşt! yapar diğerlerine, duydunuz mu, cır cır böceğini? Arkadaşları espri yapıyorsun herhalde derler, bu gürültü içerisinde ne cır cırı. İçlerinden biri, ona inanır. Diğerleri yürümeye devam ederken, ikisi cır cır böceğini ararlar. Kızılderili, bir iz sürücü gibi yolun karşısına geçer. Bir sokağa döner. Arkadaşı da onu izler. Küçük bir parka girerler.
Gerçekten de orada, ağaçların arasındadır cır cır böceği. Hatta yüzlercesi.
Arkadaşı, senin insan üstü yeteneklerin, güçlerin var, bu sesi nasıl duydun, der.
Kızılderili, beni izle, diye yanıtlar. Tekrar caddeye çıktıklarında, Kızılderili, yürürlerken yere bozuk para atar. Yürüyenlerden kimi, kendisinden bir şey düştü sanıp cebini yoklar, kimi farkına bile varmaz, kimi yerlere bakınır. Gördün mü der, Kızılderili, önemli olan nelere değer verdiğin ve önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar ve hissedersin. Yani bu insan üstü bir güç veya yetenek değil.
Paraya önem veren paraya, aşk isteyen aşka, doğruya veya farkındalığa sahip olmak isteyen kişisel gelişimine dikkat eder.
Nereye baktığınızdan çok, neye ve niye baktığınız önemlidir yaşamda. Sözgelimi kar, kayağa gidenler için zevk, yolda kalanlar veya altı ay boyunca karla yaşayanlar için engeldir.
Demek ki bakmak da yetmiyor. Bakış açısı, yaklaşım tarzı, koşullar da dikkate alınmalı.
Yanlış yoldan gitmenin yolu çok demiştim. Ama bu, doğrunun da tek olduğunu göstermez.
Birisi için doğru olan başkası için geçerli olmayabilir. İyi haberim şu. Kendi doğrularınızı zevkli hale getirebilirseniz, yaşama sanatına da el atmış olursunuz. Bu da yetmez. Gönül gözünüzü de açık tutmalısınız. Hayatta başınıza gelen her şeyin, beş duyunuzu birden zenginleştirmesini sağlamak elinizdedir.
Çünkü sadece bilincini, ruhunu zenginleştirenler, bedenlerine de saygı duyup onu iyi ve diri tutabilirler.
Kafası çalışmayan boş biri sadece başkalarının yaptıklarını tüketir.
Kendisi bir fikir bile üretmez. Başkasının ağzıyla konuşur.
Başkasının aklını kullanıp da aklınızı değirmen gibi yapmazsanız,
sokma-akılla bir yere kadar gidebilirsiniz. Sonrası çıkmaz sokaktır. Ki orda cır cır böceği de yoktur zaten.
Hayata yüz seksen dereceyi görebilen bir açıyla bakın. Hoşgörülü olun ki, başkaları da sizi hoş görsün.
Hor görmesin. Şimdi bugünün en önemli egzersizine geçiyoruz.
Gözlerinizi kapatın. Kulaklarınızı açın.
Cır cır böceğini bakalım duyabilecek misiniz?
Martı sesi de olur tabii.