🏆 DÜNYA KUPASI 2026 MERKEZİ 72 Maç 48 Takım 12 Grup ⚽ Canlı Sonuçlar Fikstür 🏟️ Stadyumlar Hikayeler Keşfet → 🏆 Dünya Kupası 2026 Merkezi Keşfet →

Farkın ve oluşun filozofu

17 Haziran 2026

Michel Foucault, arkadaşı Deleuze için ‘Önümüzdeki yüzyıl Deleuze yüzyılı olacak’ demişti.

Bunu hangi ruh haliyle ve ciddi mi söylediği tam bilinmiyor. Ama ben Foucault’un dediğine tamamen katılıyorum o bahsedilen yüzyıllık sürecinin içinde bulunan bugünlerimizin ve özelikle cinselliğimizin en iyi Deleuze’un düşünce sistemiyle anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Çünkü özetle Deleuze “farkın ve oluşun filozofudur’’.

Yaratıcı okuma

Deleuze kendinden önceki büyük filozofların eserlerini son derece orijinal ve yaratıcı bir yöntemle okur.

O günlerin Paris’inin yaratıcı düşünce ortamında eşzamanlı olarak çalıştığı Derrida’nın  yerleştirdiği kavramlarla ifade edersek Deleuze okuduğu her filozofun yazdıklarını tam anlamıyla bir yapısökümüne uğratmıştır (deconstruction)

Tamamen reddettiği hatta nefret ettiğini bile yazdığı Hegel dışında (‘sert bir eleştirmene mektup’ Müzarekeler’ içinde s.14) örneğin  Spinoza , Kant, ve Bergson okumalarında filozofun sisteminden  kendi kurmaya çalıştığı sistemde çalışabileceği bölümleri yaratıcı bir şekilde alır ve onları kendi sistemi içinde kelimenin tam anlamıyla yeniden kavramlaştırarak kullanır.

Deleuze’nin Hegel’e nefret düzeyinde tepkisi olduğunu anlamak düşünce yolumuzda düzgün yürüyebilmemiz açısından önemlidir.

Deleuze dinamik ve daldan dala atlayan, göçmen bir düşünce yapısına sahip olduğundan onun sistemini nereden başlayıp anlatmaya karar vermek oldukça zor.

O zaten başlangıçlara ve sonlara fazla önem vermez onun için önemli olan süreçler ve  bir sürecin  tam ortasıdır.(bunu bir düz çizgi olarak düşünürsek Deleuze için çizginin başı ve sonu değil tam ortası önemlidir)

Onun Hegel’i çözümlemesine  girmek için ben biraz dolambaçlı yolu seçeceğim.

Ağaçlar ve Rizom

Deleuze’ün bir ağaç söylemi vardır. Kökleri sağlam, gövdesi oluşmuş ve dallar vermiş bir ağacı Deleuze fazla sevmez. Bu onun çevreciliğe karşı olmasından değildir. Sadece bu ağaçta gördüğü kök, gövde ve dallar ona Hegel gibi filozofların düşünce sistemlerindeki hiyerarşik, değişmesi imkansız ve yaratıcı düşünceye de fazla imkan tanımayan düzenini çağrıştırır.

Hegelci  bir ‘öz’den başlar ve karşıtlık olarak antitezini tanımlayarak sentezine ulaşır. Teleolojik (Sabitlenmiş bir hedefe doğru kesintisiz düşünme süreci) bu süreç sonuna kadar götürülür.

Hegel ve birçok klasik filozofun dünyasında fark bir karşıtlık olarak tanımlanır, yani bu fark’ta karşıt olmaktan kaynaklanan bir negatiflik söz konusudur.

Bu negatif fark aslında karşı olduğu tarafından tanımlanmış bir farktır. Bu yüzden bu tür fark yeni ve orijinal olanı yaratamaz.

Oysa Deleuze Nietzscheci anlamıyla bu dünyada olumlu bir yönelimi olabilecek pozitif ve coşkulu, neşeli  bir farkı yaratmanın koşulları peşindedir.

Ağacı, çağrıştırdıkları nedeniyle, yeryurtluluğu, derine inerek tutunması, kök salması nedeniyle sevmeyen Deleuze bunun yerine taşların, kayaların arasında biten ayrık otları , kök, gövde, dallar olarak organlara ayrılmamış rizomları tercih eder. Çünkü bu bitki düzeni kendisinin özgürce ve hatta anarşik denilebilecek kavram oluşturma sürecinin bir metaforu olarak görüldü onun tarafından. 

O sadece diğer felsefecilerden aldığı fikirleri özgürce yeniden kavramlaştırmakla kalmayıp edebiyattan, filmlerden, sanatlardan aldığı fikirleri de özgürce yeniden kavramlaştırır.

O, kavram oluşturma sürecinde de göçmen bir beyne sahiptir.Felsefe yapma süreci yersiz yurtsuzdur.örneğin bir düşünürün dünyasında bir süre kaldıktan sonra katiyen yeryurtlaşmadan kök salmadan başka bir düşünüre veya bir edebi esere, bir filme bir resme atlayıp göçebe düşünce yaşamını kendi sistemini istediği düzeyde kuruncaya kadar sürdürür.

Anlamlı fark yaratan bir kavram yaratmak isteyen filozofların kendisi gibi oradan oraya kısa konaklamalar yapan göçebeler, nomadlar gibi düşünmesi gerektiğini söyler.

Marcel Proust’un ‘Geçmiş Zamanın peşinde’ eserinin okumasından Deleuze kendi göstergebilim yorumuna katkı çıkarmıştır. (‘Deleuze ve Quattari’ Ronald Bouge s.52) Ve Sacher-Masoch’un kitabına yazdığı giriş yazısında hem sadizm ve mazoşizmi Freudçu glenekten çok farklı yorumlamış, aynı zamanda bu eserden de ‘bir sözleşme teorisini kavramlaştırmıştır. 

Ayrıca Francis Bacon’ın resimlerinden organsız beden kavramını, Godard sinemasından zaman-imge kavramını ve Kafka’dan da minör kavramını çıkarmıştır. (Bu konular Süreyya Su  ve  Arif Tekin’in ‘Kaygan Uzamda Hareketler’ kitabında çok güzel anlatılıyor).

Kafka’nın kitabında böcek oluşa getirilen Freudçu yorum, böcek Kafka’nın babasının varlığı karşısında kapıldığı değersizlik duygusunu göstermektedir. Bu açıklama, Freud’un kurmuş olduğu bilinçdışını anlama sisteminin içine tam uyacak uygunluktadır.

Deleuze’e göre ise böcek olmak var olan gerçeklik karşısında bireyin kendisine tamamen ve radikal bir fark, kaçış yolu yaratma arzusunu anlatmaktadır.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.