Küçük burjuva

18 Ekim 2026

Söylemeye hiç zahmet etmeyin zaten biliyorum, şimdi dışarıda koca bir dünya var; jeopolitik krizler, yapay zekanın işimizi elimizden alıp almayacağı tartışmaları ve iklim krizinin kapıya dayanmış olması gibi büyük ve havalı endişeler havada uçuşuyor. 

Ama müsaadenizle, ben bugün New York’taki entelektüel dostlarımın Manhattan kafelerinde tartıştığı o tür  makro-krizleri bir kenara bırakıp, kendi içimde nöbette beklemekte olan nevrotik, küçük burjuva karanlık endişe dehlizlerine ineceğim. 

Çünkü dürüst olalım, insanlık tarihini değiştirecek bir nükleer tehdit bile, sabah uyandığımda kahve makinemin aniden çıkarmaya başladığı o tuhaf, “bozuluyorum galiba” sesinin bende yarattığı saf panik duygusuyla yarışamaz.

Endişe, modern insanın en sadık ve bence en maliyetli evcil hayvanıdır. Onu her gün beslemek zorundasınızdır. 

Üstelik bunu yapmak için New York Times okumanıza ya da küresel piyasaları takip etmenize de gerek yok. 

Mesela ben, geçen akşam evde oturmuş viskimi yudumlarken, birdenbire “Acaba 20 yıl sonra diz kapaklarım ne durumda olacak ve hatta diz kapaklarım olacak mı  endişesine kapıldım. Durup dururken. Ortada hiçbir şey yokken. Gerçek bir sorun yoksa, hemen oracıkta entelektüel ve tıbbi bir kriz imal etmek benim uzmanlık alanıma dönüştü

Batı dünyası bu işi bir endüstri haline getirdi. Psikiyatristler, “anksiyete yönetimi” adı altında seansı yüzlerce dolara varan terapilerle bize endişelenmemeyi öğretmeye çalışıyorlar. 

Ne büyük bir yanılgı! 

Endişe yönetilmez, onunla birlikte yaşanır. Hatta o, entelektüel derinliğin bir kanıtı gibi sunulur. 

Eğer bugünün dünyasında yeterince endişeli görünmüyorsanız, ya dünyadan haberiniz yoktur ya da yeterince kitap okumamışsınızdır. 

Dolayısıyla ben de geri kalmamak adına, her sabah kendime yeni bir panik listesi hazırlıyorum.

Bugünkü listemin başında, yaşlanma korkusu ve o meşhur “orta yaş üstü entelektüel bunalımı” var. Benden daha kötü durumada olan bir arkadaşım absürtlüğe sınıf atlattırdı. “Bu akşam yediğim sushi’deki cıva oranı beni zehirler mi?” sorusuna takabildi, bilmem anlatabiliyor muyum?

Sonuç olarak arkadaşlar , endişe duymak kaçınılmazdır. Önemli olan, endişelenirken bile bir tarza sahip olabilmektir. 

Küresel ısınma için herkes endişelenir, o sıradandır. Siz asıl, benim gibi kütüphanenizdeki kitapların tematik  sırasının bozulma ihtimali üzerine uykusuz geceler geçirin de göreyim bakalım.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.