İş İşten Geçmeden… Zamane Kötülük ve Hacivat Aklı

18 Ocak 2026

“Uzun süre her şey için yalnızca ‘anlıyorum’ diyen insan, sonunda hiçbir şeye karşı duramaz.”

Ne kokan ne bulaşan insan sanki hayatla arasına ince bir mesafe koymuştur. 

Dumanın kokusunu sezer, yangına koşmaz. 

İlk bakışta bu bir incelik gibi durur. Ama, sadece dikkatli bir ‘kaçınma’dır.

Bu durumu aslında çok eskiden beri biliyoruz. 

Karagöz ile Hacivat’ın perdesinde de benzer bir fark vardır.

Hacivat dili düzgün, usulü bilen, her duruma uygun söz bulan kişidir. 

Karagöz ise ölçüyü kaçırır, sabırsızdır. Bazan edepsiz de görünür. Perdede ayıp eden (perdeyi yıkıp viran eyleyen) görünüşte odur. 

Ama seyirci kimin oyuna getirildiğini fark eder. 

Gülüşlerinde sessiz bir ‘adalet sezişi’ vardır. 

Halk, düzgün cümlelerin arkasına saklanan hesabı tanır.

Bugün kötülük çoğu zaman bağırarak gelmiyor. 

Daha çok sakin, ölçülü, makul bir hâlde çıkıyor karşımıza. 

Kimse açıkça savunmuyor belki, ama kimse açıkça karşı da durmuyor. 

Ama böyle zamanlarda yanlış ortadan kaybolmuyor. 

Sadece arka plana itiliyor. 

Öne çıkan ise, itiraz edenin sesi oluyor. 

Dayanamayan sorunlu, susan uyumlu sayılıyor.

İşte tam burada sessizlik masum olmaktan çıkıyor. 

Çünkü hiçbir şey yapmayan, hiçbir şey yapmadığı için kendini temiz hissediyor ama bir şey yapmaya çalışanı ölçüsüz, hatta biraz ayıp eden gibi görüyor. 

Böylece yanlış yerinde kalıyor; yalnızca onu işaret eden el kirli sayılıyor. 

Bu, açıkça zarar vermeden işleyen bir kötülük. 

Hacivat zekâsı’ dediğim şey de tam bu: 

Oyunu bozmaz ama oyunun sürmesine yardım eder.

Bu tavrın en rahat hâli ‘entelektüel mesafede’ görülür. 

Olan biteni görmek ama ona karışmamak. 

Yangını anlatmak ama dumandan uzak durmak. 

Acı, sözle anlatıldıkça biraz daha uzakta kalır. 

Anlamak bir süre sonra beklemeye dönüşür; beklemek de çoğu zaman razı gelmenin kibar biçimi olur.

Böylece insan ne mağdur olur ne fail ne de direnen.  Arada, kendine bulduğu güvenli bir yerde durur. 

Ama aradadır. 

Bazı anlar vardır ki, orada durmak bile çoktan varoluşsal nedenlerle seçilmiş bir tarafta olmaktır. 

Ve bazen en sessiz hâl, en güçlü onay anlamına gelir.

Sonra o ne kokan ne bulaşan insan akşam eve döner. 

Üzerinde günün hiçbir izi yoktur. 

Ne bağırış, ne duman, ne o gün yaşadıklarına bir itiraz, ne de başkasının acısından kalan küçük bir leke. 

Temizdir. Rahattır. İyi bir gün geçirmiş, iyi bir insandır.

Peki, insan her şeyi anladığını söylüyorsa, ne yaptığını da anlıyor mudur? 

Dumanın kendisine henüz değmediği yerde, sessizliğiyle neyi onayladığını, rahatlığıyla yükü kime taşıttığını? 

Yoksa bu temizlik, başkalarının isi-kiri, yanık yarası pahasına korunmuş bir hâl midir?

Bugünlere ‘hangi insan’ eksikliğiyle geldiğimizi düşünmek, yazıyı okuyanlara kalsın.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.