Yüksek enflasyon baskısı altında bile küresel oyuncu çıkıyor. Humanis’in hikayesi, Türkiye’nin doğru koşullarda neler yapabileceğinin somut kanıtı. Çin’e ilaç ihraç eden ilk Türk şirket olan Humanis, üretim kapasitesi ve ArGe yatırımlarıyla Türkiye’den küresel oyuncu çıkabileceğini ortaya koyuyor.
Yüksek enflasyon, ihracatçı şirketlerin yaşadığı zorluklar, sanayicilerin girdiği darboğazlar…
Türkiye’de üretim yapan herkesin ortak hikâyesi bu.
Ama bir de başka bir hikâye var.
Zor şartlara rağmen Çin gibi en rekabetçi pazarlara ihracat yapabilen, Ar-Ge’ye yatırım yapan, katma değerli üretime odaklanan şirketlerin hikâyesi… Aslında fotoğraf çok net:
Şartlar biraz normalleşse, Türkiye’den çok daha fazla “küresel oyuncu” çıkacak.
Türkiye’de başta Abdi İbrahim olmak üzere 100 yılı aşkın ilaç şirketlerinin üretim tesislerini gezmiş, hatta o dönem “uzay üssü gibi tesis” manşeti atmış bir gazeteciyim.
Dolayısıyla, daha 2013 yılında üretime başlamış olmasına rağmen bugün Almanya başta olmak üzere aldığı sertifikalarla Avrupa Birliği ülkelerine, Orta Doğu’ya, Uzak Doğu’ya, Latin Amerika’ya ve Afrika’ya ihracat yapan; Çin’e açılmış ve önümüzdeki beş yıl içinde ABD pazarına girmek için hazırlık yapan Humanis’in Çerkezköy’deki üretim tesislerini gezerken, Türkiye ilaç sanayisinin geçirdiği dönüşüm gözümün önünden adeta bir film şeridi gibi geçti.

Cem Mengi
Çerkezköy’de, çatıları tamamen güneş panelleriyle kaplı ve çevresindeki arazilerin de güneş enerjisi tarlalarına dönüştüğü bu üretim üssünü; Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, Humanis Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Sancak, Saya Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Volt Teknoloji Genel Müdürü Metin Sancak ile birlikte gezdik.
Bu üç isim, aslında şirketin nasıl konumlandığını da anlatıyor: Çok sektörlü bir yapı, güçlü bir yatırım disiplini ve teknoloji odağı.
Haluk Sancak’ın şu cümlesi de bu tabloyu net özetliyor:
“Evet, 100 yıllık yerli şirketlerin ve dev yabancı oyuncuların olduğu bir pazarda yeniyiz. Ama Ar-Ge’yi arkamıza alarak ve stratejik satın almalarla çok hızlı ilerliyoruz.”
2013’te üretime başlayan bir şirketten bahsediyoruz.
Ama bugün geldiği yer, klasik “genç şirket” tanımının çok ötesinde.
Humanis, bugün Türkiye’de üretilen her 20 kutu ilacın 1’ini karşılıyor. Şirketin bu yıl için hedefi 250 milyon dolar ciro, 120 milyon kutu üretim.
108 bin metrekare arazi…
45 bin metrekare kapalı alan…
200 milyon dolarlık yatırım…
Katı, yarı katı ve likit formlarda üretim yapılabiliyor. Humanis’in daha ikinci yılında aldığı EU GMP sertifikası ve ardından gelen çoklu uluslararası sertifikalar, şirketi küresel ölçekte güvenilir bir üretici haline getirmiş. Bu yüzden ihracat haritası da geniş:
Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya, Afrika, Latin Amerika, Uzak Doğu…
Ve bu haritanın içinde çok kritik bir başlık var…

Haluk Sancak ve Metin Sancak
Humanis, Türkiye’den Çin’e ilaç ihracatı yapan ilk şirket.
Bu sadece yeni bir pazar değil. Bir eşik. Çünkü Çin, regülasyon ve kalite açısından dünyanın en zor pazarlarından biri. Bu pazara girebilmek, Türk ilaç sanayisinin geldiği seviyeyi gösteriyor.
Şirket şimdi ABD pazarına hazırlanıyor. Ama bu bir “yeni ülke” hikâyesi değil. Baştan aşağı bir dönüşüm. FDA standartları, kalite sistemleri, izlenebilirlik…Yani şirketin tüm kaslarının yeniden inşa edilmesi.
200’ün üzerinde ruhsatlı ürün, 12 farklı tedavi alanı…
Ama yön değişiyor. Onkoloji, diyabet ve özellikle nadir hastalıklar… Çerkezköy’deki Ar-Ge merkezi, geliştirme sürecinin tüm aşamalarını tek çatı altında topluyor. Ve bu yapı Humanis’i sadece üretici değil, geliştirici yapıyor.
Burada ayrı bir başlık açmak gerekiyor. Nadir hastalıklar. Dinlediğimde en çok etkilendiğim konulardan biri oldu. Ticari getirisi sınırlı, etkisi çok büyük alanlar. Bu, ilaç sektöründe çok sık gördüğümüz bir tablo değil.
Humanis’in CTX gibi nadir hastalıklara yönelik geliştirdiği ürün, sadece sağlık tarafında değil, kamu maliyesinde de ciddi bir katkı yaratıyor. Yıllık yaklaşık 400 milyon TL tasarruf etkisinden söz ediliyor.
Öğreniyoruz ki Türkiye’de bu hastalığı teşhis edilmiş kişi sayısı 100 ancak erken teşhis edilmemiş en az 400 civarı kişi olduğu söyleniyor. Erken teşhis edilip, bu ilacı kullandığı takdirde bir bebeğin ileriki yaşlarda mesela zeka geriliği gibi engelleri aşabileceğini öğreniyoruz.
Aynı şekilde uyuz tedavisine yönelik ve sınırlı üreticinin olduğu bir alanda geliştirilen ürünün şimdiden 24 ülkeye ihraç edilmesi de önemli bir gösterge.
İlaç sektöründe şu anda en hızlı büyüyen alanlardan biri diyabet ve metabolizma tedavileri.
Zayıflama etkisiyle öne çıkan bu yeni nesil ilaçlar, küresel ölçekte dev bir pazar oluşturmuş durumda.
Patent sürelerinin dolmasıyla birlikte bu alan daha erişilebilir hale gelecek.
Humanis’in bu alandaki hazırlıkları da bu büyük dönüşümün bir parçası. Öğreniyoruz ki şirket iki yıldır diyabet alanında hazırlık yapıyor, çok yakında bu pazarda yerli bir markanın çıkması, pazardaki dengeleri alt üst edebilir.
Tesisin çatılarının tamamen güneş panelleriyle kaplı olduğundan yazının girişinde söz etmiştim. 8 milyon dolarlık yatırımla elektriğin %70’i güneşten karşılanıyor bu şirkette. Geri dönüşüm oranı %74. Su yönetimi sistemleri aktif. Yani sürdürülebilirlik burada bir iletişim dili değil, operasyonun kendisi.
Humanis örneği şunu net gösteriyor:
Türkiye’de üretmek zor. İhracat yapmak daha zor. Ama doğru stratejiyle, dünyanın en zor pazarlarına girmek mümkün.
21 Nisan 2026 - Türkiye’nin zor şartlarında “başka bir lig”e oynayanlar
6 Nisan 2026 - Yerel Ligden NBA’e: Çimsa’nın Sessiz Ama Radikal Dönüşü
6 Mart 2026 - 290 Milyar Euroluk Güzellik Ekonomisinin Yeni Laboratuvarı: Türkiye
9 Şubat 2026 - Algoritmaların Cinsiyeti Var mı? Varsa, Kim Yazıyor Geleceği?
19 Ocak 2026 - Esin Güral Argat: 2025 türbülansı yüksek bir yıl oldu, biz de yüzde 10 daraldık