Yaşı hiçbir zaman hayatımın merkezine koymadım.
Çünkü gördüm ki insanı belirleyen takvim değil, tavrıdır.
Bugün dönüp etrafıma baktığımda, bu düşüncenin sadece bir fikir değil, yaşayan bir gerçek olduğunu görüyorum.

Annemde görüyorum.
85 yaşında…
Ama hayata bağlılığı, tutunma iradesi ve yaşam enerjisi birçok gençten daha güçlü.
Bu bana şunu hatırlatıyor:
İnsan bedenle değil, ruhla yaşar.
Eğer ruh diriyse, yaş sadece bir detaydır.

Cemil Çakmaklı’yı düşünüyorum…
Yıllardır ekolojik kalkınmayı anlatıyor.
Ama sadece anlatmıyor—yaşıyor.
İlk günkü heyecanla, ilk günkü inançla…
Bu çok nadir bir şeydir.
Çünkü çoğu insan zamanla yorulur.
O ise zamanla derinleşmiş.

İzmir’de birçok dostum var…
Uğur Yüce, Alaattin Yüksel, Aziz Kocaoğlu, İbrahim Yüncü…
Hiçbiri köşesine çekilmedi.
Tam tersine…
Gençlere yol açıyorlar.
Kentin hafızasını yaşatıyorlar.
Sorumluluk almaya devam ediyorlar.
Ve açık söyleyeyim:
Çoğu zaman hepimizden daha fazla enerjiyle, daha fazla adanmışlıkla çalışıyorlar.

Daha birçok isim geliyor aklıma…
Niyazi Erdem, Erdal Aksoy, Bülent Eczacıbaşı, Ahmet Eren, Ersin Özince, Serpil Doğan, Osman Birsen, Ümran Kumcuoğlu, Moris Reyna, Aydın Doğan, Uğur Ergun…
Ve liste burada bitmiyor.
Dünyaya baktığınızda da benzer örnekler var.

Warren Buffett hâlâ yatırım dünyasının merkezinde.
Charlie Munger son gününe kadar zihinsel berraklığını korudu.
Rupert Murdoch, 90’ını geçmişken bile oyun kurucu olmaya devam etti.
Türkiye’de de iş, kültür ve düşünce dünyasında köşesine çekilmeyip üretmeye devam eden daha nice isim var.
Hepsinin ortak noktası şu:
Hayatı bir sprint değil, bir maraton olarak görmeleri.
Yorulduklarında kenara çekilmiyorlar.
Ritmini değiştiriyorlar ama oyunun içinde kalıyorlar.
İşte fark burada.
Kendi hayatıma baktığımda da aynı şeyi görüyorum.
Eşim Aynur Tattersall…
O da benim gibi.
Kıpır kıpır, üretken, sürekli yeni projelerin peşinde.
Onunla birlikteyseniz, zaten yaşlanma diye bir seçenek kalmıyor.
Çünkü hayat sürekli akıyor, dönüşüyor, yenileniyor.
Ve siz de onunla birlikte yenileniyorsunuz.
Bütün bu örnekler bana şunu söylüyor:
Yaş almak kaçınılmaz.
Ama nasıl yaşayacağın tamamen senin tercihin.
Ben kararımı verdim.
Son nefesime kadar…
Hayatın içinde kalmak istiyorum.
Üreterek, öğrenerek, merak ederek…
Ve en önemlisi, bir amacın peşinden giderek.
Çünkü insanı yaşatan şey nefes almak değil, bir anlam için yaşamaktır.
Mesajım çok net:
Yaş gelir.
Alır götürür.
Ama siz izin vermezseniz, en önemli şeyleri götüremez:
Hayat sevincinizi…
enerjinizi…
amacınızı…
Benim gördüğüm gerçek şu:
Bazı insanlar yaşlanır.
Bazıları ise yaş aldıkça büyür.
Ben de Aynur da ikinci grupta kalmaya niyetliyiz.
Birincisi:
Hayatla bağınızı hiç koparmayın. Tutunan kazanır.
İkincisi:
Her yaşta üretin. Üretmeyen zihin hızla yaşlanır.
Üçüncüsü:
Hayatı bir sprint değil, bir maraton olarak görün. Önemli olan ne kadar hızlı koştuğunuz değil, ne kadar uzun süre yolda kaldığınızdır.
Çünkü sonunda mesele şu:
Kaç yaşında olduğunuz değil, hayata ne kadar bağlı kaldığınızdır.
26 Mart 2026 - Yaşa Takılma: Asıl Mesele Nasıl Yaşadığın
25 Mart 2026 - İzin ve onay hiç istemedim
23 Mart 2026 - Etiket Bir Strateji, Davranış Yeni Güç Para Birimi
22 Mart 2026 - Sakın Ola Ki Zenginleşmeden Yaşlanmayın
21 Mart 2026 - 1.4 Milyar İnsan Ancak Bu Sistemle mi Yönetilebilir?