İBB davasında Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan'ın savunması başladı. Pehlivan, Brezilya'da 2018'de hapse atılarak seçime girmesi engellenen Lula da Silva'ya yapılanların aynısının Ekrem İmamoğlu'na yapıldığını anlattı, "Onu mahkum eden hakimi Adalet Bakanı yaptılar ama Lula bugün Cumhurbaşkanı" dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 2 bin yıldan fazla hapis istemiyle yargılandığı 92’si tutuklu 414 sanıklı İBB davasının 26’ncı celsesi görüldü.
Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 31 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken duruşmalara haftanın 4 günü devam ediliyor.
İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatı Kaan Karcılıoğlu’nun 25’inci günde yarım kalan savunması tamamlandı. Ardından Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasına geçildi.
Pehlivan’a destek olmak için çok sayıda avukat Silivri’ye geldi. Jandarma, duruşma salonu girişinde vekalet kontrolü yaptı.
İBB davasında tutuklular alkışlarla salona geldi. Buğra Gökce, 23 Nisan için üzerinde “Ulusa egemenlik, çocuğa bayram” yazan kağıdı kaldırdı.
İBB davasında tutuklu İBB Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nun avukatı Kaan Karcılıoğlu, ‘etkin pişmanlık’ kapsamında ifade veren Muhittin Palazoğlu’nun ifadesinde Boğaziçi’nde bir yerden bahsetmediğini ve Tuzla’daki inşaattan bahsettiğini belirtti. Karcılıoğlu, “Boğaziçi İmar alanını ilgilendiren bir mesele yok. Nasıl oluyorsa konu, eylem değerlendirme aşamasında Yakup Öner’in beyanıyla Palazoğlu soyadlı bir hanımın boğazdaki gayrimenkulüne bağlanıyor” dedi.
Müvekkilinin 26 yıllık bürokrat olduğunu belirten Karcılıoğlu, sağlık sorunlarına değindi ve cezaevi koşullarının Elçin Karaoğlu’na uygun olmadığını ifade etti. “Hayatı boyunca kamu görevi yürüttü, kaçması mümkün değil” diyen Karcılıoğlu, tahliye talep etti. Mahkeme başkanı Karcılıoğlu’nun savunmasının ardından duruşmaya ara verdi.
İmamoğlu 23 Nisan’ı kutladı
Tutuklu sanıklar duruşma salonundan çıkartılırken konuşan Ekrem İmamoğlu, herkesin 23 Nisan’ını kutladı. İmamoğlu’nun tutuklu koruması Çağlar Türkmen’in 11 yaşındaki oğlu Ediz’in duruşma salonunda olduğuna değinen İmamoğlu, “Cumhuriyet’i bertaraf etmeye çalışan, çocukları okulda aç bırakan akla karşı, o zihniyete karşı mücadelenin yeri, şu an burasıdır” dedi.
İmamoğlu’nun 23 Nisan için verdiği mesajın tamamı şu şekilde:
“Çocuğumuz burada ve o çocuğumuz, bugün aslında anlamlı bir günde burada. Yarın 23 Nisan. Aslında arkadaşlarımla paylaşmıştım ama ben bu memleketin çocuklarına çok güveniyorum, çok inanıyorum. Yürekleri başka. Ama çocukların feryadı var. Çocuklar üzgün. Çocuklar feryat ediyorlar, çünkü canları yanıyor. Eşit değiller. Özgür değiller. Gelecekten en fazla onlar hissederek, şüphe duyarak hareket ediyorlar. Bakın az önce not verdim. 11 yaşında, 1913’te Nazım ne demiş biliyor musunuz? Bu çok bilinmez bir şiiri. Feryad-ı Vatan: Sisli bir sabahtı henüz / etrafı bürümüş bir duman / uzaktan geldi bir ses / ah aman aman / sen bu feryad-ı vatanı dinle / işit / dinle de vicdanına öyle hükmet / vatanın parçalanmış baharı / bekliyor senden ümit. Bunu, 11 yaşında Nazım söylemiş, 11 yaşında. Balkan Savaşı’ndan hemen sonra. Darmadağınık. İnsanlar kopmuş. Üzgün. Başları öne eğik. Çocuklar bunu hissediyor. Ben de çocukları hissediyorum. Çocuklardan çok şey öğreniyorum. Çocukların vicdanına güveniyorum. Çocukların başını öne eğdiren, geleceğe umutla bakmasını engelleyen, çocukların geleceğe hayalleriyle, hayal kurarak koşmasını engelleyen zihniyete karşı mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
‘Burası, çocuklarımızın geleceği için mücadelenin mahkemesidir’
Cumhuriyet, onun için kuruldu. Ben, öksüz ve yetim çocuklarla ilkokulu okudum. Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kimsesiz çocuklarıyla aynı sıralarda hayata başladım. Beş yıl okudum. Hala o sıralarda edindiğim terbiyeyle yaşıyorum. Allah da beni o terbiyeden ayırmasın. Herkes onun için, eşit bakan Cumhuriyet’i bertaraf etmeye çalışan, çocukları okulda aç bırakan akla karşı, o zihniyete karşı mücadelenin yeri, şu an burasıdır. Burası öylesine bir mahkeme değildir. Çocuklarımızın geleceği için mücadelenin mahkemesidir. Onun için burayı ve buradaki çocuklarımız için mücadeleyi takip edin. İşte Ediz, onun için bugün burada. Babasının hasretiyle burada. O çocuklarımızın her birinin alnından öpüyorum. Onlara çok güveniyorum. Geleceğimizin teminatı çocuklarımız için çalışmaya devam edeceğiz. 23 Nisan’ımız kutlu olsun.”
Salona Mehmet Pehlivan’la birlikte geldi
Aranın ardından Ekrem İmamoğlu, savunma sırası gelen avukatı Mehmet Pehlivan ile birlikte salona geldi. Kürsüye alkışlarla gelen Mehmet Pehlivan’ın savunması başladı.
Savunmasının 6 bölümden oluştuğunu, yer yer eleştirileri olacağını söyleyen Pehlivan, “10 aydır yüksek güvenlikli bir hapishanede kapatılmış durumdayım” diyerek sözlerine başladı.
“Tutuklanana kadar hapishaneyi yalnızca avukat olarak ziyaret ettim. Bu ziyaretleri insanı kapatılma duygusuna alıştırmıyor” diyen Pehlivan, “Tarihin doğru yerinde durduğum için başına iş alan ilk kişi değilim. Kimse beni zorlamadı, bilinçle tercih ettim. Evet buradayım çünkü Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını üstlendim. Reddedebilir, vazgeçebilirdim ama öyle yapmadım” ifadelerini kullandı. Pehlivan, tutuklu avukatlar Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’a selam gönderdi.
Brezilya’da Lula’nın başına gelenlerle İmamoğlu’nun başına gelenler bire bir aynı
“Burada bir yargılama yapıldığını da sanık savunması gerektiğini de kabul etmiyorum. Avukatlığın sanık sandalyesine oturtulmasını kabul edemiyorum” diyen Pehlivan, “Kapatılmamızın gerçek sebebinin ne olduğunu milyonlar biliyor” ifadelerini kullandı. İtirafçı Adem Soytekin’in ifadesi nedeniyle tutuklandığını söyleyen Pehlivan, “Savcı Cahit Cihat Sarı Adem’in ifadesinin yalan olduğunu biliyordu. Benim ayarladığımın iddia edildiği avukat Onur Büyükhatipoğlu Adem’in 10 yıldır avukatı” dedi.
Pehlivan, İmamoğlu’nun başına gelenleri zamanında Brezilya’da Lula Da Silva’nın yaşadıklarına benzetti. Cezaevindeyken kaleme aldığı ‘Yargı Silahı’ kitabında anlattığı Brezilya’daki ‘lawfare’ sürecine değinen Pehlivan, Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva’nın tıpkı İmamoğlu gibi üç villayla, partisini yolsuzluk gelirleriyle ele geçirmekle suçlandığını ifade eden Pehlivan, “Merak edenler için hemen söyleyeyim bu suçlamaların siyasi bir komplo olduğu ispatlandı” dedi. Pehlivan ayrıca, Lula da Silva’nın oğlunun da tıpkı Selim İmamoğlu gibi suçlandığını ifade etti ve avukatının da itirafçının birine baskı yaptığı iddiasıyla tutuklandığını belirtti. Pehlivan, “Yaşadığımız süreçle tıpatıp aynı olduğunu inkar etmek mümkün mü?” diye sordu.
Lula’yı mahkum eden hakimi Adalet Bakanı yaptılar
“Nihayetinde yolsuzlukla, rüşvetle, kara parayla suçlanan, hapsedilen, mahkum edilen Lula da Silva, 2022 yılında Brezilya halkının yarısından fazlasının oyunu alarak Brezilya Devlet Başkanı seçilmiştir. Halen görevinin başındadır” diyen Pehlivan, Türkiye’de Adalet Bakanlığı koltuğuna atanan ismin “Türkiye bir hukuk devletidir” demeyi bile tercih etmediğini, masumiyet karinesinin en temel anlamından dahi bihaber olduğunu ifade etti.
Lula da Silva’nın maddi delillerle değil itirafçı beyanlarıyla tutuklandığını belirten Pehlivan, yargıç Sergio Moro’nun Lula’yı mahkum ettiğini ve 2018 seçimlerine girmesinin engellediğini ifade etti. “Seçimleri Trump’ın desteklediği aşırı sağcı Bolsonaro kazandı. Bolsonaro ilk iş olarak, Lula’ya yönelik yargı taarruzunu yöneten Yargıç Sergio Moro’yu Adalet Bakanı olarak atadı. Herkes merak ediyor Lula’nın diploması iptal edildi mi diye. Hayır çünkü Lula üniversite mezunu değildi. Lula’ya ahtapot da dediler. Bu soruşturmaya da ‘Yüzyılın yolsuzluk soruştırması’ denildi. Lula’ya yönlendirilen suçlamaların tamamı da itirafçı beyanlarıydı. Aynılık hiç şaşmıyor” diyen Pehlivan, “Brezilya’da enseyi karartmayanlar çok zaman geçmeden bir avuç azınlığın yargıyı ele geçiremediğini gördüler” ifadelerini de kullandı.
Teşekkül edilmiş bir heyetsiniz
Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı davalarda 12 kez hakim değişikliği yapıldığını ifade eden Pehlivan, mahkeme heyetine seslenerek, “Siz de öylesiniz. Değiştirilmiş değil ancak teşekkül edilmiş bir heyetsiniz” dedi. “Bu iddianameyi nasıl kabul ettiniz?” diye soran Pehlivan, “İddianame kabul kararını savcılık açıkladı, tutukluluğun devam edip etmediğini savcılık açıkladı, duruşma tarihini savcılık açıkladı. Savcılığın sözcü ve amir gibi davranmasına ses etmediniz” ifadelerini kullandı.
Mahkeme heyetine, “Yaptığınız hukuk ve teamül dışı işlemlere baktığımda hangi amaçla teşekkül edildiğinizi anlıyorum” diyen Pehlivan, yargılamanın yapıldığı yerin cezaevi kampüsü içinde olduğuna dikkati çekti ve “Mahkeme koğuşunda yaptığınız her işle ve kararla ilgili şüpheyle karşılanmayı peşinen kabul ediyor olmalısınız” ifadelerini kullandı.
Gizli tanık Meşe buharlaştı
Gizli tanık İlke’nin ifadesinin daha sonra noktasından virgülüne kadar aynı olacak şekilde gizli tanık Meşe adıyla kullanıldığını söyleyen Pehlivan, “Bu ifadeyle 28 farklı kişi suçlandı ama iddianamede Meşe buharlaştı. Onlarca kişi haksız yere gözaltına alınıp tutuklandı” dedi.
Pehlivan, İlke’nin gizli tanıklıktan vazgeçmiş olmasına rağmen iddianamede 61 kez atıf yapıldığını da belirtti ve “Bu anlattığım salt bir hukuka aykırılık zinciri değil, düpedüz sahtecilik ve inkar zinciridir” ifadelerini kullandı.
Özgürlüğe kavuşmanın tek yolu
İtirafçılardan Ümit Polat’ın kendi aleyhinde olan beyanlara ilişkin, “Serbest kalmaya çalıştıkları için yalan söylüyorlar” dediğini, itirafçı Murat Kapki’nin mahkemeye dilekçe sunarak iftira attığını söylediğini ifade eden Pehlivan, “Şu yargılama sürecine bir bakın… İtirafçı olmayan, yani iddia makamının önüne koyduğu bu kurguyu imzalamayan hiç kimse serbest kalmadı. Özgürlüğüne kavuşmanın tek yolu, savcılığın senaryosuna boyun eğmek” diye konuştu.
Tutuklu şoförlere de değinen Pehlivan, haklarında en ufak bir somut delil olmadığının altını çizdi ve “Savcılığın dedikodu peşine düşmesi yeterince utanç verici değilmiş gibi bunu bile insanları tutuklamadan yapamaması ne kadar aciz durumda olduklarını göstermiyor mu?” diye sordu. İBB dosyasında toplam 160 kişinin tutuklandığını, 60 kişinin tahliye olduğunu da söyleyen Pehlivan, “Keşke savcılık hatasını anladı da tahliyelerini istedi diyebilseydik. Bu 60 kişinin neredeyse tamamının ortak özelliği, ifadelerini savcılığın beklentisi doğrultusunda değiştirmeleri” dedi.
Çalınan bir kuruş gösteremediler
Dosyanın evrakla doldurulduğunu ancak ne baz kaydının anlamlı bir sonuç verdiğini ne de MASAK raporlarında herhangi bir bulguya rastlandığını ifade eden Pehlivan, “Çalınan bir kuruş gösteremediler” dedi. İtirafçılardan Servet Yıldırım’ın beyanlarına da değinen Pehlivan, “Alt tarafı dosyada adı geçen Hüseyin Köksal’ın şoförlerinden biri. Yani direksiyon başında bekleyen bir çalışan. Ancak savcılığın kurgusuna ve adamın anlattıklarına bakarsanız; şoför koltuğunda değil, adeta bu hayali örgütün kozmik odasında oturuyor” diye konuştu.
İtirafçı Servet Yıldırım’ın Cebeci’deki maden sahasından Medya A.Ş.’ye ve Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ne kadar bir çok konuda detaylı anlatımları olduğunu vurgulayan Pehlivan, “Boğaziçi İmar’ın en derin sırlarına vakıf olduğunu iddia eden, bu kadar kendinden emin konuşan bu adam; röportaj verirken adını zikrettiği Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’nu kadın sanıyor” dedi. Pehlivan, dosyada aleyhteki beyanların hepsinin tahliye menfaati üzerine kurulu olduğunu da belirtti.
Nerede o kuyumcu terazisi?
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “İtirafçı beyanlarını tek başına ele almıyoruz. HTS’yle doğruluyoruz” dediğini hatırlatan Pehlivan, “Bu bir yalan hem de kuyruklu yalan” dedi. Pehlivan, kendisinin itirafçı ifadesiyle 19 Haziran’da tutuklandığını, HTS’lerine ise 7 Ekim’de bakıldığını söyledi ve “Hani itirafçının sözüyle iş yapılmıyordu? Hani HTS’yle doğruluyordunuz? Hani kuyumcu terazisi? Hani nerde? Bu arada aylar sonra HTS’ye bakıldığında da itirafçının yalan söylediği bilmem kaç bininci kez ispatlandı” diye konuştu.
Mahkeme heyeti bu sırada duruşmaya kısa bir ara verdi. Aranın ardınden Pehlivan savunmasına devam etti. Pehlivan, iddianamenin başında belirttiklerini aynen okuduktan sonra şunları kaydetti:
Tek delil itirafçı beyanları
“Soruşturma kapsamında elde edilen, başta etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan örgüt mensuplarının beyanları olmak üzere tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde…” “Tüm deliller” dediği şey, aslında cümlenin hemen başındaki etkin pişmanlık beyanlarıdır. Ellerinde başka hiçbir şey yok; sadece varmış gibi iddia ediyorlar. Gelin itiraf edelim: Yargılama iddiasında bulunduğunuz, müvekkilim Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının kurmuş olduğu bu örgütün asıl kurucusu; etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler ve onlarla iştirak halindeki soruşturmacılardır. Afilli laflar ile gizlemeye çalıştıkları gerçek budur.
Yargının örgütlü suça olan merakına hepimiz aşinayız. 2016 yılında her 3 yargı mensubundan 1’inin suç örgütü üyesi çıkmasına atıf yapıyorum. Asıl dikkat çektiğim husus, siyasi hasımlarıyla mücadele etmek için örgüt uyduran yargı mensuplarıdır. Meslektaşlarım defalarca çeşitli mahkemelerde şu soruyu sordular: “Nasıl bir örgüt bu?” Örgüt, gün gelir İtalyan Gladyosu tipi yapılanan bir yapı olur; böylece birbiriyle alakasız kişiler bir araya getirilerek “Ergenekon” diye bir örgüt icat edilir. “Bu insanların birbirleriyle ne alakası var?” diyemeyiz; zira o savcılar tarafından bu örgütün alametifarikası, tam da bu “benzemezlerin bir araya gelmesi” olarak ilan edilir. O savcılar şu an kaçaktır. Başka bir gün ise insanlar Gezi davası gibi alakasız bir torbaya atılır; bu kez de anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs eden bir örgüt kurgulanır. Bu nasıl bir örgüt? Bu nasıl bir örgüt derseniz; savcılarımız buna emsalsiz, özgün diyor. Emsalsiz bir örgütün, emsal kararlarla nasıl sınanabileceğine dair eller, kollar bağlanır. Allah’tan o davanın savcıları halen görevinin başında. Ama delillerini hazırlayan kollar kaçaklık ya da hapis diye düşünün.
Ahtapotun başı soruşturmacılar
Peki bizimki nasıl bir örgüt? Ahtapotun kolları gibi il geneline yayılan bir örgüt. Tarkan filmleriyle büyümüş neslimiz için kahramanımızın yem edilmeye çalışıldığı ahtapotu hatırlarsınız; bizim için kendi neslim açısından söylüyorum, temsili bir örnek. Peki, ahtapotunuzu sahipleniyoruz. Bu davadaki ahtapotun başı soruşturmacılardır. Kolları da etkin pişmanlar. Sayın Heyet, iddianamenin canı gönülden sahiplendiği hazırlık hareketleri üzerine itirafçılar ve konuşarak örgütü oluşturuyorsunuz. İddianame girişinde aslında ne anlatacağınızı itirafla başlıyorsunuz. Şöyle diyorlar: Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağduru itibariyle somutlaştırılması mümkün ancak zorunlu değildir. Suça ihtiyaç duymuyorsunuz. Ortaya koyulan varsayımsal yapının herhangi bir parçası hakkında konuşacak bir insan arıyorsunuz. Ne diyecekler? Dedikodu, şahsi husumet, özel hayat ya da magazinsel bilgi… Savcılar için fark etmez. Yeter ki ahtapota bir kol daha ekleyelim.”
Örgütün adını itirafçıya koydurdular
Mehmet Pehlivan Aziz İhsan Aktaş’ın ilk kez “sistem” dediği belgeyi göstererek, şöyle devam etti:
“Peki, itirafçılara kurdurdukları bu örgütün bir adı var mı? “İmamoğlu suç örgütü” diye lanse edilse de iddianamede ondan fazla yerde bu iddianamenin adı başka tarif ediliyor. Yani kasiyere, şoföre örgüt kurdurdular, haliyle bu örgüte de ismini bir itirafçı vermiş olsa gerek değil mi? Yani bir itirafçıya bu örgüte isim koydurtmuşlar. Dosyaya dönüp bir bakalım Sayın Heyet. ‘Sistem’ diye bir yapıdan ilk söz eden odur. Daha sonra diğer ifadelerde de papağan gibi tekrar edilen bu kavram sanki herkesin üzerinde uzlaştığı somut, resmi bir örgüt ismiymiş gibi dolaşıma sokulur. Oysa başlangıç noktası bellidir. İddianamenin birçok yerinde örgütün adını ‘Sistem’ olarak tanımlar. ‘İmamoğlu suç örgütü’ değil.
O ‘Sistem’ adını bu örgüte kim vermiş bir bakalım. Evet, hani şu hakkında suç örgütü lideri dedikleri, yüzlerce yıla varan hapis cezası talep ettikleri ama buna rağmen nedense tutuklu bulunmayan, gerek bile görülmeyen Aziz İhsan Aktaş. İşte iddianamenin temelini oluşturan o meşhur ‘Sistem’ adını bir özel isim olarak ilk telaffuz eden odur. Adamın kendi adına bir örgüt olduğu yetmiyormuş gibi gelmiş bir de bizim örgüte isim takmış. İfadesinde aynen şunu diyor: Paraların kendilerinin ‘Sistem’ olarak adlandırdığı havuzda toplayın. Aziz İhsan Aktaş. Yani bu örgütün yöneticileri, hatta itirafçı olan yöneticileri bile bu isimden bahsetmiyorlar. Bu ismi ilk Aziz İhsan Aktaş atıyor. Onun da ne denli bir kullanışlı aparat olduğunu bundan daha büyük bir ispatı olduğunu ben düşünmüyorum.”
Mehmet Pehlivan, savunmasına devam ederken “Adem Soytekin etkin pişmanlıkla tahliye olduğunda gazeteye verdiği röportajda operasyonun ‘Ocak’ ayında bilindiğini söylüyor” dedi.
Pehlivan, Soytekin’in ifadesinde operasyonun “Mart” ayında bilindiğini söylerken dosyada “Şubat” olarak geçirdiğini, röportajda ise “Ocak” diyerek her ifadesinde ayrı bir tarih söylediğinin altını çizdi.
İtirafçı Soytekin’e söz verilmek istendi
Mehmet Pehlivan’ın savunması devam ederken Pehlivan, Adem Soytekin ve diğer etkin pişmanlıkçılarla ilgili konuştu. Tutuksuz yargılanan etkin pişmanlıkçıların mahkemeye çıkarılmadan önce kaçabileceğini söylemesinin üzerine mahkeme başkanı, Adem Soytekin’in bu konuda bir dilekçe gönderdiğini belirterek Soytekin’e söz vermek istedi.
Pehlivan, bunun üzerine “Ama şu an sorgumu bölüyorsunuz” diyerek mahkeme başkanına seslendi, avukatlar da sorgunun bölünmesine tepki gösterdi.
Tartışmalar devam ederken İmamoğlu, mahkemeye seslenerek “Bir savunma devam ederken başkasına söz veremezsiniz. Avukatımı nasıl bölüyorsunuz sayın hakim?” dedi.
Mahkeme başkanı, “O şu an bizim karşımızda sanık. Sizin avukatınız değil” diye yanıtladı.
Tartışmalar devam ederken mahkeme başkanı, çok sayıda avukatın duruma tepki göstermesi üzerine “Burada herkes Mehmet Pehlivan’ın avukatı mı?” diye sorunca salondaki tüm avukatlar “Evet!” diye bağırdı.
“Pazartesi devam edersin” dedi
Mahkeme başkanı, Pehlivan’ın henüz kendisine isnat edilen suçlamalara gelemediğini belirterek savunmasına Pazartesi devam etmesini istedi ve Soytekin’e mikrofon verilmesini istedi.
Soytekin, mikrofonu alarak “Söylediklerimi duymak istemedikleri için beni engellemeye çalışıyorlar” deyince salondan büyük tepki yükseldi.
Adem Soytekin, konuşmaya devam ederek “Dilekçeden sonra, daha vahim bir olay yaşadım” dedi ama sözü mahkeme başkanıyla avukatların tartışmaları devam ederken yine bölündü.
Mahkeme Başkanı’nın Mehmet Pehlivan’ın savunması sırasında Adem Soytekin tarafından gönderildiğini söylediği ve Soytekin’e mikrofon vermesine neden olan dilekçede Soytekin’in dinlenme sırasını öne alınmasını talep ettiği öğrenildi.
Soytekin’in dilekçesi
Soytekin’in “etkin pişmanlıktan yararlandığı için psikolojik baskıya maruz kaldığını” öne sürdüğü dilekçede şunlar kaydedildi:
“İSTANBUL 40. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Dosya No: 2025/318 E.
Konu: Duruşmada dinlenme sıramın öne alınması talebidir.
Açıklamalar:
Sayın Mahkeme, soruşturma aşamasından itibaren birçok kez ifade vererek dosyanın aydınlatılmasına katkı sağladım ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanma irademi açıkça ortaya koydum. Bu kapsamda verdiğim tüm beyanları somut delillerle destekleyerek dosyaya sundum.
Tüm ifadelerimi samimiyetle, eksiksiz ve yalnızca gerçeklere dayanarak verdim. Beyanlarımın bugüne kadar aksi ortaya koyulamamış olup dosya kapsamı ile de örtüştüğü açıktır.
Ancak etkin pişmanlık kapsamında ifade vermiş olmam nedeniyle cezaevinde bulunduğum süre boyunca; sevk sırasında araca bindirildiğim anlardan itibaren ve hatta duruşma salonunda dahi diğer bazı sanıklar tarafından sözlü sataşmalara ve psikolojik baskıya maruz kalmaktayım. Bu durum hem şahsi güvenlik hissimi zedelemekte hem de yargılamaya sağlıklı şekilde katılmamı güçleştirmektedir.
Nitekim bu baskı ve gerginlik ortamı nedeniyle bazı duruşmalara katılmakta zorlandığım da olmuştur. Bu durum savunmamı zamanında ve bütüncül şekilde sunmamın önünde fiili bir engel oluşturmaktadır.
Öte yandan mevcut duruşma planına göre dinlenme sıramın sonlarda olmasından dolayı, ne zaman savunma yapabileceğimin belirsiz kalmasına ve bu mağduriyetin devam etmesine sebebiyet vermektedir.
Etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan bir sanık olarak savunmamın gecikmeksizin alınması hem dosyanın aydınlatılması hem de yargılamanın sağlıklı ilerlemesi açısından önem arz etmektedir.
Sonuç ve İstem:
Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunmuş olmam, maruz kaldığım sözlü ve psikolojik baskı ile savunma hakkımı kullanmamın güçleşmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, duruşmada dinlenme sıramın öne alınmasına karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.
20/04/2026
Adem Soytekin”
Murat Kapki bana dedi ki…
Adem Soytekin ortalık sakinleştikten sonra tekrar söz aldı: Burada başından beri bana çeşitli laflar atıldı, başta önemsemiyordum ama çok arttı. Bu konuda dilekçe vermek istedim. Dün mesela, önümde oturan Murat Kapki bana ‘Biz bu yargılamanın filmini çekeceğiz. Kendi rolünü oynar mısın?’ diye seslendi.
Bunun üzerine Murat Kapki, Soytekin’e “Yalan konuşuyorsun” diye bağırdı. Bunun üzerine salondaki pek çok kişi ayağa kalkarken hakim duruşmayı bitirdi ve Mehmet Pehlivan’a “Savunmanızı böldüğüm için özür dilerim” dedi.
İmamoğlu: Hakikat kaybolmaz
Soytekin, diğer tutuklulardan önce yoğun jandarma eşliğinde salondan çıkarıldı. Salondaki pek çok tutuklu ailesi de Soytekin’e yoğun tepki gösterdi.
Ekrem İmamoğlu, salondan çıkarken şunları söyledi:
“Sakin sakin anlatacağız. Lütfen iyi dinleyin, lütfen iyi aktarın. Gerçekten tarihin çok büyük bir zulmü yaşatılmıştır bu iftiraname ile iddia makamı vasıtasıyla. Lütfen iyi dinleyin. Mehmet (Mehmet Pehlivan), çok güçlü bir delikanlı, çok güçlü bir avukat. Gencecik yaşına rağmen tane tane anlattıklarının hepsi gerçek. Hakikat asla kaybolmaz. Biz de hakikate sığınıyoruz.”
Sanık bile olmayan ama tutuklu şoförlere tahliye
İBB soruşturması kapsamında tutuklanan ancak iddianameye eklenmeden aylardır içeride tutulan 10 kişiden olan Ekrem İmamoğlu’nun makam şoförleri Osman Zekai Kırat ve Recep Cebeci, bugün SEGBİS’le yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye edildi.