Netanyahu ve ‘Saf kötülük’ üzerine

27 Nisan 2026

Daha önce seyrettiğimde tüylerimi ürpertmiş olan 2001 yapımı televizyon filmi ‘Conspiracy’yi Netanyahu’nun davranışlarını izlerken yeniden hatırladım.

Film tüyler ürpericiydi çünkü son derece medeni, sakin bir ortamda, zengin bir bölgede güzel yemekler yenilirken şaraplar içilirken insanlar düşünülmesi bile korkunç olan bir konuyu sakin, medeni bir biçimde konuşabiliyorlardı.

Yahudilere soykırım yöntemiydi yemeğin sohbet konusuydu. Ve sohbetlerin içeriği, ortam ile tamamen zıttı ve filmi asıl tüyler ürpertici yapan buydu bence.

İnsanlar şaraplarını yudumlarken sanki o şaraba  hangi yemek en iyi eşlik edeceğini konuşuyor gibi Yahudileri nasıl toptan yok edebilecekleri konusunda sohbet edebiliyorlardı.

***

Saf kötülüğün böyle sıradanlaşmasının izini daha sonra bu kavramı oluşturan Hannah Arendt sürdü.

5 milyon yahudinin yok edilmesinden sorumlu tutulan Adolf Eichmann’ın ölüme mahkum edimesi ve asılmasıyla sonuçlanan Kudüs’teki mahkemeyi New Yorker dergisinin temsilcisi olarak izledi Arendt.

***

Arendt şu korkunç gerçeğin farkına varmıştı. Eichmann ne psikopattı,ne cinsel sapıktı ne de canavardı. Ne de görünür herhangi bir hastalığı vardı… Tek kelimeyle öyleyecek olursak yüksek derecede normaldi. Sonuç olarak yapmış olduğu bütün korkunçlukları itiraf ederken milyonlarca insanı gaz odasına yolladığını anlatırken sadece emirlere uymakla yetindiğini iddia ediyor hatta antisemit olduğunu bile inkar ediyordu.

***

Arendt, Eichmann’ın bir canavar olduğuna inanmak işin kolayına kaçmaktır vurgusunu yapıyordu. Ve ‘Bizim kurumlarımız ve etiğimiz açısından bu normallik bütün vahşetlerin bir araya gelmesinde bile daha korkunçtur. Çünkü bu yeni suçlu tipi yaptıklarını kendisi de bile kötülük olarak algılayamaz’ diyordu Arendt.

Çağımızın bu savaşlar aşamasında hepimizin ciddi biçimde düşünmesi gerekiyor bu konuyu, Netanyahu’yu ve Trump’ı belki böyle daha iyi anlayabiliriz.

10Haber bültenine üye olun, gündem özeti her sabah mailinize gelsin.