Osman Mesten isimli Ak Parți Bursa milletvekili hayvanseverlere nefret kusmuş. Siz hayvansever olmasanız bile bu sözleri söylememelisiniz, çünkü bu pek çok ruhsal rahatsızlığın dışa vurumu olur, en basiti empati eksikliğinin. Gazeteci Fatih Altaylı'nın böyle kişiler için bir önerisi var.
AK Parti Bursa milletvekiliymiş.
Adını daha önce duymamıştım. Bir varlık gösterse duyardım herhalde.
Muhtemelen siz de duymamıştınız düne kadar. Adı Osman Mesten’miş.
Hayvanlara ve hayvanseverlere kustuğu nefreti dün bir internet sitesinde gördüm.
“Can dost değil it, hayvansever değil insan düşmanı, mama lobisi değil köpekçi terörü” diye yazmış, utanmadan, sıkılmadan, ben ne diyorum ya demeden.
Yuh artık.
Hayvanları sevmeyebilirsiniz.
Sokak köpeklerine karşı olabilirsiniz.
Evde beslenen kedi, köpeğe de hoş gözle bakmıyor olabilirsiniz.
Kedi köpek sahiplerinin evine gitmekten de imtina edebilirsiniz.
Ama böyle bir şeyi yazamazsınız. Yazmamalısınız.
Biraz izan, biraz edep, hatta hepsini bırakın biraz akıl sahibi iseniz “Yahu bu kadarını da yazmayayım” dersiniz, susarsınız.
“Yahu bu memlekette pek çok kişi bu hayvanları seviyor, evinde besliyor, bu ülkede önemli makamlara gelmiş değerli insanlar bile köpek sahibi olmuşlar, evlerinde, bahçelerinde köpeklerle fotoğraf çektirmişler, sevgilerini göstermişler. Bunları söyleyip de onları da kırmayayım, karşıma almayayım” diye düşünürsünüz.
Ve çenenizi de, elinizi de tutarsınız.
İçten içe böyle düşünseniz bile bunu bu şekilde söylemezsiniz. Çünkü bu çok ciddi bir “empati yoksunluğuna” işaret eder.
Ve ortada ciddi bir sorun var demektir.
Bu duruma bilimsel olarak “antisosyal kişilik bozukluğu” denir.
Elbette herhangi birine bu teşhisi koyacak halim yok. Ancak belirtilere bakarak böyle bir durumdan şüphelenebiliriz.
Çünkü bu rahatsızlık bireyin toplum kurallarına, ahlaki değerlere ve başkalarının haklarına sürekli saygısızlık gösterdiği, empati yoksunluğu, manipülasyon ve vicdan azabı çekmeme ile karakterize psikolojik bir bozukluktur. Genellikle çevresel faktörler (çocukluk travmaları, istismar) sonucu gelişen bu durum, bireyin ilişkilerinde ve iş hayatında ciddi sorunlara yol açar.
Sayın vekilin durumu bu mudur bilemem, teşhisi psikologlar, psikiyatrlar koyabilir, ben değil.
Ancak benim söyleyebileceğim şudur.
Galiba milletvekili adaylarından bir de ruh ve akıl sağlığı raporu istenmesi gerekiyor.
Aksi takdirde konuşanı ne kadar ciddiye alacağımız ve nasıl yanıt vereceğimiz konusunda kafamız karışıyor.
Tamamen üşüttük.
Artık çok bilinen bir fıkranın anlatılmasına dahi tahammülümüz kalmamış.
Mustafa Keser, anlattığı çok da eski bir fıkra, hatta latife yüzünden hedefte.
Oysa bunu pek çoğumuz, Kayserili dostlarımızla sohbet ederken söyler, güleriz yıllardır.
Mustafa Bey’e kızacaksak, hikaye, fıkra, latife bayat diye kızabiliriz ancak.
Bu kadar hoşgörüsüz, bu kadar anlayışsız ne zaman olduk diye soracağım ama biliyor musunuz ki aslında olmadık.
Dünden beri konuştuğum yüzlerce kişiden bir teki bile Mustafa Keser’e ne kızgın ne öfkeli ne de hedef alıyor.
Normal insanlar; bizim gibi, sizin gibi aklı başında insanlar gülüyor, beğenmediyse bile gülüp geçiyor, en şakadan anlamazı bile en fazla “Zevzeklik etmiş” diyor.
Peki, Mustafa Keser’e, Mustafa Keser gibi bu toplumun tüm kesimlerine sempatik gelen, yıllardır sanatçılığı ile herkesin saygısını kazanan, hiçbir şeyi kolay kolay beğenmeyen Murat Bardakçı’nın bile “İyi sanatçıdır” dediği Mustafa Keser’e saldıranlar kim!
Söyleyeyim. Bir grup aşağılık, kompleksli, rezil, edepsiz, kişiliksiz, ezik, ruh hastası sosyal medya psikopatı.
En fazla “Beğenmedik bu sözleri” deyip geçmek varken, Keser’e sanki tarihin en büyük günahını işlemişçesine saldıranlar işte bunlar.
Öyle sayıları falan çok da değil.
Belki birkaç yüz, bilemedin birkaç bin kişi. 86 milyon içinde damla bile değiller.
Ama sosyal medya yüzünden, sanki çoklarmış, sanki sesleri yüksekmiş gibi algılanıyor.
Twitter’da birkaçı peş peşe geldi mi sanki toplumun büyük bölümünün böyle bir düşüncesi varmış gibi hissediliyor.
Oysa değil.
Çok azlar.
Kimsenin adam yerine koymadığı, köşede kalmış, büyük bölümü sağlıklı ilişkiler kuramayan, muhtemelen cinsel sorunları olan zavallılar, sosyal medya üzerinden varlıklarını göstermeye, tanınmış isimlere haklı haksız, yerli yersiz saldırarak kendilerini önemsetmeye ve önemsemeye çalışıyorlar.
Ne yazık ki, internet medyası da bunların o berbat, hastalıklı sesini birkaç tık uğruna yükseltiyor, amplifiye ediyor.
Ve zannediyoruz ki, bunlar çoğunlukta.
Ama değiller. İyi ki değiller ve asla da olamayacaklar.
O yüzden Mustafa Keser hiç üzülmesin, hiç takılmasın. Bu toplum Mustafa Keser’i tanıyor ve seviyor.
Üç beş psikopatı da kimsenin ciddiye aldığı yok.
CHP yönetimi, özellikle de genel başkan Özgür Özel, Butlan Davası’nın iktidar yanlısı kalemler tarafından özellikle gündeme taşındığını, üzerinde özellikle çokça durulmak istendiğini düşünüyor.
Butlan Davası’nı ve çıkabilecek olası bir olumsuz sonucu “normalleştirme” çabası olarak görüyorlar.
CHP yönetimine göre iktidar şöyle düşünüyor.
“Bu butlan meselesinden sürekli bahsederek toplumu buna alıştıralım. Piyasalar yavaş yavaş buna alışsın ve CHP yönetiminin yargı kararıyla düşürülmesi beklenen bir sonuç haline gelsin. Piyasa bu riski yavaş yavaş satın alsın. Ve sonunda herkesin alıştığı, piyasanın satın aldığı bu karar çıkartıldığında tepki oluşmasın.”
CHP’nin bu düşüncesi makul mü!
El hak makul.
Her şeye alışan bir toplum buna da alışır.
Her şeyi fiyatlayan piyasa bunu da fiyatlar.
Dün bu konuda fikrini almak üzere, para piyasalarını iyi bilen birini aradım.
“CHP haklı. Son haftalarda piyasa bu riski satın almaya başladı. Dedikodular arttıkça bu özellikle borsa tarafında prim olarak koyuldu. Döviz tarafında henüz aynı oranda satın alınmadı ama orada da yavaş yavaş olabilir” dedi.
“Peki böyle bir kararın çıkmasının ülkeye maliyeti ne olur?” diye sordum.
“Bilemeyiz. Ekrem İmamoğlu maliyeti 150 milyar dolardı ama bunun üzerinde kaçan paranın fırsat maliyeti yok. Onu da eklersek İmamoğlu’nun tutuklanması belki de 300 milyar dolarlık bir yük getirmiş olabilir. Hesaplamak zor. Butlan kararı daha riskli bir karar ama iktidar, iktidarı kaybetmemek için bence bu hesaba bakmayabilir” dedi.
Butlan kararının maliyetini ben de bilmiyorum.
Ama CHP’nin bu meseleyi konuşup tartışarak normalleştirmeyeceğini ve iktidarın bu tuzağına düşmeyeceğini biliyorum.
Önceki gün bazı tutuklu sanıkların niye tutuklu olduklarını birinin bana izah etmesini istemiştim.
Saydığım isimler örnek isimler.
Yoksa haksızlığa uğrayan sadece onlar değil.
Onlarca belediye başkanı ve bürokratı haklı yere mi tutuklu, yargılanmaları için ille de tutuklu olmaları mı gerekiyor.
Can Atalay, milletvekili seçildiği halde ve Anayasa Mahkemesi kararına rağmen nasıl hâlâ tutuklu olabilir!
Ya da Tayfun Kahraman! En üst mahkeme “açık hak ihlali” demedi mi, niye salıverilmez.
En büyük garabetlerden biri de Remzi Sanver’in hâlâ tutuklu olması.
Prof. Dr. Remzi Sanver, Can Holding soruşturmasından dolayı tutuklandı. Can Holding’in sahibi olduğu Bilgi Üniversitesi’ndeki görevinden ötürü. Can Holding’in patronları, tepe yöneticileri bir şekilde tahliye edildi. Remzi Sanver hâlâ içeride. Muhtemelen unutuldu.
Gülistan Doku cinayetinin ve diğer pek çok faili meçhulün dosyalarını yeniden açmak elbette adalet adına güzel bir mesaj.
Ama yukarıda saydığım garabet sürerken, hiçbir doğru ve güzel mesajın yerine ulaşması mümkün değil.
Çünkü adalet gebelik gibidir, azı çoğu olmaz.
Hırsızlıkla suçladığımız yere dönmeye çalışmadığımız zaman.
***
Fatih Altaylı’nın bu yazısı ilk olarak yazarın web sayfasında yayımlandı.